Tarih 12.06.10, 10:44
Yazan Hülya Erkılıç Yer: istanbul
KEMAH'LILARIN ÇAY SEVGİSİ
Kemah'lı Değirmenci Halil Ağa'nın eşi Efsane
Kahraman Aziz Ağa'nın annesi
Hanım Ağa Kemah'lıların Çayı neden bu kadar
çok sevdiklerini şöyle anlatmış;
Çayın alt demliği,suyun devamlı kaynayıp
durduğu kap evin kaynanasıdır
Üst,küçük demlik evdeki gelindir
Alt demlik kaynadıkça o olgunlaşır,demlenir
Gelinin kocası ise bardaktır,biraz gelin doldurur birazda
kocanın anası
Çocuklar Çayın şekeridirler,tat verirler
Görümce ise Çay kaşığıdır,arada
bir gelir ve karıştırır gider
Kaynataya gelince o da bardak altıdır,dökülenleri bir
araya toplar
İbrahim SEVİNDİK
Sevindik Çay Evi
İSTANBUL
Tarih 12.06.10, 10:43
Yazan Hülya Erkılıç Yer: istanbul
AZİZ'İM
Yıkandın,dinlendin içtin suyunu
Terk eyle vadiyi kaç Aziz'im
Bak güneş batıyor topla yükünü
Karanlıkta kaçmak güç Aziz'im
XXX
Maya mı katılır eldeki göle
Arada husumet var ise hele
Namusu kurtardın töreye göre
Yasalara göre suç Aziz'im
XXX
Tükettin karları teptin ayazı
Direndin ecele getirdin yazı
Sonrası ölüm yok Kemah Boğazı
Brastik'ten öteye geç Aziz'im
XXX
Gecelerin uzun,düşlerin yarım
Saç sakal karışmış perişan durum
Arkada jandarma önde uçurum
Yol burda tükendi seç Aziz'im
XXX
Bulutlar çekildi,yıldızlar küstü
Ay,güneş devrildi vadiye düştü
Sinekler,böcekler kana üşüştü
Susmak yakışmıyor ses Aziz'im
İbrahim SEVİNDİK
Herkese Sevgiler
Tarih 10.06.10, 18:18
Yazan Hülya Erkılıç Yer: istanbul
KEMAL`İM
Ülkemin adını gavur koydular
Şöyle etrafıma baktım
şaştım,tanıyamadım
Karasakal,yeşil cüppe,başta
sarık,alışamadım
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Bana öğretilen din;gönüldedir,haldedir
İnsan ayırmamalı,her yaratılan kardeştir
Şimdi bu benlik neden?Acep bilmem ne iştir
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Dört kitabı bir tutmayan islam olamaz
Kul hakkıyla yola çıkan menzile varamaz
Cahil hoca emri ile hedef vurulmaz
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Yüce Tanrım akıl vermiş,fikir vermiş,yön
vermiş
Al Yüce Kitabını oku diye göz vermiş
Kara Cahil bu günlerde diken gibi boy vermiş
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Yeşil bayrak açmışlar kurtardığın
vatanda
Küfrettiler adına toplanıp meydanlarda
Ölmeye hazırız biz bu vatan toprağında
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Övmek yerine bir gün anlasaydık biz seni
Bin Kemal doğardı,aratmazdık biz seni
Yarın haykıracak elbet şu gençliğin hür
sesi
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
İbrahim SEVİNDİK
Herkese Sevgiler
Tarih 10.06.10, 12:36
Yazan elif gulkesik Yer: morbihan akm
merhabalar yuregimizdeki kivilcim atesinin daha fazla attigi su gunlerde
ve ozelikle kenetlenmenin, beraberligin yasandigi, en onemlise kimligimize
sahip cikmanin verdigi bir merhabayla sizleri kucakliyoruz. Morbihan akm
her zaman ileriye dogru yol alarak devam ediyor.
FUAF'a boyle imkanlar sagladigi ve kendi kimligimizi bizlere anlattiklari
icin tesekur ediyoruz ve diyoruzki yolunuz acik olsun daha nice aydinlik
gunlere.VE DIYORUZKI SIVAS 'IN ISIGINI SONDURMEYELIM 33 CANIMIZIN O
GUZELIKLERINI DEGERLERINI YASATALIM VE YASATMAYA DA DEVAM EDELIM. SIVAS I
UNUTMA VE UNUTTURMA UNUTMAK IHANETTIR. SEVGIYLE VE DOSTLUKLA CANLAR. TUM
SIVAS SEHITLERININ ADINA SAYGIYLA
MORBIHAN AKM
Tarih 09.06.10, 16:03
Yazan Müge Yer: Ankara
Geçmişte yaşamış dedelerinize ve
analarınıza, çile çekmişlerinize kurban
olayım.. iyi ki varsınız
Tarih 08.06.10, 23:13
Yazan okan Yer: istanbul
sitenize şans eseri internette gezinirken rasladım Fransadaki
dostlarımızın alevilik etrafında
örgütlenmeleri beni çok mutlu etti siteyi kuranlara
çok teşekkür ederim hep beraber aleviligi
tanıtalım tüm yozlara yobazlara karşın dimdik
duralım biz Adem peygamberden, Hz. Muhammed’e
insanlığın sesinin devamı. biz her türlü
hileye ve düzenbazlığa boyun eğmeyen Hz.
