Ziyaretçi Defteri Kayıtları
Yeni Kayıt Ekle
![]() |
![]() |
|
![]() |
"İnsan - işte tüm sır burada. Bu sır üzerinde çalışıyorum, çünkü kendim de insan olmak istiyorum" Dostoyevski |

FUAF Lisieux AKM buluşması (11-2-2012)
Hızır Orucu (13-2-2012)
Essonnes AKM'de Cem (16-2-2012)
PAK Merkez'den CEM (17-2-2012)
Vosges AKM'de Hızır Cemi (17-2-2012)
Saverne AKM'de Hızır Cemi (19-2-2012)
Cluses AKM'de Hızır Cemi (24-2-2012)
Lyon AKM'de Hızır Cemi (25-2-2012)
Nantes AKM'de Birlik Cemi (26-2-2012)
Valence AKM'de Hızır Cemi (26-2-2012)
PAK Merkez Gençlik Kolları'ndan Birlik Halay Gecesi (9-3-2012)
Nancy AKM Luxembourg Kültürler Festivalinde (17-3-2012)
Nevruz (21-3-2012)
Nantes AKM'de Konser (24-3-2012)
Hıdırellez (5-5-2012)



Kemah'lı Değirmenci Halil Ağa'nın eşi Efsane Kahraman Aziz Ağa'nın annesi
Hanım Ağa Kemah'lıların Çayı neden bu kadar çok sevdiklerini şöyle anlatmış;
Çayın alt demliği,suyun devamlı kaynayıp durduğu kap evin kaynanasıdır
Üst,küçük demlik evdeki gelindir
Alt demlik kaynadıkça o olgunlaşır,demlenir
Gelinin kocası ise bardaktır,biraz gelin doldurur birazda kocanın anası
Çocuklar Çayın şekeridirler,tat verirler
Görümce ise Çay kaşığıdır,arada bir gelir ve karıştırır gider
Kaynataya gelince o da bardak altıdır,dökülenleri bir araya toplar
İbrahim SEVİNDİK
Sevindik Çay Evi
İSTANBUL
Yıkandın,dinlendin içtin suyunu
Terk eyle vadiyi kaç Aziz'im
Bak güneş batıyor topla yükünü
Karanlıkta kaçmak güç Aziz'im
XXX
Maya mı katılır eldeki göle
Arada husumet var ise hele
Namusu kurtardın töreye göre
Yasalara göre suç Aziz'im
XXX
Tükettin karları teptin ayazı
Direndin ecele getirdin yazı
Sonrası ölüm yok Kemah Boğazı
Brastik'ten öteye geç Aziz'im
XXX
Gecelerin uzun,düşlerin yarım
Saç sakal karışmış perişan durum
Arkada jandarma önde uçurum
Yol burda tükendi seç Aziz'im
XXX
Bulutlar çekildi,yıldızlar küstü
Ay,güneş devrildi vadiye düştü
Sinekler,böcekler kana üşüştü
Susmak yakışmıyor ses Aziz'im
İbrahim SEVİNDİK
Herkese Sevgiler
Ülkemin adını gavur koydular
Şöyle etrafıma baktım şaştım,tanıyamadım
Karasakal,yeşil cüppe,başta sarık,alışamadım
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Bana öğretilen din;gönüldedir,haldedir
İnsan ayırmamalı,her yaratılan kardeştir
Şimdi bu benlik neden?Acep bilmem ne iştir
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Dört kitabı bir tutmayan islam olamaz
Kul hakkıyla yola çıkan menzile varamaz
Cahil hoca emri ile hedef vurulmaz
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Yüce Tanrım akıl vermiş,fikir vermiş,yön vermiş
Al Yüce Kitabını oku diye göz vermiş
Kara Cahil bu günlerde diken gibi boy vermiş
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Yeşil bayrak açmışlar kurtardığın vatanda
Küfrettiler adına toplanıp meydanlarda
Ölmeye hazırız biz bu vatan toprağında
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Övmek yerine bir gün anlasaydık biz seni
Bin Kemal doğardı,aratmazdık biz seni
