<<  Şubat 2012  >>
Pa. Sa. Ça. Pe. Cu. Cu. Pa.
 30  31 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29  1  2  3  4
Alevi örgütlenmesinin önceliği ne olmalıdır ?







» Yorumlar
» Anket Arşivi

E-Posta

Format
BATH Ravalement
KAYALAR
SARL Construction de l'Horizon 2000
KILIC FASHION COMPANY
Bulut
Crepis Rhin
Celik Construction
Feronnerie SAYLIK
Keles Renovations
SARL Pave Performance
PFF Façade
T. Plâtrerie
Cabinet François Brunet
Unal Renove
Yazılar - ()

Aşk Olsun Sizlere... - Erdal Kılıçkaya'nın Sendikaci, Yazar Yaşar Seyman ile yaptığı röportaj:


Aşk Olsun Sizlere... - Erdal Kılıçkaya'nın Sendikaci, Yazar Yaşar Seyman ile yaptığı röportaj:
Krizin kendisini tüm kesimlere iyice hissettirdiği günleri yaşıyoruz. Krizde en fazla, en alttakiler ezilir. Dolayısı ile, krizden ilk etkilenen kesim malesef kadınlar.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeni ile, ezilenlerin de ezdiği kesim olarak kadınlar krizden nasıl çıkabilir, kadın haklarının kazanılması, siyasete olan ilgileri ve mücadele programları gibi birçok konuyu, yıllarını bu YOL'a vermiş Sendikaci ve Yazar Yaşar Seyman'a sorduk:

Erdal Kılıçkaya (EK): Yaşar Hanım, yaşanmakta olan krizin etkileri gün geçtikçe kendini daha da hissettirir olmaya başlıyor. Kriz dönemlerinin kadın işçilere olan etkisini, işin mutfağında olan, bir kadın sendikacı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yaşar Seyman (YS): Kadın işçiler kriz dönemlerinde ilk vurgunu yiyenlerdir. Küresel kriz nedeniyle işten ilk çıkarılanlar kadınlardır. Küresel kriz yakıcı etkilerini Türkiye’de de göstermeye başladı ve son 5 ayda Türk-İş üyesi 40 bin işçi işten atılmış, yine 40 bin işçi ücretsiz izne çıkarıldı. Bu sayılar sadece Türk-İş için geçerlidir. Türkiye’de son kriz döneminde yaklaşık 450 bin kişi işini kaybetti. Çalışanlarının çoğunun kayıt dışı olduğunu, krizin özellikle tekstil, hizmet ve otomobil gibi sektörleri vurduğunu, işten atılan kadın çalışanların çoğunun da bu sistem içerisinde var olduğunu düşünürsek krizin en çok kadınları etkilediğini söylemek yanlış olmaz.

Türkiye’deki bir başka ciddi tabloyla birlikte -dünya eğilimlerinin tersine- kadın istihdamının düştüğünü görüyoruz. Kadınların işgücüne katılım oranı 1988’de 34,3 iken, 2006’da 24,9, 2007’de 24,8 olmuştur. Bu sayı AB ve OECD ülkelerindeki en düşük sayıdır.

Ciddi bir kadın işsizliği yaşanırken, kadınlar daha ziyade ev eksenli, geçici, esnek işlerde yoğunlaşıyorlar. Tarım kesiminde kayıtsız çalışan kadın oranının yüksekliği de işgücüne katılım oranını düşürüyor. Düzenli çalışmanın olduğu sektörlerde ise sendikalar kadın işçileri örgütlemek konusunda isteksizler, örgütçülerin, eğitimcilerin, temsilcilerin çoğu erkek, toplu sözleşmeler son dönemlerde artan emeğe yönelik genel saldırıların da etkisiyle var olan hakların muhafazasına yönelik yapıldığından, kadınlara ilişkin  yeni isteklerde bulunulmuyor. Kadınlarda sendikalaşma oranı %10 ile %13 arasında kesin rakam informal ekonomi, kayıt dışılık ve sağlıklı bir istatistik sisteminin bulunmaması nedeniyle tam bilinemiyor.

Kadınlar açısından kriz olumsuz sonuçlar yaratmayı sürdürmektedir. Kadın, ev eksenli çalışmanın yaygınlaşması, kayıt dışı sektörün genişleyecek ve beyaz yakalı çalışanlar da işçileşmesi, mevcut çalışanlara da işsizlik, kıdem tazminatının, ikramiyelerin ve fazla mesai ücretlerinin ödenmemesi, çalışma saatlerinin uzaması, taşeronlaştırma, esnek çalışma gibi durumlarla yüz yüze kalmaktadır.

Bu gelişmelerle, güvenceli iş gücü piyasalarında kadın emeği oranı hızla düşecek, öte yandan bu oran geçici, güvencesiz sektörde yükselecektir. Bu durum, sıralanan çalışma biçimlerinde kadın istihdamının daha yoğun olmasından dolayı, güvencesiz ve örgütsüz kadın çalışan sayısının da artması anlamına gelmektedir. İş piyasalarından çekilen kadınların ev eksenli çalışmalara yönelmesi ve kayıt dışılığın hızla artması da olasılıklar arasındadır.

