sitenize şans eseri internette gezinirken rasladım Fransadaki
dostlarımızın alevilik etrafında
örgütlenmeleri beni çok mutlu etti siteyi kuranlara
çok teşekkür ederim hep beraber aleviligi
tanıtalım tüm yozlara yobazlara karşın dimdik
duralım biz Adem peygamberden, Hz. Muhammed’e
insanlığın sesinin devamı. biz her türlü
hileye ve düzenbazlığa boyun eğmeyen Hz.
Ali’lerin, zalimin zulmüne biat etmeyen İmam
Hüseyin’lerin, kahpelere kanmayan İmam
Hasan’ların, zorbalığa karşı direnişi
yükselten Babailerin, haksızlığa bir kez bile rıza
göstermeyen Ebu Müslüm’lerin, kötülerin ve
sömürücülerin korkulu rüyası Hasan
Sabbah’ların, ölümü gülerek selamlayan
Bedrettin’lerin, Börklüce Mustafa’ların, Torlak
Kemal’lerin, yüzülen derisini sırtına alıp
giden Nesimi’lerin, darağacında da olsa doğruları
haykıran Hallacı Mansur’ların,
Hınzır’lara inat şaha giden Pir
Sultan’ların, Hacı Bektaş’ların, Kalender
Çelebi’lerin, Mevlana’ların, Bozoklu
Celal’lerin, Yunus Emre’lerin, ateşte semah
dönenlerin değerlerini teslim ettikleri bizlere
yakışır mı uyumak? yakışır mı
ateşte semah dönenlerin değerlerine sırt dönmek?
Tarih 27.05.10, 21:50
Yazan alevimisin.com Yer: istanbul
Bismişah Allah Allah
Merhaba canlar
Sitenizi sitemizde link olarak paylasmaktan gurur duyuyoruz
En derin saygılarımızla
Gerçege hüü
Teslim abdal ocagından dede
Tarih 06.05.10, 01:36
Yazan HUBYAR KÖYÜ DERNEĞİ
Hubyar Köyü Derneğin den Kamuoyuna Duyurulur
Derneğimiz Hubyar Köyü kültür ve sosyal
yardımlaşma derneği olarak 1967 de kurulmuş olup
bugüne kadar köyümüze ve halkımıza
yardım etmekle olup sosyal ve kültürel olarak faaliyetlerini
sürdürmektedir.
Hubyar türbesinin 26 Nisan 2010 ‘da Almus Mahkemesinde
görülen dava vakıflar idaresi denetiminde köy
tüzel kişiliğine verilmesine karar verilmiştir.
Yüzyıllardır köyümüz halkından
bir aileye ait olan evleri dahi kadastro çalışmaları
sırasında sırf cem evi yazıyor diye o zamanki köy
muhtarı kendine yakın olan insanları şahitlik
yaptırarak bu evlere el konulmasını
sağlamıştır.
Kaldı ki bundan on yıl önceye kadar hiçbir
köyde cem evi olmadığı her evin bir cem evi olarak
kullanıldığı tüm aleviler tarafından
bilinmektedir ve cem evleri resmen yok sayılmaktadır.
Şimdi sırada neresi var Kızıl armut
mezrasında sürekli cem yapılan SOLAK ailesinin evimi ya da
Bekülü mahallesinden SARIYAR ’ların evimi?
Bu insanlar asırlardır atadan toruna Osmanlı dan
Cumhuriyete en zor dönemlerde dahi her türlü riski göze
alarak kendi evlerini cem evi olarak sunan çoluğumuzun
çocuğumuzu cem ortamlarında yetişmelerine hizmet
ettilerse karşılığında evlerine el mi
konulacaktır.
Dedelik kurumunu dışlayarak bir alevi
ocağını vakıflar idaresi denetiminde köy
muhtarlığına bağlamakta olan bu kararı alevi ocak
sistemine darbe vuracak bir karar olduğundan dolayı
kınıyoruz.
Bu yola hizmet verenlerin kendi yurtlarına
kapılarını tanıyıp tanımadıkları
her misafire açık tutmalarının genelde bir Anadolu
insanı olmanın ve özelde de her dedenin görevi ve
doğal yaşantısı olan bu durumun insanların
yüzyıllardır ikamet ettikleri yurtlarına el koyma
bahanesi olarak kullanılmasını kınıyoruz.
İnsanların evlerinde cem yaptırmalarını
cezalandıran bir karar olduğu için kınıyoruz.
Cem evlerimizin teslim edildiği köy
muhtarlığının sürekli engellemeye
çalıştığı tuvalet yapılmasına
bile karşı çıktığı etkinliklere
katılanların teröristlikle suçlandığı
bu yıl yedincisi (7) yapacağımız Hubyar Anma Tören
ve Etkinliklerimiz 24-25 Temmuzda yine on binlerin
katılacağı bir etkinlik olacaktır.
Bu etkinliğimize Katılacak olanların tamamı;
bir alevi türbesine evinde cem yaptıranların evlerine, cem
evlerine el koyan kararı kınamak lanetlemek için
çağrılacaktır.
Hubyar Köyü Kültür ve Sosyal Yardımlaşma
Derneği
Tarih 05.05.10, 14:31
Yazan Müge Yer: Ankara
OĞULLARI ÖLEN ANALARA TÜRKÜ
Onlar ölmediler yok,
Ateş fitilleri gibi:
Dimdik ayakta,
Barut ortasındalar!
Karıştı, bakır tenli
Çayır çimene,
Karıştı,
O canım hayalleri:
Zırhlı bir rüzgâr,
Perdesi gibi;
Bir set gibi:
Kızgın çehreli,
Göğüs gibi:
Göğün görünmez göğsü gibi!
Analar, onlar ayakta
Buğday içindeler, onlar,
Yücelerden yüce dururlar:
Dünyayı doruktan seyreden,
Bir öğle güneşi gibi.
Bir çan darbeleri gibi,
Onlar.
Ölmüş gövdeler arasında,
Zaferi çekiçleyen bir ses gibi
Onlar,
Kara bir ses gibi.
Ey canevinden vurulmuş,
Toz duman olmuş bacılar!
İnanın oğullarınıza.
