Yazılar - (Köşe Yazıları)
Nehirlere yolculuktur seni düşünmek - Yaşar Seyman

“gözden ırak olan gönülden de ırak olur” deseler de inanma. Gözden ırak ama gönülden ırak değilsin. Göze yakın olsan; sana saatlerce yeni projelerimi anlatsam. İlgiyle dinleyen gözlerinde kaybolsam, tüm sözcükleri, tümceleri unutsam sonra daldan dala konsam uyaran bakışlarınla anlatıyı noktalasam…
Birlikte kuşların düğününün seyrine dalsak… Sonra hep gittiğimiz şarap evine gitsek. O sevimli, “çan, hazan, ezan” kentli, hani eşinin mutfakta güzel yemekler yaptığını övünerek söyleyen garsonla konuşsak. Seni kızdırmayacak sınırda cilveli sözcüklerle onu şaşırtsam. Kırmızı şarabı korkusuzca gazoz gibi içsem ve sana dönüşte türküler söylesem…
Burada olsan…
O çok sevdiğimiz cafede oturup saatlerce ortak konulardan söz etsek. Bir an karşı masada oturan ve etrafa boş, boş bakan çift dikkatimizi çekse, göz göze gelsek ve sıcacık bir tebessümle, iletişim kurmanın mutluluğuna varıp; söyleşimizi kaldığımız yerden sürdürsek…
“Ren nehrinin seyrinden güzeldi, seni seyretmek.”
“Sevgililer Günü”, anımsatmadan sevginin, insanın önemini kavrasak. Çalışma panomuza, günlük defterimize, ofisimizdeki blok notumuza ünlü Fransız yazar George Sand’ın, Seıne nehri ile dünyaya akan sözünü yazsak: “ Hayatta tek bir gerçek mutluluk vardır: sevmek ve sevilmek.”
“Keşke burada olsan…”
Daha düne kadar ısrarla ‘keşke’ sözcüğünü sevmediğimi söylerdim. Keşkelerim yoktur! Oysa sözcüklerle dans etmeyi seven, sözcüklerle aram iyidir diyen biri, sözcükleri sevmeyebilir mi? Hem “keşke” sözcüğünü sevmemek başka ‘keşke ‘ sözcüğü başka değil mi? “Keşke burada olsan” öyle içten söyledin ki, keşke sözcüğüne haksızlık yaptığıma karar verdim.
Birden zihnimde şimşekler çaktı ve düşündüm: Bu, kendi kendimize kaldığımızda bilinçaltına yenilmek gibi inan. Yazarken, severek Vivaldi dinlesem de özlemli, hüzünlü, sevdalı anlarımda bir türküye kapılır giderim…
Burada olsan…
Sana “ Eli elimde olsa, üç aylık yolda ne var” türküsünü söylesem. Ya da Latin Amerika’nın yüreği Pablo Neruda’dan şiirler okusam. Senin gibi Doğulu ve de imgeleri güçlü ozandan dizeler okusam, onu sana tanıtsam. Kim bilir belki de tanıyorsun:
“ İnsan
Hep
Yalnızdır
Ve
Rüzgârın
Adresi
Yoktur” diyor.
Oysa o da biliyor ki; aşk vurup götürdükten sonra rüzgârın adresi belli oluyor. Benim rüzgârım sensin. Adresin de belli…
Burada olsan…
Sevginin yaşadığı değişimi konuşsak…
Bence sevmek özgürlüktür. Yürek sevgide yalanı, dolanı barındırmaz. Bilir ki, bu tür sözler onu bozar, bu sözlere ne kanat çırpar ne umutlanır…
Her kuşak farklı sever. Bizim kuşak naif sevdi. Yalansız, dolansız, korkusuz sevgiler yaşadı. Sevgiyi kirletecek sözcüklerden kaçındı. Masumiyetini korudu. İletişim araçları sevgi dünyasına bu denli egemen değildi. Bu denli bilgi ve sevgi kirliliği yoktu.
Günümüz ilişkileri sevgiyi tüketiyor. Sevgiyi kuşatan unsurlar sevginin büyümesine izin vermiyor. Kıskançlık, güvensizlik, yasaklar sevginin içinde inanılmaz ölçüde şiddet barındırıyor…
Oysa doğa boşluk tanımaz. Doğanın boşluk tanımayacağını bilen insanlar yaşadıkları sevgiyi çoğaltır. Sevgiyi emekle besler, duygudaşlıkla kaliteli kılar. Güzel olan sevgiyi yormamaktır…
Burada olsan…
Sana, ‘Bir Hegemonya Alanı Olarak Aşk’ konulu deneme yazımı okusam: Cemal Süreya, “Aşk” şiirinde: “Şimdi sen kalkıp gidiyorsun./ Git./ Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar./ Gitsinler./ Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin.” diye yazıyor.
Aşktan daha büyük hegemonya var mı? Günümüzde herkes hegemonyanın bilinen alanından söz ederse yaşamın tadı kalır mı? Her olgunun her sözcüğün karşıtı yok mudur? Aşk zaten iktidar değil mi? Vurup götüren, önce oyalayan, sonra yaşatan sonra da canına okuyan aşktan, daha büyük bir teslim alma alanı var mı?
Erkek egemen bakış bile gün gelir aşka teslim olmaz mı? Aşkın dili evrenseldir. Çünkü aşk yaşamın her alanında asla din, dil, ulus, cins ve coğrafya tanımaz. Yüreği elinin içine alır, sonra da döner akla ıslık çalar…
Aşk isterse tüm üretim alanlarına hız katar. Can verir, kan verir, kök salmasını sağlar. Öyle acımasızdır ki, bitince saldığı kökleri söker atar. Ama ardından büyük bir deneyim, birikim, tortu bırakmayı savsaklamaz…
Burada olsan…
Varsın gibi okudum.
Beğendin mi? Diye soramadım.
Çünkü uzaktasın…
İngiliz yazar JEANNETTE WINTERSON, aşk yüzünden kiliseden kovulur. Acılar çeker, yine de aşktan vazgeçmez. Neden aşk biter, sevdiğim kadın beni terk eder gider diye yıllarını tüketir. Şimdilik bulduğu yorum: “ Hiçbir su aşkı tatmin edemeyeceği gibi, seller de boğamaz. Aşkı öldüren şey ihmaldir.”
Sen burada olsan…
Paylaştıkça çoğalsak.
Özlem tüketsek…
Oysa sen yoksun.
Gün geçtikçe uzaklar çok uzak oluyor…
YAŞAR SEYMAN
yasarseyman@gmail.com
ANKARA, 2 ŞUBAT 2008
| Tarih: 20.02.2008 | ||
|
Değerlendir
Benzer Yazılar
Fransa'dan esintiler - Yaşar Seyman
Mona Lisa mıyım, seni bekleyeyim! - Yaşar Seyman
Erkek 'Yaşar'lardan bir tek seni sevdim… - Yaşar Seyman
Anneler alanlara çıkın! - Yaşar Seyman
Cumhurbaşkanı'nın gülü soldu… - Yaşar Seyman
Hüznü var da Eylüller yok - Yaşar Seyman
Erkek Cumhuriyeti kutlu olsun / Yaşar Seyman
Kadınlar örgütlü mü? / Yaşar Seyman
İlgili Haberler


















