<<  Şubat 2012  >>
Pa. Sa. Ça. Pe. Cu. Cu. Pa.
 30  31 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29  1  2  3  4
Alevi örgütlenmesinin önceliği ne olmalıdır ?







» Yorumlar
» Anket Arşivi

E-Posta

Format
BATH Ravalement
KAYALAR
SARL Construction de l'Horizon 2000
KILIC FASHION COMPANY
Bulut
Crepis Rhin
Celik Construction
Feronnerie SAYLIK
Keles Renovations
SARL Pave Performance
PFF Façade
T. Plâtrerie
Cabinet François Brunet
Unal Renove
Yazılar - ()

Türkiye'de Referandum: Evet, Hayır, Boykot !! - Ali Ekber Başaran


Türkiye'de Referandum: Evet, Hayır, Boykot !! - Ali Ekber Başaran
Türkiye, sıcak yaz günlerinde özgülüne has seçim süreci yaşıyor. İktidar partisince önerilen anayasa için, 12 Eylül’de halk oylaması-referendum yapılacak. Bu oylamanın esas önemi “tek parti, tek iktidar” deyiminde saklıdır. Nasıl mı ? Biraz yakından bakalım.

Bir ülkenin yönetimi 3 güce dayanır
a) Yasama;
kanun koyma gücü,
b) Yürütme; kanunları uygulama gücü
c) Yargı; kanunların uygulanıp uygulanmadığını denetleme gücü.

Bu 3 gücü, şu veya bu şekilde ellerine geçiren yönetimlere “totaliter” yönetim deniliyor. Krallığın, imparatorluğun, totaliter yönetimin alternatifi ise demokrasidir. Demokrasinin esası ise kuvvetler ayrımıdır. Bir ülkenin demokrasi ile yönetilen ülke olabilmesi için o ülkede kuvvetler ayrılığının bulunması gerklidir.

Türkiye’de halkın oyları ile üyeleri belirlenen TBMM, yasama (gücü/kuvveti) organıdır.
TBMM’deki üyelerin oyları ile oluşan Hükümet, yürütme (gücü/kuvveti) organıdır.
Yasama ve yürütme gücünün etkisinde olmayan bağımsız yargıyı (yargı gücünü/kuvvetini) ise Anayasa Mahkemesi, Danıştay gibi üst yargı organları ile hâkimlerden oluşan Yargıtay ve mahkemeler temsil eder.

Bugünkü koşullarda Türkiye’deki Hükümetler; oy çoğunluğuna dayalı olarak yasama gücünü elinde tutuyorlar ve istedikleri her konuda kanun çıkarma olanağına sahipler.

Hükümet başkanı başbakan olarak icranın başında. Yürütme gücü de elinde Fakat yargı gücü bağımsız. Bu anayasa değişiklik paketinin maddeleri ile başbakan yargı gücünü de eline geçirmeyi hedef alıyor.

Mevcut Hükümet, alınan bazı kararların, yargı denetimi nedeniyle uygulanamamasından rahatsız. Bütün bu gürültünün arkasında yargının da yönetimin (iktidarın/yürütme gücünün) eline geçirilmesi mücadelesi olduğu gözlemleniyor.

Kuvvetlerin (yasama, yürütme, yargı) tek elde toplanması, hem bu iktidarın hem daha sonrakilerin işini kolaylaştırır gibi görünse de, “totaliter” bir yönetimin zeminini hazırlamasından dolayı demokrasi açısından bir tehlike oluşturabilir. Böylesi bir kapı aralanıp, olanak ele geçtimi kimin ne yapacaği belli olmaz ! Tarihte aynı yöntemlerle yaşanmış acı deneyimler var.. Demokraside kuvvetler ayrımının denge unsuru olma ğorevi vardır, oldukca da önemlidir.

Gelelim referanduma ; latince kökenli referandum kelimesi, genelde anayasa değişikliği, yasaların kabulu ve ya çok önemli konularda halkın iradesini belirlemek amacıyla yapılan oylamayı anlatır. Referandum halkın iradesini direk olarak idareye yansıtan, doğrudan demokrasinin güzel bir örneğidir. Temsili demokraside ise, halkın seçtiği insanlar (milletvekilleri), halkın iradesini yansıtmaya çalışmaktadırlar. Türkiye'de çok az uygulanan referendum İsviçre gibi, bazı ülkelerde sık sık uygulanır. Oralarda sadece parlemento çoğunluğuna sahip partiler değil, halkın ya da baskı gruplarının belli oranda imza toplayarak herhangi bir konuda referendum yaptırma olanakları var. Yani halka dayalı direk demokrasinin güzel örneklerini oluşturmaktalar. Referandum bir şekilde güven oylaması anlamına da geldiği için, onu öneren taraflar risk almak durumundadırlar. Türkiye'de, Fransa'da ve İsviçre'de yeni anayasaların kabulü bu şekilde olmuştur. Buna Anayasa Referandumu denir.