Kök oldu onlar,
Sade kök:
Kan suratlı,
Taşlar altında.
Karışmadı toprağa,
Dağılmış kemikçikleri.
Ağızları ısırır hala,
Kuru barutu;
Ve demir bir okyanus gibi,
Titreşirler hâlâ.
Ben ölmedim, der,
Yumrukları;
Yukarı kalkık yumrukları,
Daha.
Bunca yere düşmüşlerden,
Yenilmez bir hayat doğar:
Bir tek beden olur,
Analar, bayraklar, çocuklar,
Hayat gibi canlı tek bir beden;
Bir yüz bekler karanlıkları,
Ölü gözleriyle,
Kılıcı dopdolu,
Dünya ümitlerinden.
Dursun,
Dursun yas esvaplarınız.
Yığın derleyin,
Gözyaşlarınızı;
Bir metal oluncaya kadar:
Bununla vuracağız,
Gündüz gece;
Bununla çiğneyeceğiz,
Gündüz gece;
Bununla tüküreceğiz
Gündüz gece
Kin kapılarını,
Kırıncaya kadar.
Oğullarınızı bilirdim,
Unutmadım acılarınızı.
Ölümleriyle nasıl kıvandıysam,
Hayatlarıyla da öyleyimdir.
Onların gülüşleridir:
Karanlık atölyeleri ışıtan.
Her gün metroda, yanıbaşımda:
Onların ayak sesleridir,
Çın çın.
Akdeniz portakallarında,
Güney ağları içinde;
Yapılarda,
Basımevi mürekkeplerinde;
Kalplerini tutuşur gördüm onların,
Güçle, yangınla.
Ben de sizler gibiyim, analar.
Benim kalbim de yas dolu, ölüm dolu.
Gülüşlerinizi öldüren kanla,
Serpilip gelişmiş;
Bir orman gibidir kalbim.
Günlerin kahredici yalnızlığı,
Uyanışın sisli öfkeleri
Girmiştir içine.
Susamış sırtlanları,
Bitip tükenmez ürmeleriyle
Afrika'dan gürleyen hayvan sesini;
Öfkeyi, iniltileri, hoş görmeleri,
Bırakın, bir yana bırakın.
Ölümün ve tasanın
Çemberinden geçmiş analar,
Doğan ulu günün ortasına bakın:
Bu topraktan güler ölüleriniz.
Kalkık yumrukları titrer,
Buğdayın üstünde,
Bilesiniz.
PABLO NERUDA
Bu gün 5 mayıs.. Hıdırellez olarak bilinen baharın
karşılandığı 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a
bağlayan günde bu ülkenin baharı olan yarınlar
için adak edilen "Üç Fidan"'ın
anısına...
Tarih 29.04.10, 21:41
Yazan Bekir Özgür Yer: Niksar Korulu köyü
ÖZGÜRCE
bekirozgur60@hotmail.com
ALEVİLİĞİN GÜNCEL
SORUNU ÜZERİNE
Alevilik; yaşadığı tarihi badireler sürecinde
varlığını sürdürebilmek umudu, kaygı ve
kararlığıyla değişen koşullara uyarak,
(öncesini anlatmaya gerek duymuyorum) Bizans’ın
Hıristiyan dayatmasına karşı kendisini St-
Paul’cu, yani “Gerçek Hıristiyan biziz”
diyerek, ‘Pavlikan’ adını aldılar.
Bölgeye İslam’ın hâkim olduğu
koşullarda İslam’la bağıntılı
gözüken “Allah-Muhammet-Ali, On iki İmam ve Ehl-i Beyt
kültünü kendilerine göre tasvir edip
“İslam’ın özü biziz” diyerek,
“Varlığın Birliği” ilkesini
günümüze kadar sürdüre geldiler.
Bu tarihsel sürecin iktisadi altyapısı, toprağa
bağımlı, gereksinime göre üretim
tarzıdır; bu sosyolojik yapıya “kapalı
toplum” denilir. Aleviliğin bu altyapı üzerindeki
yapılanması ocak sistemine bağlı dede-talip
ilişkisidir.
Özellikle 1950 den sonra pazar ekonomisi denilen kapitalist
üretime geçişle gelişen sanayi, ihtiyacı olan
emek unsurlarını köylerden,
yoğunlaştığı şehirlere çekerken,
Aleviliğin Ocak-dede-talip yapılanması da
çözülme ve koşullara uygun yeni yapılanma
sürecine girmiştir.
İnsanlığın Musevilik, Hıristiyanlık ve
İslamiyet’in dayatma değerlerini geride
bıraktığı, insan hak ve özgürlüklerinin
temel değer olduğu günümüzde, Alevilik de
özüne uygun hümanist değerleri emek eksenli savunan
bağdaşıklarıyla yeni yapılanma süreci
içindedir.
Alevilerin Maraş, Çorum, Madımak vb. taze
acılarını yadsıyıp, cem evlerinde Kerbela
anısına Alevilere dizlerini dövdürenler,
Aleviliğin İslam’ın özü olduğunu telkin
ederek Türk-İslam sentezi içinde eritmeye
uğraşanlar, evrensel Aleviliği ve Alevileri
ırkçı anlayışla şahsi
çıkarları için ırkçı ve dinci
devlete peşkeş çekme telaşı içinde
olanlar, boşuna zahmet çekiyorlar.
Aleviliğin geçirdiği Sosyolojik evrim tezini
savunanları, gizli Ermeni düşmanlığı
tutkularıyla, ince ırkçı ve çıkarcı
yaklaşımlarla Hıristiyanlık ve Musevilik misyoneri ilan
edenlerin telaşı ve uğraşları, umdukları veya
bekledikleri sonucu vermeyecek.
Geçmişin teolojik düşünsel
akımlarının dayatmalarına karşın Alevilik,
nasıl sırlar dünyasına büründü ve
sözel iletişim geleneğini geliştirdi ise, mevcut
hızlı iletişim teknolojisi ve görece
özgürlük ortamında sırlarını ifşa
ederek, sözlü geleneğini yazılıya ve görsele
çevirip barışçı ve eşit
paylaşımcı özüne uygun hemhal olduğu
bileşenleriyle doğal mecrasında ilerlemekte.