Ali’lerin, zalimin zulmüne biat etmeyen İmam
Hüseyin’lerin, kahpelere kanmayan İmam
Hasan’ların, zorbalığa karşı direnişi
yükselten Babailerin, haksızlığa bir kez bile rıza
göstermeyen Ebu Müslüm’lerin, kötülerin ve
sömürücülerin korkulu rüyası Hasan
Sabbah’ların, ölümü gülerek selamlayan
Bedrettin’lerin, Börklüce Mustafa’ların, Torlak
Kemal’lerin, yüzülen derisini sırtına alıp
giden Nesimi’lerin, darağacında da olsa doğruları
haykıran Hallacı Mansur’ların,
Hınzır’lara inat şaha giden Pir
Sultan’ların, Hacı Bektaş’ların, Kalender
Çelebi’lerin, Mevlana’ların, Bozoklu
Celal’lerin, Yunus Emre’lerin, ateşte semah
dönenlerin değerlerini teslim ettikleri bizlere
yakışır mı uyumak? yakışır mı
ateşte semah dönenlerin değerlerine sırt dönmek?
Tarih 27.05.10, 21:50
Yazan alevimisin.com Yer: istanbul
Bismişah Allah Allah
Merhaba canlar
Sitenizi sitemizde link olarak paylasmaktan gurur duyuyoruz
En derin saygılarımızla
Gerçege hüü
Teslim abdal ocagından dede
Tarih 06.05.10, 01:36
Yazan HUBYAR KÖYÜ DERNEĞİ
Hubyar Köyü Derneğin den Kamuoyuna Duyurulur
Derneğimiz Hubyar Köyü kültür ve sosyal
yardımlaşma derneği olarak 1967 de kurulmuş olup
bugüne kadar köyümüze ve halkımıza
yardım etmekle olup sosyal ve kültürel olarak faaliyetlerini
sürdürmektedir.
Hubyar türbesinin 26 Nisan 2010 ‘da Almus Mahkemesinde
görülen dava vakıflar idaresi denetiminde köy
tüzel kişiliğine verilmesine karar verilmiştir.
Yüzyıllardır köyümüz halkından
bir aileye ait olan evleri dahi kadastro çalışmaları
sırasında sırf cem evi yazıyor diye o zamanki köy
muhtarı kendine yakın olan insanları şahitlik
yaptırarak bu evlere el konulmasını
sağlamıştır.
Kaldı ki bundan on yıl önceye kadar hiçbir
köyde cem evi olmadığı her evin bir cem evi olarak
kullanıldığı tüm aleviler tarafından
bilinmektedir ve cem evleri resmen yok sayılmaktadır.
Şimdi sırada neresi var Kızıl armut
mezrasında sürekli cem yapılan SOLAK ailesinin evimi ya da
Bekülü mahallesinden SARIYAR ’ların evimi?
Bu insanlar asırlardır atadan toruna Osmanlı dan
Cumhuriyete en zor dönemlerde dahi her türlü riski göze
alarak kendi evlerini cem evi olarak sunan çoluğumuzun
çocuğumuzu cem ortamlarında yetişmelerine hizmet
ettilerse karşılığında evlerine el mi
konulacaktır.
Dedelik kurumunu dışlayarak bir alevi
ocağını vakıflar idaresi denetiminde köy
muhtarlığına bağlamakta olan bu kararı alevi ocak
sistemine darbe vuracak bir karar olduğundan dolayı
kınıyoruz.
Bu yola hizmet verenlerin kendi yurtlarına
kapılarını tanıyıp tanımadıkları
her misafire açık tutmalarının genelde bir Anadolu
insanı olmanın ve özelde de her dedenin görevi ve
doğal yaşantısı olan bu durumun insanların
yüzyıllardır ikamet ettikleri yurtlarına el koyma
bahanesi olarak kullanılmasını kınıyoruz.
İnsanların evlerinde cem yaptırmalarını
cezalandıran bir karar olduğu için kınıyoruz.
Cem evlerimizin teslim edildiği köy
muhtarlığının sürekli engellemeye
çalıştığı tuvalet yapılmasına
bile karşı çıktığı etkinliklere
katılanların teröristlikle suçlandığı
bu yıl yedincisi (7) yapacağımız Hubyar Anma Tören
ve Etkinliklerimiz 24-25 Temmuzda yine on binlerin
katılacağı bir etkinlik olacaktır.
Bu etkinliğimize Katılacak olanların tamamı;
bir alevi türbesine evinde cem yaptıranların evlerine, cem
evlerine el koyan kararı kınamak lanetlemek için
çağrılacaktır.
Hubyar Köyü Kültür ve Sosyal Yardımlaşma
Derneği
Tarih 05.05.10, 14:31
Yazan Müge Yer: Ankara
OĞULLARI ÖLEN ANALARA TÜRKÜ
Onlar ölmediler yok,
Ateş fitilleri gibi:
Dimdik ayakta,
Barut ortasındalar!
Karıştı, bakır tenli
Çayır çimene,
Karıştı,
O canım hayalleri:
Zırhlı bir rüzgâr,
Perdesi gibi;
Bir set gibi:
Kızgın çehreli,
Göğüs gibi:
Göğün görünmez göğsü gibi!