Yarın haykıracak elbet şu gençliğin hür sesi
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
İbrahim SEVİNDİK
Herkese Sevgiler
FUAF'a boyle imkanlar sagladigi ve kendi kimligimizi bizlere anlattiklari icin tesekur ediyoruz ve diyoruzki yolunuz acik olsun daha nice aydinlik gunlere.VE DIYORUZKI SIVAS 'IN ISIGINI SONDURMEYELIM 33 CANIMIZIN O GUZELIKLERINI DEGERLERINI YASATALIM VE YASATMAYA DA DEVAM EDELIM. SIVAS I UNUTMA VE UNUTTURMA UNUTMAK IHANETTIR. SEVGIYLE VE DOSTLUKLA CANLAR. TUM SIVAS SEHITLERININ ADINA SAYGIYLA
MORBIHAN AKM
Merhaba canlar
Sitenizi sitemizde link olarak paylasmaktan gurur duyuyoruz
En derin saygılarımızla
Gerçege hüü
Teslim abdal ocagından dede
Derneğimiz Hubyar Köyü kültür ve sosyal yardımlaşma derneği olarak 1967 de kurulmuş olup bugüne kadar köyümüze ve halkımıza yardım etmekle olup sosyal ve kültürel olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.
Hubyar türbesinin 26 Nisan 2010 ‘da Almus Mahkemesinde görülen dava vakıflar idaresi denetiminde köy tüzel kişiliğine verilmesine karar verilmiştir.
Yüzyıllardır köyümüz halkından bir aileye ait olan evleri dahi kadastro çalışmaları sırasında sırf cem evi yazıyor diye o zamanki köy muhtarı kendine yakın olan insanları şahitlik yaptırarak bu evlere el konulmasını sağlamıştır.
Kaldı ki bundan on yıl önceye kadar hiçbir köyde cem evi olmadığı her evin bir cem evi olarak kullanıldığı tüm aleviler tarafından bilinmektedir ve cem evleri resmen yok sayılmaktadır.
Şimdi sırada neresi var Kızıl armut mezrasında sürekli cem yapılan SOLAK ailesinin evimi ya da Bekülü mahallesinden SARIYAR ’ların evimi?
Bu insanlar asırlardır atadan toruna Osmanlı dan Cumhuriyete en zor dönemlerde dahi her türlü riski göze alarak kendi evlerini cem evi olarak sunan çoluğumuzun çocuğumuzu cem ortamlarında yetişmelerine hizmet ettilerse karşılığında evlerine el mi konulacaktır.
Dedelik kurumunu dışlayarak bir alevi ocağını vakıflar idaresi denetiminde köy muhtarlığına bağlamakta olan bu kararı alevi ocak sistemine darbe vuracak bir karar olduğundan dolayı kınıyoruz.
Bu yola hizmet verenlerin kendi yurtlarına kapılarını tanıyıp tanımadıkları her misafire açık tutmalarının genelde bir Anadolu insanı olmanın ve özelde de her dedenin görevi ve doğal yaşantısı olan bu durumun insanların yüzyıllardır ikamet ettikleri yurtlarına el koyma bahanesi olarak kullanılmasını kınıyoruz.
İnsanların evlerinde cem yaptırmalarını cezalandıran bir karar olduğu için kınıyoruz. Cem evlerimizin teslim edildiği köy muhtarlığının sürekli engellemeye çalıştığı tuvalet yapılmasına bile karşı çıktığı etkinliklere katılanların teröristlikle suçlandığı bu yıl yedincisi (7) yapacağımız Hubyar Anma Tören ve Etkinliklerimiz 24-25 Temmuzda yine on binlerin katılacağı bir etkinlik olacaktır.
Bu etkinliğimize Katılacak olanların tamamı; bir alevi türbesine evinde cem yaptıranların evlerine, cem evlerine el koyan kararı kınamak lanetlemek için çağrılacaktır.