Ortodoks kilisesinin Batı Avrupa’da Katharları ve
Albigenleri, orta Avrupa’da Bogomilleri meydanlarda kazığa
bağlayıp yakmaları, Anadolu’da Bizans’ın
Pavlikanlara uyguladığı toplu katliamlar, Selçuklunun
Babailere yönelik vahşi uygulamaları insanlık
bağlamında Aleviliğin acı geçmişidir.
Hıristiyanların tanrı adına uyguladığı
vahşete, İslamiyet adına Osmanlının
sayısı belirsiz kıyım hareketine karşın,
özünü kaybetmeden varlığını
sürdüren ve günümüzdeki adı Alevilik olan bu
Soylu ve Ulu Yol’un talipleri, bugün çağın
koşullarına uygun yeni bir yapılanma içindeler.
Avrupa’da ki Alevi örgütlerinin girişimiyle
okullarda verilen Alevilik dersleri, akademik alanlarda açılan
Alevilik kürsüleri, Aleviliğin ana yurdu Anadolu’da
hızla yaygınlaşan Alevi-Bektaşi
örgütlenmeleri, 9 Kasım 2008 ve 8 Kasım 2009
mitinglerine yoğun katılım ve dile getirilen talepler,
Aleviliğin soyut hümanist ideallerinin somut güce
dönüştüğünün işaretleridir.
Tarihteki teolojik akımlardan kendi karakteristik özüne
uyun düşen değerleri içselleştir
Tarih 27.04.10, 12:14
Yazan moug1het81 Yer: Ankara
Merhaba
Ben hep şuna inanmışımdır. Eğer bir toplumda
olabildiğince olayın köküne inmeye
çalışan, o bulanıklığı
olabildiğince netleştirmeye çalışan birileri
varsa onların çabasına iyi bakmak gerekir.Şimdi genel
olarak çok kapsamlı bir konu olan Alevilik mezhebinin
bulunduğu durum ve ötesinde Türkiye'nin
boğuştuğu bütün sorunlarda bireysel, toplumsal ne
yapılabilir? Bunu şu şekilde özetlemek ne kadar haddime
düşer bilmiyorum ama anlaşılır bir ifade
olacağnı düşündüğüm için bu
şekilde açıklamak istiyorum.Ciddi bir parçalanma
var. Bir camın tuzla buz olması gibi. O cam toz halinde ve kesici
zemine dağılmışken nerden nasıl
yürünileceğini, yani yol haritasını herkes iyi
görmeli.Şimdi ortak amaç eğer bu köklü
sorunlara büyük ve bilinçli bir kalabalık kitle ile
cevap vemekse önce o kitlenin neden oluşmadığı
tartışmaları yapılmalı. Bunun üstünde
yoğunlaşılmalı. Ve bu tuzla buz olan cam
kırıntıları üzerinde o herkesin
buluşması istenilen noktaya yürürken her bir birey ( bu
durumda kendini gönülden somumlu hisseden) kendi
sıratını (o öte dünyada olduğu söylenen
köprü ki bana göre her zaman ve her yerdedir) belirlemesi
gerek. Hangi koşullarda ne yaparsa ne zorluk çıkar ne
yapmazsa ne çıkmaz kimler attığı her adımda
ona el uzatabilir kimler ister fakat bir başkasına göre daha
az mümkün olur. Bunlar iyi görülmeli. Öncelikle
tek boyutta düşünülmemeli. Önümüzde tek
bir çizgi yok. Dahası 3 boyutlu düşünmek gerek.
Ama önce o düzlemi görmekle başlanmalı.
Çünkü tek çizgi kimini dostken düşman
kimini düşmanken dost gösterebiliyor ve o zaman
sıratını bilmeden yürüyorsun. Sonuçta
kırgınlıklar üzüntüler ve hüsranlar
topluca yaşanıyor. Cambazlık değil iş. Zaten hep
öyle kalsın isteniyor. Bu örgütlenme içerisinde
de Federasyonda çalışan Fransa dahilinde ya da
dışardan bu ağa katılan bir sürü insan
vardır. Ama kimsenin A kişisine uzatabileceği el ile B
kişisine uzatabileceği el konumu gereği ilk aşamada
eşit olmayabilir. Bu o kişilerin birbirine yardım
etmeyeceği etmek istemediği ya da o potansiyeli
taşımadığı anlamına gelmez. Ya da normal bir
örgütlenme için bu böyle
düşünülebilir. Benim fark ettiğim gerici
köktenci ve faşist aynı zamanda feodal
vasıflarından sıyrılamamış bireyler,
topluluklar ve toplumlar tek boyutlu düşündükleri
için tek çizgide yürümektedirle. Ve bunu sonucu
kapmlaşma olur genelde. Ya çizgidesindeir ya değilsindir.
Ya düşersin ya cambaz olursun. Alevilik öğretisinde pek
çok boyutu kavratabilecek bir dinamizm var. Bu noktada bana
göre önemli ve Aleviliğin kurumsallaşması ve bu
anlayışla nüfuz etmesi son derece önemli. Ben Yeni
Alevilik ile açılım çalışmalarına
dair haberde yorum olarak da bunu ekledim. Çok boyutlu bakabilmeyi
günlük hayata nasıl geçiririz? sorusuna üretilen
her cevap ciddi bir kazanımdır diye
düşünüyorum.