Analar, onlar ayakta
Buğday içindeler, onlar,
Yücelerden yüce dururlar:
Dünyayı doruktan seyreden,
Bir öğle güneşi gibi.
Bir çan darbeleri gibi,
Onlar.
Ölmüş gövdeler arasında,
Zaferi çekiçleyen bir ses gibi
Onlar,
Kara bir ses gibi.
Ey canevinden vurulmuş,
Toz duman olmuş bacılar!
İnanın oğullarınıza.
Kök oldu onlar,
Sade kök:
Kan suratlı,
Taşlar altında.
Karışmadı toprağa,
Dağılmış kemikçikleri.
Ağızları ısırır hala,
Kuru barutu;
Ve demir bir okyanus gibi,
Titreşirler hâlâ.
Ben ölmedim, der,
Yumrukları;
Yukarı kalkık yumrukları,
Daha.
Bunca yere düşmüşlerden,
Yenilmez bir hayat doğar:
Bir tek beden olur,
Analar, bayraklar, çocuklar,
Hayat gibi canlı tek bir beden;
Bir yüz bekler karanlıkları,
Ölü gözleriyle,
Kılıcı dopdolu,
Dünya ümitlerinden.
Dursun,
Dursun yas esvaplarınız.
Yığın derleyin,
Gözyaşlarınızı;
Bir metal oluncaya kadar:
Bununla vuracağız,
Gündüz gece;
Bununla çiğneyeceğiz,
Gündüz gece;
Bununla tüküreceğiz
Gündüz gece
Kin kapılarını,
Kırıncaya kadar.
Oğullarınızı bilirdim,
Unutmadım acılarınızı.
Ölümleriyle nasıl kıvandıysam,
Hayatlarıyla da öyleyimdir.
Onların gülüşleridir:
Karanlık atölyeleri ışıtan.
Her gün metroda, yanıbaşımda:
Onların ayak sesleridir,
Çın çın.
Akdeniz portakallarında,
Güney ağları içinde;
Yapılarda,
Basımevi mürekkeplerinde;
Kalplerini tutuşur gördüm onların,
Güçle, yangınla.
Ben de sizler gibiyim, analar.
Benim kalbim de yas dolu, ölüm dolu.
Gülüşlerinizi öldüren kanla,
Serpilip gelişmiş;
Bir orman gibidir kalbim.
Günlerin kahredici yalnızlığı,
Uyanışın sisli öfkeleri
Girmiştir içine.
Susamış sırtlanları,
Bitip tükenmez ürmeleriyle
Afrika'dan gürleyen hayvan sesini;
Öfkeyi, iniltileri, hoş görmeleri,
Bırakın, bir yana bırakın.
Ölümün ve tasanın
Çemberinden geçmiş analar,
Doğan ulu günün ortasına bakın:
Bu topraktan güler ölüleriniz.
Kalkık yumrukları titrer,
Buğdayın üstünde,
Bilesiniz.
PABLO NERUDA
Bu gün 5 mayıs.. Hıdırellez olarak bilinen baharın
karşılandığı 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a
bağlayan günde bu ülkenin baharı olan yarınlar
için adak edilen "Üç Fidan"'ın
anısına...
Tarih 29.04.10, 21:41
Yazan Bekir Özgür Yer: Niksar Korulu köyü
ÖZGÜRCE
bekirozgur60@hotmail.com
ALEVİLİĞİN GÜNCEL
SORUNU ÜZERİNE
Alevilik; yaşadığı tarihi badireler sürecinde
varlığını sürdürebilmek umudu, kaygı ve
kararlığıyla değişen koşullara uyarak,
(öncesini anlatmaya gerek duymuyorum) Bizans’ın
Hıristiyan dayatmasına karşı kendisini St-
Paul’cu, yani “Gerçek Hıristiyan biziz”
diyerek, ‘Pavlikan’ adını aldılar.
Bölgeye İslam’ın hâkim olduğu
koşullarda İslam’la bağıntılı
gözüken “Allah-Muhammet-Ali, On iki İmam ve Ehl-i Beyt
kültünü kendilerine göre tasvir edip
“İslam’ın özü biziz” diyerek,
“Varlığın Birliği” ilkesini
günümüze kadar sürdüre geldiler.
Bu tarihsel sürecin iktisadi altyapısı, toprağa
bağımlı, gereksinime göre üretim
tarzıdır; bu sosyolojik yapıya “kapalı
toplum” denilir. Aleviliğin bu altyapı üzerindeki
yapılanması ocak sistemine bağlı dede-talip
ilişkisidir.
Özellikle 1950 den sonra pazar ekonomisi denilen kapitalist
üretime geçişle gelişen sanayi, ihtiyacı olan
emek unsurlarını köylerden,
yoğunlaştığı şehirlere çekerken,
Aleviliğin Ocak-dede-talip yapılanması da
çözülme ve koşullara uygun yeni yapılanma
sürecine girmiştir.
İnsanlığın Musevilik, Hıristiyanlık ve
İslamiyet’in dayatma değerlerini geride
bıraktığı, insan hak ve özgürlüklerinin
temel değer olduğu günümüzde, Alevilik de
özüne uygun hümanist değerleri emek eksenli savunan
bağdaşıklarıyla yeni yapılanma süreci
içindedir.