Türkiye'de ilk anayasa referandumuna, 1960 Anayasasının kabulü sırasında başvurulmuştur. Katılan seçmenlerin % 62'si evet, % 38'i hayır şeklinde oy kullanarak; Kurucu Meclis'in hazırladığı Anayasayı kabul etmiş oldu. 1982 yılındaki, Danışma Meclisi tarafından hazırlanan Anayasanın referandumunda ise, kabul oyları % 91'i geçti. Red ise % 9 idi. Şüphesiz bu iki oylama da olağanüstü koşullarda baskı rejimlerince yapılmıştır. Özellikle 1982’deki, oy verme zorunluluğu ve devlet terörü ortamında yapılmıştır.

Günümüzdeki referendum, farklı görüşlerin kitlelere ulaştırıldığı, toplantı ve propogandaların yapıldığı daha demokratik bir ortamda yapılmaktadır. Şüphesiz iktidar partisi mevcut “iktidar”dan kaynaklanan olanaklara da sahiptir, öyle de olur. Ancak devlet olanaklarını istedığı doğrultuda oy verilmesinde bir “tehdit” unsure olarak kullanması doğru değildir.

Özellikle anayasa ve temel hakları içeren yasa referandumlarında, mevcut partilerin ve halkın büyük kesiminin görüşleri ve oluru alınarak referanduma gidilmesi, çoğunluğa yani demokrasiye saygının gereğidir. Ne yazık ki Türkiye’de bu olamamıştır. Türkiye’de tek taraflı önerilen anayasa metniyle ilgili üç büyük eğilim görmekteyiz : “Evet, “Hayır” ve “Boykot” taraftarları.

“EVET” cilerin esasını tabii ki bu metni öneren iktidar partisi ve taraftarları oluşturmaktadır. Önceki anayasanın yetersizliğinden hareketle hazırladıkları yeni taslak aynı zamanda AKP etrafında oluşan “muhafazakar” koalisyonun (AKP-SP-BBP ve bunlara yakın sivil toplum örgütleri) görüş ve beklentilerini karşılayacak biçimde hazırlanmıştır. Bunun kabulu için her türlü çabanın yanısıra, bir taraftan adına “kanaat önderleri” dedikleri, devletin muhatap alamayacağı -devletin laik ve demokratik cumhuriyet karakteriyle bağdaşmadığı için- dinci tarikat liderlerini sahaya sürülürken, diğer yanda DTP nin -kürt kökenli yurttaşların- oylarını “evet” e çevirebilmek için PKK ile dirsek temasında olması dikkat çekmektedir..

“Evet”cilerin diğer kesimi ise “Özgürlükcü sosyalist”lerdir. Bunlar, anayasa taslağında öngörülen kısmi de olsa olumlu noktaların var olduğunu bu nedenle yenisini eskiye tercih ettiklerini belirtiyorlar. Referandumun, 12 Eylül rejimine son verecek bir değişiklik olmayacağını, “Ben yaptım, oldu” zihniyetini yansıtıyorun altını çizdikten sonra  “Bu referanduma evet demenin rahatlığıyla yeni bir anayasa talep etmek, yüzde 10 barajının kalkmasına, siyasal partilerin siyaset yapma alanlarının daraltılmasına son verilmesini talep etmek hakkına sahip olmak” ve de “MGK’nın konumunu değiştiren yasa değişikliğinin önü açılmış” olmasından bahsetmektedirler. Ayrıca şu gerekçeleri sıralıyorlar ; “ Önce ilke olarak bir darbe anayasasından kıl koparmak sevaptır. Bu 12 Eylül Anayasası'nı başından sonuna değiştirmek isterdik, onu yapamıyoruz. Hiç olmazsa AK Parti'nin kısmi değişiklik yapmasına evet diyelim. Partisi kapatılan milletvekilinin milletvekilliğinin düşürülmesini engelliyor. Askerler bazı suçlar için sivil mahkemelerde yargılanacak. Siviller asker mahkemelerinde yargılanmayacak. Ayrıca genel kurmay başkanı ve kuvvet komutanları için yüce divan getiriliyor. Ve de çok simgesel olmakla birlikte Anayasa'daki geçici 15.madde kaldırılıyor ki 12 Eylül darbecileri hakkında davalar açılabilsin.”