Sevgiler.
sevgili hasan kardes site cok güzel emegi gecen can doslara
tesekürlerimi sunuyorum
Tarih 18.04.10, 12:51
Yazan gökhan Yer: ANKARA/TURKIYE
slm arkadaşlar bu siteye yeni katıldım sivaslıyım
ankarada oturuyorum elbistanda askerlik yapıyorum fran böyle bi
sitenin kurulmasında bu kültürü
yaşatılmasında emegi geçen bütün canlara
slm olsun ... msn: gundogan1111@hotmail.com
Tarih 17.04.10, 01:13
Yazan mehmet ali Yer: lanester
sevgiye dostluga barisa butun canli varliga can dedik
yaksalarda yiksalarda dusmanimiz da olsa insandir dedik
4 kitaba eyvalah hak ve halk birdir dedik
hangi varliga sen yaramasin dedik
neden ayri gorurler aleviligimizi
sabah dogan gunes sana ayri bana ayrimi
doguyor
omur dedigin hizla gelip geciyor
insanlar nevsine mahkum olmus
gidiyor
zaman seni beni onune katmis sel gibi
gidiyor
durdur durdura bilirsen insan oglu
sevgi mesalemiz olsun
isigi dostlugumuz olsun
kin kibir dusmanlik cikar yok olsun
mademki insa denmis bize her sey insanca olsun
saygilarimla
iciniz sevgi dolsun
M A K M
Tarih 28.03.10, 01:46
Yazan Yasemin Kaya Demir Yer: CLUSES
Ben Cluses ACSIP derneginin 2. Baskani olarak, sitede emegi geçen
tüm canlara tesekkürlerimi, saygi ve sevgilerimi iletirim.
6 Mart 2010 'da düzenledigimiz " 8 Mart kadinlar günü "
etkinligimizde bizlerle olan Erdal Kiliçkaya'ya, canlarimizi
bildigilendirdigi için kendisine tekrar tsk etmek isterim. Onca
kilometreler yapip yanimizda bulunmasiyla onur ve gurur duyduk.
Bu aksam Sayin Hasan Ünal ve Villefrance AKM sinden kendisine eslik
eden Haydar ve ihsan arkadaslarimiza tesekkur etmek istiyorum. BIzleri
FUAF hakkinda bilgilendirdiler. Kafamizdaki soru isaretlerini bizlere
verdikleri cevaplarla yok ettiler. En yakin zamanda Federasyona baglanma
dilegiyle...
Ask ile kalin.
Yasemin Kaya Demir
Tarih 16.03.10, 17:18
Yazan orhan ALEVİ
HAKİKAT SIRRINI ÇÖZMEK DERİNLİK , CESARET ,
SOYLULUK İSTER ......
YANSIN YAKILSIN ÇERAĞIMIZ AŞK İLE
İLİMLE !
yanmışım , gezmişim ,
görmüşüm , kaynamışım ,
pişmişim
hala okyanusta damla olmamışım ,
çiğmişim meğer ,
dün gece seni aradım çatıda dedemin
bize yadigar antikaları arasında ,
artık sabahları uyanmak istemiyorum gece bitmesin
,
öleceğiz , öldürecek bu günler -
yoz karekter sistemler bizleri
alimler , hocalar dün televizyonda mehdi - mesih
gelecekmi
diye birbirlerine diş bilemekteydiler ,
sonra solcular , proflar marx , pirsultan gelse
yağmur duasında
çokbilmişler , prangalı beyinler kurtara
gelsin insanlığı birileri der durur ,
beynin sulanır , kime inansan şaşarsın
, yalnızsındır
atarsın kendini bulvarlara , insanların
içine
oda ne ayrık birkaç çiçek
yolun kenarında el sallıyor
yerden kaldırıp başının
üstüne teberik sararsın onları
işte o ayrık çiçeklerin adı
ahmet - çetin - mehmet altanlardır
canlar bu altanlar başıma karasevdayı
gark etmeden evvel
iyidim , hoştum , yarın hangi güzelle
sevişecem diye hülyalar kurardım
şimdi nerde heyacanlı , bohem yaşayan
çocuktan iz
artık araştırıyor , okuyor , hukuku -
dayanışmayı özlüyor
benim bundandır altanlara kinim , garezim
şizofren bir aşık gibi onları bir
sokakta , kitapçılarda bulursam
çerağı kafalarında yakacak bu
fakir kardeşiniz
gelsin eşiğe hamlar dörkapı kırk
makamı geçerek hakiki sırra ermeye ,
cehalet - esaret zincirlerini resmi suratlı
apoletin suratına atalım
hepberaber koşalım ışığa
,hakka , adalete , demokrasiye , eşitliğe , iyi adına
.......
16 . 3 . 2010 orhan DERGAH
Bilemiyorum şuan beynimden bilgisayara
damıttığım duygulu nameler bunlar , Dünyaya
tanrı tarafından gönderilmiş beyaz atlı
kamillere adıyorum bu şiirimi , iyiki varsınız .
Onlar karşılık beklemedi böyle bir şiir
yazılsaydı kafiydi zaten , onlar acı çeker ,
çile çeker , zulüm görür sonrada
onları görmezden geliriz . Neden böyle
vefasızdır birçok insan neden ? Beşpara etmez
kişiliklere - rütbelilere gösterilen dikkati neden
beyaz atlı hakikatçılara göstermeyiz . Artık
bilincimizde , yaşantımızda , kitaplarımızda
bunların maceralarını , destanlarını ,
aşklarını , umutlarını görmek istiyoruz
. Bizleri üstat necip fazıl , cemal süreya ,
rıza tevfik bölükbaşı , yahya kemal ,
hacıbektaş , saidi nursi engüzel şekillerde
anlatagelmişti oysa . Ne yani iyi - güzel
çocukları bizlere unutturacaklarda çakma -
taşeron - yaban generalleri bizlere adam diyemi pazarlayacak
sistemzadeler yani . Kimin vicdanı kaldırır bunu
hangi hakiki dergah ehli buna ses çıkarmaz diye sorar
dururum bu zamanede .... 16 .15
Tarih 09.03.10, 16:45
Yazan neyzen TEYVİK
chp - mhp - ordu - sivil işbirlikçileri değerli
dostlar bu yapıya dikkat çekmek istiyorum . Bu
yapıyı türkiyem artık kaldıramaz bunlar
karanlıktan - kavgadan - ayrışmadan nemalanan
üçüncü dünyalı taşralı
partilerdir . Tanrı aşkına bu dörtlü
yapı içinde aklı başında adam varmı ?