Alevilerin Maraş, Çorum, Madımak vb. taze
acılarını yadsıyıp, cem evlerinde Kerbela
anısına Alevilere dizlerini dövdürenler,
Aleviliğin İslam’ın özü olduğunu telkin
ederek Türk-İslam sentezi içinde eritmeye
uğraşanlar, evrensel Aleviliği ve Alevileri
ırkçı anlayışla şahsi
çıkarları için ırkçı ve dinci
devlete peşkeş çekme telaşı içinde
olanlar, boşuna zahmet çekiyorlar.
Aleviliğin geçirdiği Sosyolojik evrim tezini
savunanları, gizli Ermeni düşmanlığı
tutkularıyla, ince ırkçı ve çıkarcı
yaklaşımlarla Hıristiyanlık ve Musevilik misyoneri ilan
edenlerin telaşı ve uğraşları, umdukları veya
bekledikleri sonucu vermeyecek.
Geçmişin teolojik düşünsel
akımlarının dayatmalarına karşın Alevilik,
nasıl sırlar dünyasına büründü ve
sözel iletişim geleneğini geliştirdi ise, mevcut
hızlı iletişim teknolojisi ve görece
özgürlük ortamında sırlarını ifşa
ederek, sözlü geleneğini yazılıya ve görsele
çevirip barışçı ve eşit
paylaşımcı özüne uygun hemhal olduğu
bileşenleriyle doğal mecrasında ilerlemekte.
Ortodoks kilisesinin Batı Avrupa’da Katharları ve
Albigenleri, orta Avrupa’da Bogomilleri meydanlarda kazığa
bağlayıp yakmaları, Anadolu’da Bizans’ın
Pavlikanlara uyguladığı toplu katliamlar, Selçuklunun
Babailere yönelik vahşi uygulamaları insanlık
bağlamında Aleviliğin acı geçmişidir.
Hıristiyanların tanrı adına uyguladığı
vahşete, İslamiyet adına Osmanlının
sayısı belirsiz kıyım hareketine karşın,
özünü kaybetmeden varlığını
sürdüren ve günümüzdeki adı Alevilik olan bu
Soylu ve Ulu Yol’un talipleri, bugün çağın
koşullarına uygun yeni bir yapılanma içindeler.
Avrupa’da ki Alevi örgütlerinin girişimiyle
okullarda verilen Alevilik dersleri, akademik alanlarda açılan
Alevilik kürsüleri, Aleviliğin ana yurdu Anadolu’da
hızla yaygınlaşan Alevi-Bektaşi
örgütlenmeleri, 9 Kasım 2008 ve 8 Kasım 2009
mitinglerine yoğun katılım ve dile getirilen talepler,
Aleviliğin soyut hümanist ideallerinin somut güce
dönüştüğünün işaretleridir.
Tarihteki teolojik akımlardan kendi karakteristik özüne
uyun düşen değerleri içselleştir
Tarih 27.04.10, 12:14
Yazan moug1het81 Yer: Ankara
Merhaba
Ben hep şuna inanmışımdır. Eğer bir toplumda
olabildiğince olayın köküne inmeye
çalışan, o bulanıklığı
olabildiğince netleştirmeye çalışan birileri
varsa onların çabasına iyi bakmak gerekir.Şimdi genel
olarak çok kapsamlı bir konu olan Alevilik mezhebinin
bulunduğu durum ve ötesinde Türkiye'nin
boğuştuğu bütün sorunlarda bireysel, toplumsal ne
yapılabilir? Bunu şu şekilde özetlemek ne kadar haddime
düşer bilmiyorum ama anlaşılır bir ifade
olacağnı düşündüğüm için bu
şekilde açıklamak istiyorum.Ciddi bir parçalanma
var. Bir camın tuzla buz olması gibi. O cam toz halinde ve kesici
zemine dağılmışken nerden nasıl
yürünileceğini, yani yol haritasını herkes iyi
görmeli.Şimdi ortak amaç eğer bu köklü
sorunlara büyük ve bilinçli bir kalabalık kitle ile
cevap vemekse önce o kitlenin neden oluşmadığı
tartışmaları yapılmalı. Bunun üstünde
yoğunlaşılmalı. Ve bu tuzla buz olan cam
kırıntıları üzerinde o herkesin
buluşması istenilen noktaya yürürken her bir birey ( bu
durumda kendini gönülden somumlu hisseden) kendi
sıratını (o öte dünyada olduğu söylenen
köprü ki bana göre her zaman ve her yerdedir) belirlemesi
gerek. Hangi koşullarda ne yaparsa ne zorluk çıkar ne
yapmazsa ne çıkmaz kimler attığı her adımda
ona el uzatabilir kimler ister fakat bir başkasına göre daha
az mümkün olur. Bunlar iyi görülmeli. Öncelikle
tek boyutta düşünülmemeli. Önümüzde tek
bir çizgi yok. Dahası 3 boyutlu düşünmek gerek.
Ama önce o düzlemi görmekle başlanmalı.