“HAYIR”cılar cephesi ise parlementoda temsil edilen iki parti (CHP, MHP), Sosyalist Sol Hareketler (ÖDP,EMEP,TKP,..) ve bir çok Sivil Toplum örgütünden oluşuyor. CHP ve MHP özellikle, ortak metin üzerinde anlaşma arama yerine “tek taraflı bir dayatma” olması, bağımsız yargı gücünün yok edilerek tüm “devletin”ele geçirilmesi ve iktidar partisine “güven oylaması” olması temelinde eleştiriler yöneltmekteler.

Sosyalist Sol’un eleştirileri kendi içinde daha tutarlı ve de sınıfsal gözüküyor. Onlar, “AKP tarafından gündeme getirilen kısmi anayasa değişikliklerini Türkiye’nin içine sokulduğu, bir yanı serbest piyasacı, diğer yanı ılımlı islamcı yeni sermaye düzeninin anayasal ve hukuki dayanaklarını güçlendirmeye yönelik düzenlemeler” olarak görmekteler. “AKP vesayet rejimini tasfiye etmenin değil, vesayetin müdahale araçlarını ele geçirmenin uğraşı içinde. Paket, 12 Eylül Anayasası’nın otoriter ve antidemokratik içeriği muhafaza edilerek hazırlandı. Özgürlükçü, demokratik ve sosyal bir Anayasa talebi, 12 Eylül Anayasası üzerinde yapılacak rütüşlarla demokratik bir öz kazanamaz.” AKP’nin anayasa paketinde kamu çalışanlarına grev hakkı yasaklanıyor, yüzde 10 seçim barajı kaldırılmıyor. 1999 seçimlerinde oyların yüzde 20’si mecliste temsil edilmedi. Bu oran 2002’de yüzde 45 oldu. 2007’de ise yüzde 14. 2007’de oyların yüzde 80’ini alan üç parti milletvekillerinin yüzde 95’ine sahip oldular. Dünyada eşi olmayan bu seçim barajına ilaveten, partilerin seçim ittifakı yapmasını engelleyen düzenleme de işe dahil olunca, TBMM’nin oluşumu biraz lotaryaya dönüşüyor.” Katılımdan, demokratik müzakere süreçlerinden uzak bu niteliğiyle Anayasa bir ‘toplumsal uzlaşma’ metni sıfatına layık değildir, içeriğine bakılmaksızın sırf biçim yönünden bile “hayır” cevabını hak etmektedir.

“BOYKOT”cular ise Kürt kökenli yurttaşların yoğun temsil edildiği BDP ve ona yakın kitle örgütleriyle PKK’dan oluşuyor. Onların esas gerekçeleri ise “AKP’nin açılım konusunda samimi olmaması, verilen sözleri yerine getirmemesi ve de %10 luk barajı aşağı çekmemesi”. Ancak bu yazının yazıldığı günlerdeki duyumlar, AKP ile bu gruplar arasında dirsek temasının sürdüğü ve “evet”e sert biçimde karşı çıkılmayacağı yönünde.

Boykot elbette bazen bir protesto eylemi olarak düşünülebilir. Ama bugünkü koşullarda boykot tavrı, hükümete dolaylı bir destek sonucu doğurabilir. Çünkü boykot veya geçersiz oylar hesaba katılmayacağı, yani yok sayılacağı için, oransal olarak ‘evet’ tarafının ağırlığı artacaktır, ki bu da AKP politikalarına güç verir. Zaten son genel seçimlerde Kürt kökenli yurttaşlarımızın yoğun oldüğü bölgelerde “Ya diline, ya da dinine oy ver” kampanyası yürüten DTP, PKK ve AKP, diğer partilerin oralarda seçim kampanyası yürütmesine olanak vermemişlerdi. Bugün de ağırlıklı olarak aynı temelde oy verilecekse, bu bölgelerdeki “boykot”, elbetteki dolaylı “evet” olacaktır. Kaldi ki azımsanmayacak sayıdaki Kürt kökenli sosyalist aydınlar ve baskı grupları da “evet” çağrısı yapmaktalar.

Referandumun adı üzerinde “halk oylaması”. Halklar kendi kaderlerini kendileri belirler !

Görünen o ki, gelinen noktada esas sorun “EVET” ya da “HAYIR” değil !

Ali Ekber BAŞARAN, 20 Ağustos 2010


Tarih: 27.08.2010
Değerlendirme: 



Değerlendir
     




 

Yorumlar
Tarih 09.09.10, 00:05 Yazan kk
ŞEHİDE KELLE DİYENE, 7 TRİLYONLUK MALİKANEYE, 2.7 TRİLYONLUK GEMİCİĞE PEK TABİİKİ HAYIR


İsminiz




Lütfen altaki işlemin sonucunu cevaplayınız

İşlem Sonucu:     =  




Benzer Yazılar
FUAF - Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu | Yazdır