yada rasyonel - reel çözümler üretebilecek
kabiliyet - derinlik - birikim varmıdır ? Belki biraz
ironik olacak ama gerçeklik payıda var
güneydoğuda asker ölsünde yada millet birbirine
girsin sonra cepheleşsinde saflar belirsin sonra seçim
olunca hiçbir çaba - iler tutar polititikalar
geliştirmeden halkın duygularıyla koltukları kapmak
. Bu bağlamda bunların parti programlarını -
tüzüklerini falan okuyunda görün bunların
ilkel - boş yönlerini . Neden böyle ülkemdeki
mevcut partiler yoksul - zengin uçurumları ,
işsizlik , zamlar , yolsuzluk , özelleştirmeler
....... gibi birçok önemli meseleye kafa yormak varken
neden bozkır , çöl , kavga , ayrışma
siyasetleri neden dostlar ? Bunları hakediyoruzmu samimi
olarak söylemeliyim artık usandım bütün
toplumun bu yoz - sığ - çözümsüz
yapıyı düşürüp yapıcı -
yolgösterici - faydalı - aklıselim yöne suyu
çevirmek için çaba sarfetmesi gerekiyor . Bu
okyanus - bilişim çağında bize
yakıştırmıyorum bu yapıları . Son
tahlilde daha kaliteli , şeffaf , denetlenebilinir , demokrat
, emekten - köylüden - mazlumdan yana bir sistem
için enbaşta meclisi düzeltmekten başlamalı
diye düşünüyorum . Kaliteli insanlarımız
akademik - ilim - herçevreden vardır siyaset
ağalarının tekelini kırıp partileri
demokratikleştirmeden başlanmalı önce . Yoksam bu
ilkel - benim adamım yapıları ülkeyi dahada
çıkılmaz hallere düşürüyor zaten .
Söylenecek çok şey var umarım söylemek
istediklerim zenginleştirilerek - tartışılırak
- derinleştirilirek daha iyisini - namuslusunu - zamana
yaraşırını yakalarız ....... 9 . 2 . 2010
......... gerçekgündemden - saygın - değer
verdiğimiz büyüklerimizden bu konularda samimi -
denizfeneri olmasını bekliyor halkımız . selam -
saygı - sevgi ......
Tarih 06.03.10, 16:56
Yazan mazlum ÖZEN
MESELELERİ GENİŞ - DERİN - KÖKLÜ
YÖNLERDEN TAHLİL EDEBİLMEK BİRİKİM -
TECRÜBE İSTER . ONLARDAN ŞU AN BİZDE YOK
......Elbette suç değilde canlar bu askerlerden , chp den
ne beklenir , tanımaz gibi yapmayın lütfen kimseye
yardım falan etmez bu ukala , kibirli , taşeron adamlar
hızır aşkına köylerde vatandaşa
nasıl ızdıraplar çektirdiklerini herkes bilir
keşke yardım etseler nerde ? beni üzen bazı
canların hala gerçekleri , failleri , perdenin
ardını görmek istememeleri olaylara yüzeysel
bakma çocukluk hastalığından kurtulamamaları
, bazılarının popilizm - feodalizm girdabından
çıkamamaları ......... kimseye yanaşmadan
konuşuyorum ben çetin emeci , bahriye üçoku ,
turan dursun , uğur mumcu gibi birçok
aydımızın ölümünde herkes
tetikçileri suçladı - halk birbiriyle didişti
durdu günbegün perdenin ardındakiler bugün
allayıp pulladığınız bu avrasyacı elitist
aristokrat jakoben oligarklar ve bürokrat monşerler , chp
dir . Neden gerçeklerle yüzleşmek zorunuza gidiyor
.? Sizler ne yapsanızda mızrak çuvala
sığmıyor , nehiri yukarı
döndüremezsiniz . Aynen sivas , maraş , gazi ..........
olaylarında olduğu gibi bizlerden nemalanıp
saltanatını devam ettirmek isteyen kuzu postlu dost
görünürlerle neden hesaplaşma yok ? o zaman
birçok kimsenin samimiyetinden , doğruluğundan
kuşkulanmak elde değil ne yazıkki . Lütfen
önce kendi evimizin önünü temizleyelim . Sonra
öteleri temizleyelim sizlerden zaten çok şey
beklemiyorum fakat biraz araştırma , düşünme
, kıyas , okuma ...... yönlerinden kendimizi
aşabilseydik ama daha şeriat kapısındayız ne
yazıkki daha ilerlememiz lazım . Amaç halkın
kamplaşması cahil halkın birbirini yemesi sonra
siyaset - ordu ağaları ömürboyu koltuklarda
olacak . Sonra demokrasi yok , eşkiya yasalar , beşpara
etmez vekiller , kuralsız çalışma , dejenere
kişilikler , satılmış beyinler ........
işte bunları görmek birikim ister . Aslında
bizlerde bu damar - maya var ama neden beynelminel
algılı bir mayacı daha çıkmadı .
Geçmişte çok çıktı fakat neden
şimdilerde bu kısırlık , ıssızlık ,
cehalet , tetikçilik , ukalalık , bilinçsizlik ,
taşralık , kuraklık anlamıyorum . Neden bu
karşılıksız aşklar celladlara neden ,
ülkeyi biz canlar neden yönetemiyoruz ? nedenler öyle
çokki hangisini söyleyeyim buradan ...... 6 2 . 2010
mazlum ÖZEN
Merhaba canlar
Sitenizi sitemizde link olarak paylasmaktan gurur duyuyoruz
En derin saygılarımızla
Gerçege hüü
Teslim abdal ocagından dede
Derneğimiz Hubyar Köyü kültür ve sosyal yardımlaşma derneği olarak 1967 de kurulmuş olup bugüne kadar köyümüze ve halkımıza yardım etmekle olup sosyal ve kültürel olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.
Hubyar türbesinin 26 Nisan 2010 ‘da Almus Mahkemesinde görülen dava vakıflar idaresi denetiminde köy tüzel kişiliğine verilmesine karar verilmiştir.
Yüzyıllardır köyümüz halkından bir aileye ait olan evleri dahi kadastro çalışmaları sırasında sırf cem evi yazıyor diye o zamanki köy muhtarı kendine yakın olan insanları şahitlik yaptırarak bu evlere el konulmasını sağlamıştır.
Kaldı ki bundan on yıl önceye kadar hiçbir köyde cem evi olmadığı her evin bir cem evi olarak kullanıldığı tüm aleviler tarafından bilinmektedir ve cem evleri resmen yok sayılmaktadır.