Çünkü tek çizgi kimini dostken düşman
kimini düşmanken dost gösterebiliyor ve o zaman
sıratını bilmeden yürüyorsun. Sonuçta
kırgınlıklar üzüntüler ve hüsranlar
topluca yaşanıyor. Cambazlık değil iş. Zaten hep
öyle kalsın isteniyor. Bu örgütlenme içerisinde
de Federasyonda çalışan Fransa dahilinde ya da
dışardan bu ağa katılan bir sürü insan
vardır. Ama kimsenin A kişisine uzatabileceği el ile B
kişisine uzatabileceği el konumu gereği ilk aşamada
eşit olmayabilir. Bu o kişilerin birbirine yardım
etmeyeceği etmek istemediği ya da o potansiyeli
taşımadığı anlamına gelmez. Ya da normal bir
örgütlenme için bu böyle
düşünülebilir. Benim fark ettiğim gerici
köktenci ve faşist aynı zamanda feodal
vasıflarından sıyrılamamış bireyler,
topluluklar ve toplumlar tek boyutlu düşündükleri
için tek çizgide yürümektedirle. Ve bunu sonucu
kapmlaşma olur genelde. Ya çizgidesindeir ya değilsindir.
Ya düşersin ya cambaz olursun. Alevilik öğretisinde pek
çok boyutu kavratabilecek bir dinamizm var. Bu noktada bana
göre önemli ve Aleviliğin kurumsallaşması ve bu
anlayışla nüfuz etmesi son derece önemli. Ben Yeni
Alevilik ile açılım çalışmalarına
dair haberde yorum olarak da bunu ekledim. Çok boyutlu bakabilmeyi
günlük hayata nasıl geçiririz? sorusuna üretilen
her cevap ciddi bir kazanımdır diye
düşünüyorum.
Sevgiler.
sevgili hasan kardes site cok güzel emegi gecen can doslara
tesekürlerimi sunuyorum
Tarih 18.04.10, 12:51
Yazan gökhan Yer: ANKARA/TURKIYE
slm arkadaşlar bu siteye yeni katıldım sivaslıyım
ankarada oturuyorum elbistanda askerlik yapıyorum fran böyle bi
sitenin kurulmasında bu kültürü
yaşatılmasında emegi geçen bütün canlara
slm olsun ... msn: gundogan1111@hotmail.com
Kemah'lı Değirmenci Halil Ağa'nın eşi Efsane Kahraman Aziz Ağa'nın annesi
Hanım Ağa Kemah'lıların Çayı neden bu kadar çok sevdiklerini şöyle anlatmış;
Çayın alt demliği,suyun devamlı kaynayıp durduğu kap evin kaynanasıdır
Üst,küçük demlik evdeki gelindir
Alt demlik kaynadıkça o olgunlaşır,demlenir
Gelinin kocası ise bardaktır,biraz gelin doldurur birazda kocanın anası
Çocuklar Çayın şekeridirler,tat verirler
Görümce ise Çay kaşığıdır,arada bir gelir ve karıştırır gider
Kaynataya gelince o da bardak altıdır,dökülenleri bir araya toplar
İbrahim SEVİNDİK
Sevindik Çay Evi
İSTANBUL
Yıkandın,dinlendin içtin suyunu
Terk eyle vadiyi kaç Aziz'im
Bak güneş batıyor topla yükünü
Karanlıkta kaçmak güç Aziz'im
XXX
Maya mı katılır eldeki göle
Arada husumet var ise hele
Namusu kurtardın töreye göre
Yasalara göre suç Aziz'im
XXX
Tükettin karları teptin ayazı
Direndin ecele getirdin yazı
Sonrası ölüm yok Kemah Boğazı
Brastik'ten öteye geç Aziz'im
XXX
Gecelerin uzun,düşlerin yarım
Saç sakal karışmış perişan durum
Arkada jandarma önde uçurum
Yol burda tükendi seç Aziz'im
XXX
Bulutlar çekildi,yıldızlar küstü
Ay,güneş devrildi vadiye düştü
Sinekler,böcekler kana üşüştü
Susmak yakışmıyor ses Aziz'im
İbrahim SEVİNDİK
Herkese Sevgiler
Ülkemin adını gavur koydular
Şöyle etrafıma baktım şaştım,tanıyamadım
Karasakal,yeşil cüppe,başta sarık,alışamadım
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Bana öğretilen din;gönüldedir,haldedir
İnsan ayırmamalı,her yaratılan kardeştir
Şimdi bu benlik neden?Acep bilmem ne iştir
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Dört kitabı bir tutmayan islam olamaz
Kul hakkıyla yola çıkan menzile varamaz
Cahil hoca emri ile hedef vurulmaz
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Yüce Tanrım akıl vermiş,fikir vermiş,yön vermiş
Al Yüce Kitabını oku diye göz vermiş
Kara Cahil bu günlerde diken gibi boy vermiş
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Yeşil bayrak açmışlar kurtardığın vatanda
Küfrettiler adına toplanıp meydanlarda
Ölmeye hazırız biz bu vatan toprağında
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Övmek yerine bir gün anlasaydık biz seni
Bin Kemal doğardı,aratmazdık biz seni
Yarın haykıracak elbet şu gençliğin hür sesi
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
İbrahim SEVİNDİK
Herkese Sevgiler
FUAF'a boyle imkanlar sagladigi ve kendi kimligimizi bizlere anlattiklari icin tesekur ediyoruz ve diyoruzki yolunuz acik olsun daha nice aydinlik gunlere.VE DIYORUZKI SIVAS 'IN ISIGINI SONDURMEYELIM 33 CANIMIZIN O GUZELIKLERINI DEGERLERINI YASATALIM VE YASATMAYA DA DEVAM EDELIM. SIVAS I UNUTMA VE UNUTTURMA UNUTMAK IHANETTIR. SEVGIYLE VE DOSTLUKLA CANLAR. TUM SIVAS SEHITLERININ ADINA SAYGIYLA
MORBIHAN AKM
Merhaba canlar
Sitenizi sitemizde link olarak paylasmaktan gurur duyuyoruz
En derin saygılarımızla
Gerçege hüü
Teslim abdal ocagından dede
Derneğimiz Hubyar Köyü kültür ve sosyal yardımlaşma derneği olarak 1967 de kurulmuş olup bugüne kadar köyümüze ve halkımıza yardım etmekle olup sosyal ve kültürel olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.