Hubyar Köyü Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Derneği
Onlar ölmediler yok,
Ateş fitilleri gibi:
Dimdik ayakta,
Barut ortasındalar!
Karıştı, bakır tenli
Çayır çimene,
Karıştı,
O canım hayalleri:
Zırhlı bir rüzgâr,
Perdesi gibi;
Bir set gibi:
Kızgın çehreli,
Göğüs gibi:
Göğün görünmez göğsü gibi!
Analar, onlar ayakta
Buğday içindeler, onlar,
Yücelerden yüce dururlar:
Dünyayı doruktan seyreden,
Bir öğle güneşi gibi.
Bir çan darbeleri gibi,
Onlar.
Ölmüş gövdeler arasında,
Zaferi çekiçleyen bir ses gibi
Onlar,
Kara bir ses gibi.
Ey canevinden vurulmuş,
Toz duman olmuş bacılar!
İnanın oğullarınıza.
Kök oldu onlar,
Sade kök:
Kan suratlı,
Taşlar altında.
Karışmadı toprağa,
Dağılmış kemikçikleri.
Ağızları ısırır hala,
Kuru barutu;
Ve demir bir okyanus gibi,
Titreşirler hâlâ.
Ben ölmedim, der,
Yumrukları;
Yukarı kalkık yumrukları,
Daha.
Bunca yere düşmüşlerden,
Yenilmez bir hayat doğar:
Bir tek beden olur,
Analar, bayraklar, çocuklar,
Hayat gibi canlı tek bir beden;
Bir yüz bekler karanlıkları,
Ölü gözleriyle,
Kılıcı dopdolu,
Dünya ümitlerinden.
Dursun,
Dursun yas esvaplarınız.
Yığın derleyin,
Gözyaşlarınızı;
Bir metal oluncaya kadar:
Bununla vuracağız,
Gündüz gece;
Bununla çiğneyeceğiz,
Gündüz gece;
Bununla tüküreceğiz
Gündüz gece
Kin kapılarını,
Kırıncaya kadar.
Oğullarınızı bilirdim,
Unutmadım acılarınızı.
Ölümleriyle nasıl kıvandıysam,
Hayatlarıyla da öyleyimdir.
Onların gülüşleridir:
Karanlık atölyeleri ışıtan.
Her gün metroda, yanıbaşımda:
Onların ayak sesleridir,
Çın çın.
Akdeniz portakallarında,
Güney ağları içinde;
Yapılarda,
Basımevi mürekkeplerinde;
Kalplerini tutuşur gördüm onların,
Güçle, yangınla.
Ben de sizler gibiyim, analar.
Benim kalbim de yas dolu, ölüm dolu.
Gülüşlerinizi öldüren kanla,
Serpilip gelişmiş;
Bir orman gibidir kalbim.
Günlerin kahredici yalnızlığı,
Uyanışın sisli öfkeleri
Girmiştir içine.
Susamış sırtlanları,
Bitip tükenmez ürmeleriyle
Afrika'dan gürleyen hayvan sesini;
Öfkeyi, iniltileri, hoş görmeleri,
Bırakın, bir yana bırakın.
Ölümün ve tasanın
Çemberinden geçmiş analar,
Doğan ulu günün ortasına bakın:
Bu topraktan güler ölüleriniz.
Kalkık yumrukları titrer,
Buğdayın üstünde,
Bilesiniz.
PABLO NERUDA
Bu gün 5 mayıs.. Hıdırellez olarak bilinen baharın karşılandığı 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan günde bu ülkenin baharı olan yarınlar için adak edilen "Üç Fidan"'ın anısına...
bekirozgur60@hotmail.com
ALEVİLİĞİN GÜNCEL SORUNU ÜZERİNE
Alevilik; yaşadığı tarihi badireler sürecinde varlığını sürdürebilmek umudu, kaygı ve kararlığıyla değişen koşullara uyarak, (öncesini anlatmaya gerek duymuyorum) Bizans’ın Hıristiyan dayatmasına karşı kendisini St- Paul’cu, yani “Gerçek Hıristiyan biziz” diyerek, ‘Pavlikan’ adını aldılar.