Şimdi sırada neresi var Kızıl armut mezrasında sürekli cem yapılan SOLAK ailesinin evimi ya da Bekülü mahallesinden SARIYAR ’ların evimi?
Bu insanlar asırlardır atadan toruna Osmanlı dan Cumhuriyete en zor dönemlerde dahi her türlü riski göze alarak kendi evlerini cem evi olarak sunan çoluğumuzun çocuğumuzu cem ortamlarında yetişmelerine hizmet ettilerse karşılığında evlerine el mi konulacaktır.
Dedelik kurumunu dışlayarak bir alevi ocağını vakıflar idaresi denetiminde köy muhtarlığına bağlamakta olan bu kararı alevi ocak sistemine darbe vuracak bir karar olduğundan dolayı kınıyoruz.
Bu yola hizmet verenlerin kendi yurtlarına kapılarını tanıyıp tanımadıkları her misafire açık tutmalarının genelde bir Anadolu insanı olmanın ve özelde de her dedenin görevi ve doğal yaşantısı olan bu durumun insanların yüzyıllardır ikamet ettikleri yurtlarına el koyma bahanesi olarak kullanılmasını kınıyoruz.
İnsanların evlerinde cem yaptırmalarını cezalandıran bir karar olduğu için kınıyoruz. Cem evlerimizin teslim edildiği köy muhtarlığının sürekli engellemeye çalıştığı tuvalet yapılmasına bile karşı çıktığı etkinliklere katılanların teröristlikle suçlandığı bu yıl yedincisi (7) yapacağımız Hubyar Anma Tören ve Etkinliklerimiz 24-25 Temmuzda yine on binlerin katılacağı bir etkinlik olacaktır.
Bu etkinliğimize Katılacak olanların tamamı; bir alevi türbesine evinde cem yaptıranların evlerine, cem evlerine el koyan kararı kınamak lanetlemek için çağrılacaktır.
Hubyar Köyü Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Derneği
Onlar ölmediler yok,
Ateş fitilleri gibi:
Dimdik ayakta,
Barut ortasındalar!
Karıştı, bakır tenli
Çayır çimene,
Karıştı,
O canım hayalleri:
Zırhlı bir rüzgâr,
Perdesi gibi;
Bir set gibi:
Kızgın çehreli,
Göğüs gibi:
Göğün görünmez göğsü gibi!
Analar, onlar ayakta
Buğday içindeler, onlar,
Yücelerden yüce dururlar:
Dünyayı doruktan seyreden,
Bir öğle güneşi gibi.
Bir çan darbeleri gibi,
Onlar.
Ölmüş gövdeler arasında,
Zaferi çekiçleyen bir ses gibi
Onlar,
Kara bir ses gibi.
Ey canevinden vurulmuş,
Toz duman olmuş bacılar!
İnanın oğullarınıza.
Kök oldu onlar,
Sade kök:
Kan suratlı,
Taşlar altında.
Karışmadı toprağa,
Dağılmış kemikçikleri.
Ağızları ısırır hala,
Kuru barutu;
Ve demir bir okyanus gibi,
Titreşirler hâlâ.
Ben ölmedim, der,
Yumrukları;
Yukarı kalkık yumrukları,
Daha.
Bunca yere düşmüşlerden,
Yenilmez bir hayat doğar:
Bir tek beden olur,
Analar, bayraklar, çocuklar,
Hayat gibi canlı tek bir beden;
Bir yüz bekler karanlıkları,
Ölü gözleriyle,
Kılıcı dopdolu,
Dünya ümitlerinden.
Dursun,
Dursun yas esvaplarınız.
Yığın derleyin,
Gözyaşlarınızı;
Bir metal oluncaya kadar:
Bununla vuracağız,
Gündüz gece;
Bununla çiğneyeceğiz,
Gündüz gece;
Bununla tüküreceğiz
Gündüz gece
Kin kapılarını,
Kırıncaya kadar.
Oğullarınızı bilirdim,
Unutmadım acılarınızı.
Ölümleriyle nasıl kıvandıysam,
Hayatlarıyla da öyleyimdir.
Onların gülüşleridir:
Karanlık atölyeleri ışıtan.
Her gün metroda, yanıbaşımda:
Onların ayak sesleridir,
Çın çın.
Akdeniz portakallarında,
Güney ağları içinde;
Yapılarda,
Basımevi mürekkeplerinde;
Kalplerini tutuşur gördüm onların,
Güçle, yangınla.
Ben de sizler gibiyim, analar.
Benim kalbim de yas dolu, ölüm dolu.
Gülüşlerinizi öldüren kanla,
Serpilip gelişmiş;
Bir orman gibidir kalbim.
Günlerin kahredici yalnızlığı,
Uyanışın sisli öfkeleri
Girmiştir içine.
Susamış sırtlanları,
Bitip tükenmez ürmeleriyle
Afrika'dan gürleyen hayvan sesini;
Öfkeyi, iniltileri, hoş görmeleri,
Bırakın, bir yana bırakın.
Ölümün ve tasanın
Çemberinden geçmiş analar,
Doğan ulu günün ortasına bakın:
Bu topraktan güler ölüleriniz.
Kalkık yumrukları titrer,
Buğdayın üstünde,
Bilesiniz.
PABLO NERUDA
Bu gün 5 mayıs.. Hıdırellez olarak bilinen baharın karşılandığı 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan günde bu ülkenin baharı olan yarınlar için adak edilen "Üç Fidan"'ın anısına...
bekirozgur60@hotmail.com
ALEVİLİĞİN GÜNCEL SORUNU ÜZERİNE
Alevilik; yaşadığı tarihi badireler sürecinde varlığını sürdürebilmek umudu, kaygı ve kararlığıyla değişen koşullara uyarak, (öncesini anlatmaya gerek duymuyorum) Bizans’ın Hıristiyan dayatmasına karşı kendisini St- Paul’cu, yani “Gerçek Hıristiyan biziz” diyerek, ‘Pavlikan’ adını aldılar.
Bölgeye İslam’ın hâkim olduğu koşullarda İslam’la bağıntılı gözüken “Allah-Muhammet-Ali, On iki İmam ve Ehl-i Beyt kültünü kendilerine göre tasvir edip “İslam’ın özü biziz” diyerek, “Varlığın Birliği” ilkesini günümüze kadar sürdüre geldiler.