Hubyar türbesinin 26 Nisan 2010 ‘da Almus Mahkemesinde görülen dava vakıflar idaresi denetiminde köy tüzel kişiliğine verilmesine karar verilmiştir.
Yüzyıllardır köyümüz halkından bir aileye ait olan evleri dahi kadastro çalışmaları sırasında sırf cem evi yazıyor diye o zamanki köy muhtarı kendine yakın olan insanları şahitlik yaptırarak bu evlere el konulmasını sağlamıştır.
Kaldı ki bundan on yıl önceye kadar hiçbir köyde cem evi olmadığı her evin bir cem evi olarak kullanıldığı tüm aleviler tarafından bilinmektedir ve cem evleri resmen yok sayılmaktadır.
Şimdi sırada neresi var Kızıl armut mezrasında sürekli cem yapılan SOLAK ailesinin evimi ya da Bekülü mahallesinden SARIYAR ’ların evimi?
Bu insanlar asırlardır atadan toruna Osmanlı dan Cumhuriyete en zor dönemlerde dahi her türlü riski göze alarak kendi evlerini cem evi olarak sunan çoluğumuzun çocuğumuzu cem ortamlarında yetişmelerine hizmet ettilerse karşılığında evlerine el mi konulacaktır.
Dedelik kurumunu dışlayarak bir alevi ocağını vakıflar idaresi denetiminde köy muhtarlığına bağlamakta olan bu kararı alevi ocak sistemine darbe vuracak bir karar olduğundan dolayı kınıyoruz.
Bu yola hizmet verenlerin kendi yurtlarına kapılarını tanıyıp tanımadıkları her misafire açık tutmalarının genelde bir Anadolu insanı olmanın ve özelde de her dedenin görevi ve doğal yaşantısı olan bu durumun insanların yüzyıllardır ikamet ettikleri yurtlarına el koyma bahanesi olarak kullanılmasını kınıyoruz.
İnsanların evlerinde cem yaptırmalarını cezalandıran bir karar olduğu için kınıyoruz. Cem evlerimizin teslim edildiği köy muhtarlığının sürekli engellemeye çalıştığı tuvalet yapılmasına bile karşı çıktığı etkinliklere katılanların teröristlikle suçlandığı bu yıl yedincisi (7) yapacağımız Hubyar Anma Tören ve Etkinliklerimiz 24-25 Temmuzda yine on binlerin katılacağı bir etkinlik olacaktır.
Bu etkinliğimize Katılacak olanların tamamı; bir alevi türbesine evinde cem yaptıranların evlerine, cem evlerine el koyan kararı kınamak lanetlemek için çağrılacaktır.
Hubyar Köyü Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Derneği
Onlar ölmediler yok,
Ateş fitilleri gibi:
Dimdik ayakta,
Barut ortasındalar!
Karıştı, bakır tenli
Çayır çimene,
Karıştı,
O canım hayalleri:
Zırhlı bir rüzgâr,
Perdesi gibi;
Bir set gibi:
Kızgın çehreli,
Göğüs gibi:
Göğün görünmez göğsü gibi!
Analar, onlar ayakta
Buğday içindeler, onlar,
Yücelerden yüce dururlar:
Dünyayı doruktan seyreden,
Bir öğle güneşi gibi.
Bir çan darbeleri gibi,
Onlar.
Ölmüş gövdeler arasında,
Zaferi çekiçleyen bir ses gibi
Onlar,
Kara bir ses gibi.
Ey canevinden vurulmuş,
Toz duman olmuş bacılar!
İnanın oğullarınıza.
Kök oldu onlar,
Sade kök:
Kan suratlı,
Taşlar altında.
Karışmadı toprağa,
Dağılmış kemikçikleri.
Ağızları ısırır hala,
Kuru barutu;
Ve demir bir okyanus gibi,
Titreşirler hâlâ.
Ben ölmedim, der,
Yumrukları;
Yukarı kalkık yumrukları,
Daha.