Bölgeye İslam’ın hâkim olduğu koşullarda İslam’la bağıntılı gözüken “Allah-Muhammet-Ali, On iki İmam ve Ehl-i Beyt kültünü kendilerine göre tasvir edip “İslam’ın özü biziz” diyerek, “Varlığın Birliği” ilkesini günümüze kadar sürdüre geldiler.
Bu tarihsel sürecin iktisadi altyapısı, toprağa bağımlı, gereksinime göre üretim tarzıdır; bu sosyolojik yapıya “kapalı toplum” denilir. Aleviliğin bu altyapı üzerindeki yapılanması ocak sistemine bağlı dede-talip ilişkisidir.
Özellikle 1950 den sonra pazar ekonomisi denilen kapitalist üretime geçişle gelişen sanayi, ihtiyacı olan emek unsurlarını köylerden, yoğunlaştığı şehirlere çekerken, Aleviliğin Ocak-dede-talip yapılanması da çözülme ve koşullara uygun yeni yapılanma sürecine girmiştir.
İnsanlığın Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet’in dayatma değerlerini geride bıraktığı, insan hak ve özgürlüklerinin temel değer olduğu günümüzde, Alevilik de özüne uygun hümanist değerleri emek eksenli savunan bağdaşıklarıyla yeni yapılanma süreci içindedir.
Alevilerin Maraş, Çorum, Madımak vb. taze acılarını yadsıyıp, cem evlerinde Kerbela anısına Alevilere dizlerini dövdürenler, Aleviliğin İslam’ın özü olduğunu telkin ederek Türk-İslam sentezi içinde eritmeye uğraşanlar, evrensel Aleviliği ve Alevileri ırkçı anlayışla şahsi çıkarları için ırkçı ve dinci devlete peşkeş çekme telaşı içinde olanlar, boşuna zahmet çekiyorlar.
Aleviliğin geçirdiği Sosyolojik evrim tezini savunanları, gizli Ermeni düşmanlığı tutkularıyla, ince ırkçı ve çıkarcı yaklaşımlarla Hıristiyanlık ve Musevilik misyoneri ilan edenlerin telaşı ve uğraşları, umdukları veya bekledikleri sonucu vermeyecek.
Geçmişin teolojik düşünsel akımlarının dayatmalarına karşın Alevilik, nasıl sırlar dünyasına büründü ve sözel iletişim geleneğini geliştirdi ise, mevcut hızlı iletişim teknolojisi ve görece özgürlük ortamında sırlarını ifşa ederek, sözlü geleneğini yazılıya ve görsele çevirip barışçı ve eşit paylaşımcı özüne uygun hemhal olduğu bileşenleriyle doğal mecrasında ilerlemekte.
Ortodoks kilisesinin Batı Avrupa’da Katharları ve Albigenleri, orta Avrupa’da Bogomilleri meydanlarda kazığa bağlayıp yakmaları, Anadolu’da Bizans’ın Pavlikanlara uyguladığı toplu katliamlar, Selçuklunun Babailere yönelik vahşi uygulamaları insanlık bağlamında Aleviliğin acı geçmişidir.
Hıristiyanların tanrı adına uyguladığı vahşete, İslamiyet adına Osmanlının sayısı belirsiz kıyım hareketine karşın, özünü kaybetmeden varlığını sürdüren ve günümüzdeki adı Alevilik olan bu Soylu ve Ulu Yol’un talipleri, bugün çağın koşullarına uygun yeni bir yapılanma içindeler.
Avrupa’da ki Alevi örgütlerinin girişimiyle okullarda verilen Alevilik dersleri, akademik alanlarda açılan Alevilik kürsüleri, Aleviliğin ana yurdu Anadolu’da hızla yaygınlaşan Alevi-Bektaşi örgütlenmeleri, 9 Kasım 2008 ve 8 Kasım 2009 mitinglerine yoğun katılım ve dile getirilen talepler, Aleviliğin soyut hümanist ideallerinin somut güce dönüştüğünün işaretleridir.