Bu tarihsel sürecin iktisadi altyapısı, toprağa bağımlı, gereksinime göre üretim tarzıdır; bu sosyolojik yapıya “kapalı toplum” denilir. Aleviliğin bu altyapı üzerindeki yapılanması ocak sistemine bağlı dede-talip ilişkisidir.
Özellikle 1950 den sonra pazar ekonomisi denilen kapitalist üretime geçişle gelişen sanayi, ihtiyacı olan emek unsurlarını köylerden, yoğunlaştığı şehirlere çekerken, Aleviliğin Ocak-dede-talip yapılanması da çözülme ve koşullara uygun yeni yapılanma sürecine girmiştir.
İnsanlığın Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet’in dayatma değerlerini geride bıraktığı, insan hak ve özgürlüklerinin temel değer olduğu günümüzde, Alevilik de özüne uygun hümanist değerleri emek eksenli savunan bağdaşıklarıyla yeni yapılanma süreci içindedir.
Alevilerin Maraş, Çorum, Madımak vb. taze acılarını yadsıyıp, cem evlerinde Kerbela anısına Alevilere dizlerini dövdürenler, Aleviliğin İslam’ın özü olduğunu telkin ederek Türk-İslam sentezi içinde eritmeye uğraşanlar, evrensel Aleviliği ve Alevileri ırkçı anlayışla şahsi çıkarları için ırkçı ve dinci devlete peşkeş çekme telaşı içinde olanlar, boşuna zahmet çekiyorlar.
Aleviliğin geçirdiği Sosyolojik evrim tezini savunanları, gizli Ermeni düşmanlığı tutkularıyla, ince ırkçı ve çıkarcı yaklaşımlarla Hıristiyanlık ve Musevilik misyoneri ilan edenlerin telaşı ve uğraşları, umdukları veya bekledikleri sonucu vermeyecek.
Geçmişin teolojik düşünsel akımlarının dayatmalarına karşın Alevilik, nasıl sırlar dünyasına büründü ve sözel iletişim geleneğini geliştirdi ise, mevcut hızlı iletişim teknolojisi ve görece özgürlük ortamında sırlarını ifşa ederek, sözlü geleneğini yazılıya ve görsele çevirip barışçı ve eşit paylaşımcı özüne uygun hemhal olduğu bileşenleriyle doğal mecrasında ilerlemekte.
Ortodoks kilisesinin Batı Avrupa’da Katharları ve Albigenleri, orta Avrupa’da Bogomilleri meydanlarda kazığa bağlayıp yakmaları, Anadolu’da Bizans’ın Pavlikanlara uyguladığı toplu katliamlar, Selçuklunun Babailere yönelik vahşi uygulamaları insanlık bağlamında Aleviliğin acı geçmişidir.
Hıristiyanların tanrı adına uyguladığı vahşete, İslamiyet adına Osmanlının sayısı belirsiz kıyım hareketine karşın, özünü kaybetmeden varlığını sürdüren ve günümüzdeki adı Alevilik olan bu Soylu ve Ulu Yol’un talipleri, bugün çağın koşullarına uygun yeni bir yapılanma içindeler.
Avrupa’da ki Alevi örgütlerinin girişimiyle okullarda verilen Alevilik dersleri, akademik alanlarda açılan Alevilik kürsüleri, Aleviliğin ana yurdu Anadolu’da hızla yaygınlaşan Alevi-Bektaşi örgütlenmeleri, 9 Kasım 2008 ve 8 Kasım 2009 mitinglerine yoğun katılım ve dile getirilen talepler, Aleviliğin soyut hümanist ideallerinin somut güce dönüştüğünün işaretleridir.
Tarihteki teolojik akımlardan kendi karakteristik özüne uyun düşen değerleri içselleştir
Ben hep şuna inanmışımdır. Eğer bir toplumda olabildiğince olayın köküne inmeye çalışan, o bulanıklığı olabildiğince netleştirmeye çalışan birileri varsa onların çabasına iyi bakmak gerekir.Şimdi genel olarak çok kapsamlı bir konu olan Alevilik mezhebinin bulunduğu durum ve ötesinde Türkiye'nin boğuştuğu bütün sorunlarda bireysel, toplumsal ne yapılabilir? Bunu şu şekilde özetlemek ne kadar haddime düşer bilmiyorum ama anlaşılır bir ifade olacağnı düşündüğüm için bu şekilde açıklamak istiyorum.Ciddi bir parçalanma var. Bir camın tuzla buz olması gibi. O cam toz halinde ve kesici zemine dağılmışken nerden nasıl yürünileceğini, yani yol haritasını herkes iyi görmeli.Şimdi ortak amaç eğer bu köklü sorunlara büyük ve bilinçli bir kalabalık kitle ile cevap vemekse önce o kitlenin neden oluşmadığı tartışmaları yapılmalı. Bunun üstünde yoğunlaşılmalı. Ve bu tuzla buz olan cam kırıntıları üzerinde o herkesin buluşması istenilen noktaya yürürken her bir birey ( bu durumda kendini gönülden somumlu hisseden) kendi sıratını (o öte dünyada olduğu söylenen köprü ki bana göre her zaman ve her yerdedir) belirlemesi gerek. Hangi koşullarda ne yaparsa ne zorluk çıkar ne yapmazsa ne çıkmaz kimler attığı her adımda ona el uzatabilir kimler ister fakat bir başkasına göre daha az mümkün olur. Bunlar iyi görülmeli. Öncelikle tek boyutta düşünülmemeli. Önümüzde tek bir çizgi yok. Dahası 3 boyutlu düşünmek gerek. Ama önce o düzlemi görmekle başlanmalı. Çünkü tek çizgi kimini dostken düşman kimini düşmanken dost gösterebiliyor ve o zaman sıratını bilmeden yürüyorsun. Sonuçta kırgınlıklar üzüntüler ve hüsranlar topluca yaşanıyor. Cambazlık değil iş. Zaten hep öyle kalsın isteniyor. Bu örgütlenme içerisinde de Federasyonda çalışan Fransa dahilinde ya da dışardan bu ağa katılan bir sürü insan vardır. Ama kimsenin A kişisine uzatabileceği el ile B kişisine uzatabileceği el konumu gereği ilk aşamada eşit olmayabilir. Bu o kişilerin birbirine yardım etmeyeceği etmek istemediği ya da o potansiyeli taşımadığı anlamına gelmez. Ya da normal bir örgütlenme için bu böyle düşünülebilir. Benim fark ettiğim gerici köktenci ve faşist aynı zamanda feodal vasıflarından sıyrılamamış bireyler, topluluklar ve toplumlar tek boyutlu düşündükleri için tek çizgide yürümektedirle. Ve bunu sonucu kapmlaşma olur genelde. Ya çizgidesindeir ya değilsindir. Ya düşersin ya cambaz olursun. Alevilik öğretisinde pek çok boyutu kavratabilecek bir dinamizm var. Bu noktada bana göre önemli ve Aleviliğin kurumsallaşması ve bu anlayışla nüfuz etmesi son derece önemli. Ben Yeni Alevilik ile açılım çalışmalarına dair haberde yorum olarak da bunu ekledim. Çok boyutlu bakabilmeyi günlük hayata nasıl geçiririz? sorusuna üretilen her cevap ciddi bir kazanımdır diye düşünüyorum.