Bunca yere düşmüşlerden,
Yenilmez bir hayat doğar:
Bir tek beden olur,
Analar, bayraklar, çocuklar,
Hayat gibi canlı tek bir beden;
Bir yüz bekler karanlıkları,
Ölü gözleriyle,
Kılıcı dopdolu,
Dünya ümitlerinden.
Dursun,
Dursun yas esvaplarınız.
Yığın derleyin,
Gözyaşlarınızı;
Bir metal oluncaya kadar:
Bununla vuracağız,
Gündüz gece;
Bununla çiğneyeceğiz,
Gündüz gece;
Bununla tüküreceğiz
Gündüz gece
Kin kapılarını,
Kırıncaya kadar.
Oğullarınızı bilirdim,
Unutmadım acılarınızı.
Ölümleriyle nasıl kıvandıysam,
Hayatlarıyla da öyleyimdir.
Onların gülüşleridir:
Karanlık atölyeleri ışıtan.
Her gün metroda, yanıbaşımda:
Onların ayak sesleridir,
Çın çın.
Akdeniz portakallarında,
Güney ağları içinde;
Yapılarda,
Basımevi mürekkeplerinde;
Kalplerini tutuşur gördüm onların,
Güçle, yangınla.
Ben de sizler gibiyim, analar.
Benim kalbim de yas dolu, ölüm dolu.
Gülüşlerinizi öldüren kanla,
Serpilip gelişmiş;
Bir orman gibidir kalbim.
Günlerin kahredici yalnızlığı,
Uyanışın sisli öfkeleri
Girmiştir içine.
Susamış sırtlanları,
Bitip tükenmez ürmeleriyle
Afrika'dan gürleyen hayvan sesini;
Öfkeyi, iniltileri, hoş görmeleri,
Bırakın, bir yana bırakın.
Ölümün ve tasanın
Çemberinden geçmiş analar,
Doğan ulu günün ortasına bakın:
Bu topraktan güler ölüleriniz.
Kalkık yumrukları titrer,
Buğdayın üstünde,
Bilesiniz.
PABLO NERUDA
Bu gün 5 mayıs.. Hıdırellez olarak bilinen baharın karşılandığı 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan günde bu ülkenin baharı olan yarınlar için adak edilen "Üç Fidan"'ın anısına...
bekirozgur60@hotmail.com
ALEVİLİĞİN GÜNCEL SORUNU ÜZERİNE
Alevilik; yaşadığı tarihi badireler sürecinde varlığını sürdürebilmek umudu, kaygı ve kararlığıyla değişen koşullara uyarak, (öncesini anlatmaya gerek duymuyorum) Bizans’ın Hıristiyan dayatmasına karşı kendisini St- Paul’cu, yani “Gerçek Hıristiyan biziz” diyerek, ‘Pavlikan’ adını aldılar.
Bölgeye İslam’ın hâkim olduğu koşullarda İslam’la bağıntılı gözüken “Allah-Muhammet-Ali, On iki İmam ve Ehl-i Beyt kültünü kendilerine göre tasvir edip “İslam’ın özü biziz” diyerek, “Varlığın Birliği” ilkesini günümüze kadar sürdüre geldiler.
Bu tarihsel sürecin iktisadi altyapısı, toprağa bağımlı, gereksinime göre üretim tarzıdır; bu sosyolojik yapıya “kapalı toplum” denilir. Aleviliğin bu altyapı üzerindeki yapılanması ocak sistemine bağlı dede-talip ilişkisidir.
Özellikle 1950 den sonra pazar ekonomisi denilen kapitalist üretime geçişle gelişen sanayi, ihtiyacı olan emek unsurlarını köylerden, yoğunlaştığı şehirlere çekerken, Aleviliğin Ocak-dede-talip yapılanması da çözülme ve koşullara uygun yeni yapılanma sürecine girmiştir.
İnsanlığın Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet’in dayatma değerlerini geride bıraktığı, insan hak ve özgürlüklerinin temel değer olduğu günümüzde, Alevilik de özüne uygun hümanist değerleri emek eksenli savunan bağdaşıklarıyla yeni yapılanma süreci içindedir.
Alevilerin Maraş, Çorum, Madımak vb. taze acılarını yadsıyıp, cem evlerinde Kerbela anısına Alevilere dizlerini dövdürenler, Aleviliğin İslam’ın özü olduğunu telkin ederek Türk-İslam sentezi içinde eritmeye uğraşanlar, evrensel Aleviliği ve Alevileri ırkçı anlayışla şahsi çıkarları için ırkçı ve dinci devlete peşkeş çekme telaşı içinde olanlar, boşuna zahmet çekiyorlar.
Aleviliğin geçirdiği Sosyolojik evrim tezini savunanları, gizli Ermeni düşmanlığı tutkularıyla, ince ırkçı ve çıkarcı yaklaşımlarla Hıristiyanlık ve Musevilik misyoneri ilan edenlerin telaşı ve uğraşları, umdukları veya bekledikleri sonucu vermeyecek.
Geçmişin teolojik düşünsel akımlarının dayatmalarına karşın Alevilik, nasıl sırlar dünyasına büründü ve sözel iletişim geleneğini geliştirdi ise, mevcut hızlı iletişim teknolojisi ve görece özgürlük ortamında sırlarını ifşa ederek, sözlü geleneğini yazılıya ve görsele çevirip barışçı ve eşit paylaşımcı özüne uygun hemhal olduğu bileşenleriyle doğal mecrasında ilerlemekte.