Tarihteki teolojik akımlardan kendi karakteristik özüne uyun düşen değerleri içselleştir
Ben hep şuna inanmışımdır. Eğer bir toplumda olabildiğince olayın köküne inmeye çalışan, o bulanıklığı olabildiğince netleştirmeye çalışan birileri varsa onların çabasına iyi bakmak gerekir.Şimdi genel olarak çok kapsamlı bir konu olan Alevilik mezhebinin bulunduğu durum ve ötesinde Türkiye'nin boğuştuğu bütün sorunlarda bireysel, toplumsal ne yapılabilir? Bunu şu şekilde özetlemek ne kadar haddime düşer bilmiyorum ama anlaşılır bir ifade olacağnı düşündüğüm için bu şekilde açıklamak istiyorum.Ciddi bir parçalanma var. Bir camın tuzla buz olması gibi. O cam toz halinde ve kesici zemine dağılmışken nerden nasıl yürünileceğini, yani yol haritasını herkes iyi görmeli.Şimdi ortak amaç eğer bu köklü sorunlara büyük ve bilinçli bir kalabalık kitle ile cevap vemekse önce o kitlenin neden oluşmadığı tartışmaları yapılmalı. Bunun üstünde yoğunlaşılmalı. Ve bu tuzla buz olan cam kırıntıları üzerinde o herkesin buluşması istenilen noktaya yürürken her bir birey ( bu durumda kendini gönülden somumlu hisseden) kendi sıratını (o öte dünyada olduğu söylenen köprü ki bana göre her zaman ve her yerdedir) belirlemesi gerek. Hangi koşullarda ne yaparsa ne zorluk çıkar ne yapmazsa ne çıkmaz kimler attığı her adımda ona el uzatabilir kimler ister fakat bir başkasına göre daha az mümkün olur. Bunlar iyi görülmeli. Öncelikle tek boyutta düşünülmemeli. Önümüzde tek bir çizgi yok. Dahası 3 boyutlu düşünmek gerek. Ama önce o düzlemi görmekle başlanmalı. Çünkü tek çizgi kimini dostken düşman kimini düşmanken dost gösterebiliyor ve o zaman sıratını bilmeden yürüyorsun. Sonuçta kırgınlıklar üzüntüler ve hüsranlar topluca yaşanıyor. Cambazlık değil iş. Zaten hep öyle kalsın isteniyor. Bu örgütlenme içerisinde de Federasyonda çalışan Fransa dahilinde ya da dışardan bu ağa katılan bir sürü insan vardır. Ama kimsenin A kişisine uzatabileceği el ile B kişisine uzatabileceği el konumu gereği ilk aşamada eşit olmayabilir. Bu o kişilerin birbirine yardım etmeyeceği etmek istemediği ya da o potansiyeli taşımadığı anlamına gelmez. Ya da normal bir örgütlenme için bu böyle düşünülebilir. Benim fark ettiğim gerici köktenci ve faşist aynı zamanda feodal vasıflarından sıyrılamamış bireyler, topluluklar ve toplumlar tek boyutlu düşündükleri için tek çizgide yürümektedirle. Ve bunu sonucu kapmlaşma olur genelde. Ya çizgidesindeir ya değilsindir. Ya düşersin ya cambaz olursun. Alevilik öğretisinde pek çok boyutu kavratabilecek bir dinamizm var. Bu noktada bana göre önemli ve Aleviliğin kurumsallaşması ve bu anlayışla nüfuz etmesi son derece önemli. Ben Yeni Alevilik ile açılım çalışmalarına dair haberde yorum olarak da bunu ekledim. Çok boyutlu bakabilmeyi günlük hayata nasıl geçiririz? sorusuna üretilen her cevap ciddi bir kazanımdır diye düşünüyorum.
Sevgiler.
Aşk Ile
Hüseyin KELEŞ