Sevgiler.
Aşk Ile
Hüseyin KELEŞ
yaksalarda yiksalarda dusmanimiz da olsa insandir dedik
4 kitaba eyvalah hak ve halk birdir dedik
hangi varliga sen yaramasin dedik
neden ayri gorurler aleviligimizi
sabah dogan gunes sana ayri bana ayrimi doguyor
omur dedigin hizla gelip geciyor
insanlar nevsine mahkum olmus gidiyor
zaman seni beni onune katmis sel gibi gidiyor
durdur durdura bilirsen insan oglu
sevgi mesalemiz olsun
isigi dostlugumuz olsun
kin kibir dusmanlik cikar yok olsun
mademki insa denmis bize her sey insanca olsun
saygilarimla iciniz sevgi dolsun
M A K M
6 Mart 2010 'da düzenledigimiz " 8 Mart kadinlar günü " etkinligimizde bizlerle olan Erdal Kiliçkaya'ya, canlarimizi bildigilendirdigi için kendisine tekrar tsk etmek isterim. Onca kilometreler yapip yanimizda bulunmasiyla onur ve gurur duyduk.
Bu aksam Sayin Hasan Ünal ve Villefrance AKM sinden kendisine eslik eden Haydar ve ihsan arkadaslarimiza tesekkur etmek istiyorum. BIzleri FUAF hakkinda bilgilendirdiler. Kafamizdaki soru isaretlerini bizlere verdikleri cevaplarla yok ettiler. En yakin zamanda Federasyona baglanma dilegiyle...
Ask ile kalin.
Yasemin Kaya Demir
YANSIN YAKILSIN ÇERAĞIMIZ AŞK İLE İLİMLE !
yanmışım , gezmişim , görmüşüm , kaynamışım , pişmişim
hala okyanusta damla olmamışım , çiğmişim meğer ,
dün gece seni aradım çatıda dedemin bize yadigar antikaları arasında ,
artık sabahları uyanmak istemiyorum gece bitmesin ,
öleceğiz , öldürecek bu günler - yoz karekter sistemler bizleri
alimler , hocalar dün televizyonda mehdi - mesih gelecekmi
diye birbirlerine diş bilemekteydiler ,
sonra solcular , proflar marx , pirsultan gelse yağmur duasında
çokbilmişler , prangalı beyinler kurtara gelsin insanlığı birileri der durur ,
beynin sulanır , kime inansan şaşarsın , yalnızsındır
atarsın kendini bulvarlara , insanların içine
oda ne ayrık birkaç çiçek yolun kenarında el sallıyor
yerden kaldırıp başının üstüne teberik sararsın onları
işte o ayrık çiçeklerin adı ahmet - çetin - mehmet altanlardır
canlar bu altanlar başıma karasevdayı gark etmeden evvel
iyidim , hoştum , yarın hangi güzelle sevişecem diye hülyalar kurardım
şimdi nerde heyacanlı , bohem yaşayan çocuktan iz
artık araştırıyor , okuyor , hukuku - dayanışmayı özlüyor
benim bundandır altanlara kinim , garezim
şizofren bir aşık gibi onları bir sokakta , kitapçılarda bulursam
çerağı kafalarında yakacak bu fakir kardeşiniz
gelsin eşiğe hamlar dörkapı kırk makamı geçerek hakiki sırra ermeye ,
cehalet - esaret zincirlerini resmi suratlı apoletin suratına atalım
hepberaber koşalım ışığa ,hakka , adalete , demokrasiye , eşitliğe , iyi adına .......
16 . 3 . 2010 orhan DERGAH
Bilemiyorum şuan beynimden bilgisayara damıttığım duygulu nameler bunlar , Dünyaya tanrı tarafından gönderilmiş beyaz atlı kamillere adıyorum bu şiirimi , iyiki varsınız . Onlar karşılık beklemedi böyle bir şiir yazılsaydı kafiydi zaten , onlar acı çeker , çile çeker , zulüm görür sonrada onları görmezden geliriz . Neden böyle vefasızdır birçok insan neden ? Beşpara etmez kişiliklere - rütbelilere gösterilen dikkati neden beyaz atlı hakikatçılara göstermeyiz . Artık bilincimizde , yaşantımızda , kitaplarımızda bunların maceralarını , destanlarını , aşklarını , umutlarını görmek istiyoruz . Bizleri üstat necip fazıl , cemal süreya , rıza tevfik bölükbaşı , yahya kemal , hacıbektaş , saidi nursi engüzel şekillerde anlatagelmişti oysa . Ne yani iyi - güzel çocukları bizlere unutturacaklarda çakma - taşeron - yaban generalleri bizlere adam diyemi pazarlayacak sistemzadeler yani . Kimin vicdanı kaldırır bunu hangi hakiki dergah ehli buna ses çıkarmaz diye sorar dururum bu zamanede .... 16 .15