Ortodoks kilisesinin Batı Avrupa’da Katharları ve Albigenleri, orta Avrupa’da Bogomilleri meydanlarda kazığa bağlayıp yakmaları, Anadolu’da Bizans’ın Pavlikanlara uyguladığı toplu katliamlar, Selçuklunun Babailere yönelik vahşi uygulamaları insanlık bağlamında Aleviliğin acı geçmişidir.
Hıristiyanların tanrı adına uyguladığı vahşete, İslamiyet adına Osmanlının sayısı belirsiz kıyım hareketine karşın, özünü kaybetmeden varlığını sürdüren ve günümüzdeki adı Alevilik olan bu Soylu ve Ulu Yol’un talipleri, bugün çağın koşullarına uygun yeni bir yapılanma içindeler.
Avrupa’da ki Alevi örgütlerinin girişimiyle okullarda verilen Alevilik dersleri, akademik alanlarda açılan Alevilik kürsüleri, Aleviliğin ana yurdu Anadolu’da hızla yaygınlaşan Alevi-Bektaşi örgütlenmeleri, 9 Kasım 2008 ve 8 Kasım 2009 mitinglerine yoğun katılım ve dile getirilen talepler, Aleviliğin soyut hümanist ideallerinin somut güce dönüştüğünün işaretleridir.
Tarihteki teolojik akımlardan kendi karakteristik özüne uyun düşen değerleri içselleştir
Ben hep şuna inanmışımdır. Eğer bir toplumda olabildiğince olayın köküne inmeye çalışan, o bulanıklığı olabildiğince netleştirmeye çalışan birileri varsa onların çabasına iyi bakmak gerekir.Şimdi genel olarak çok kapsamlı bir konu olan Alevilik mezhebinin bulunduğu durum ve ötesinde Türkiye'nin boğuştuğu bütün sorunlarda bireysel, toplumsal ne yapılabilir? Bunu şu şekilde özetlemek ne kadar haddime düşer bilmiyorum ama anlaşılır bir ifade olacağnı düşündüğüm için bu şekilde açıklamak istiyorum.Ciddi bir parçalanma var. Bir camın tuzla buz olması gibi. O cam toz halinde ve kesici zemine dağılmışken nerden nasıl yürünileceğini, yani yol haritasını herkes iyi görmeli.Şimdi ortak amaç eğer bu köklü sorunlara büyük ve bilinçli bir kalabalık kitle ile cevap vemekse önce o kitlenin neden oluşmadığı tartışmaları yapılmalı. Bunun üstünde yoğunlaşılmalı. Ve bu tuzla buz olan cam kırıntıları üzerinde o herkesin buluşması istenilen noktaya yürürken her bir birey ( bu durumda kendini gönülden somumlu hisseden) kendi sıratını (o öte dünyada olduğu söylenen köprü ki bana göre her zaman ve her yerdedir) belirlemesi gerek. Hangi koşullarda ne yaparsa ne zorluk çıkar ne yapmazsa ne çıkmaz kimler attığı her adımda ona el uzatabilir kimler ister fakat bir başkasına göre daha az mümkün olur. Bunlar iyi görülmeli. Öncelikle tek boyutta düşünülmemeli. Önümüzde tek bir çizgi yok. Dahası 3 boyutlu düşünmek gerek. Ama önce o düzlemi görmekle başlanmalı. Çünkü tek çizgi kimini dostken düşman kimini düşmanken dost gösterebiliyor ve o zaman sıratını bilmeden yürüyorsun. Sonuçta kırgınlıklar üzüntüler ve hüsranlar topluca yaşanıyor. Cambazlık değil iş. Zaten hep öyle kalsın isteniyor. Bu örgütlenme içerisinde de Federasyonda çalışan Fransa dahilinde ya da dışardan bu ağa katılan bir sürü insan vardır. Ama kimsenin A kişisine uzatabileceği el ile B kişisine uzatabileceği el konumu gereği ilk aşamada eşit olmayabilir. Bu o kişilerin birbirine yardım etmeyeceği etmek istemediği ya da o potansiyeli taşımadığı anlamına gelmez. Ya da normal bir örgütlenme için bu böyle düşünülebilir. Benim fark ettiğim gerici köktenci ve faşist aynı zamanda feodal vasıflarından sıyrılamamış bireyler, topluluklar ve toplumlar tek boyutlu düşündükleri için tek çizgide yürümektedirle. Ve bunu sonucu kapmlaşma olur genelde. Ya çizgidesindeir ya değilsindir. Ya düşersin ya cambaz olursun. Alevilik öğretisinde pek çok boyutu kavratabilecek bir dinamizm var. Bu noktada bana göre önemli ve Aleviliğin kurumsallaşması ve bu anlayışla nüfuz etmesi son derece önemli. Ben Yeni Alevilik ile açılım çalışmalarına dair haberde yorum olarak da bunu ekledim. Çok boyutlu bakabilmeyi günlük hayata nasıl geçiririz? sorusuna üretilen her cevap ciddi bir kazanımdır diye düşünüyorum.
Sevgiler.
Aşk Ile
Hüseyin KELEŞ