Yoksulluğun arttığı durumlarda; ailenin ayakta kalma çabası büyük ölçüde kadının görünmeyen emeği üzerinden sürdürülecek ve bu süreç kadının sırtındaki yükü arttıracaktır. Kriz döneminde aile içi şiddet, cinsel taciz, saldırı vb. yoğunlaşacaktır.

EK: Mecliste kadın temsil oranı yok denecek kadar az. Neden bu kadar az kadın var? Kim yapıyor bu siyaseti?

YS: Erkek parlamento, erkek hükümet ülkemizdeki kadının siyasi fotoğrafını çok çarpıcı olarak yansıtıyor. Siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin erkek egemen fotoğrafı erkek egemen bakışı yansıtıyor. Siyasal karar alma mekanizmalarına bakarsak, kadınların Türkiye’de mecliste temsil edilme oranlarının %10 un altında olduğunu, kadın parlamenter sayısının toplam 550 milletvekili içinde 48 olduğunu görüyoruz.
Ayrıca 82 kentin ikisinde kadın belediye başkanı var. Tunceli ve Aydın.

YS: Siyaset yapmayı bilmiyor mu kadınlar?
Kadınlar siyaset konusunda hem çok istekli hem de siyaset yapmayı biliyorlar. İşin püf noktası siyasette egemen olan erkekler kadınların yaşamın her alanında olduğu gibi siyasette de değişim ve dönüşümün gücü olduğu görülmüyor. Oysa siyasette iktidar olmak isteyen siyasi kadrolar ve yönetmeye adaylar kadınların birikmiş potansiyellerinden yararlanmalı ve bu gücü yaşama dönüştürmeliler. Kadınların sözüne kulak vermeyen hiçbir siyasi parti iktidar olamaz.

EK: Kadınlarla ilgili istekler ve mücadele programı ne olmalı?
YS: Kadınlarla ilgili istekler sorunun sahibi kadınlarla görüşülerek de saptanabilinir. Kadınların sorunları üzerine yoğunlaşmak, projeler yürütmek, bu projelerin ve kadın sorunlarının çözüm önerilerine parti programında yer vermek gereklidir. Kadın sorunları içtenlik ve kararlılıkla çözümlenebilir. Bunun da çağdaş adımı projelerdir. Projeler hazırlanmalı ve her projenin sorumlusu saptanmalı. Kadınların destek ve dayanışma çalışmalarından yararlanılmalıdır.

EK: Birleşik bir mücadele zemininin oluşturabilmesi için neler yapılmalı?
Birleşik mücadele zemini örgütlü yapılarla gerçekleşir. Örgütlü toplum, örgütlü birey olmanın gereğine inanmakla her şey başlar. Kadınlar örgütün kayıtlı değil aktif üyesi olmalı. Üyesi oldukları örgüte düzenli ödenti ödemeli, yayın organına yazmalı, yaygınlaştırılması yolunda uğraş vermeli ve üye olarak yaşatmalı. Örgütle bütünleşerek yönetim organlarında yer almalı. Örgütün yönetiminde yer alarak sorunların çözümünde söz ve karar sahibi olmalılar. Örgütüyle bütünleşen kadınların mücadele zemini oluşturmak ve hedeflere doğru yürümekle sorun ve sıkıntıları kısa sürede aşabilirler. Birleşik mücadele zemininin yaratılmasında kadınlar çağrı beklemeden örgütlenmeli ve sorunlara sahip çıkmalılar.

EK: Çalıştayların kırıla gittiği şu dönemde, kadın çalıştayı da yapılsın ister misiniz?
YS: Bizim demokrasimizin en dilsiz dilimi kadınlardır. Çünkü istihdam politikaları bile yapılırken kadınlar sessiz yedeklerdir. 21. yüzyılda ülkemizde çalışan kadın iki işverenli, iki mesaili ve dört vardiyalı ( ev, eş, iş, çocuk) ağır bir işçidir. Ve kadınların sorunları dağlar gibi yıllardır birikmiş çözüm bekliyor. O nedenle kadınlar adına atılan her adımın her çalışma platformunun sayısız katkıları olacaktır. Adı ister çalıştay ister kadın platformu ne olursa olsun yapılmasından inanılmaz yarar vardır.

EK: Kadınların kriz dönemlerinden ilk etkilenen kesim olduğunu göz önünde bulundurursak, kadınlar için kriz masası oluşturulmalı mı sizce?
YS: Kriz masalarının, komisyonların sorun çözeceğine inanmıyorum. Çözse de geçici olacaktır. Oysa kadınların sorunlarına kalıcı çözüm bulunmalı, çalışmalar köklü, projeli, programlı olmalı.

EK: Krizde en alttakilerin en fazla ezildiği gerçeğinin herkesçe bilindiğini belirterek, Ezilenlerin de ezdiği bir kesim olarak kadınlar krizden nasıl çıkabilirler?
YS: Kadınlar ekonomik, sosyal ve toplumsal krizlerden örgütleri kanalıyla çıkabilirler. Gelişen dünyada insan artık düşünen, konuşan ve örgütlü birey olarak tanımlanmaktadır. Örgütlü olmayan birey ister kadın ister erkek olsun sorunlarını çözemez ve krizden çıkamaz. Örgütlü olmayı savunmalı, örgütlü olmalı, örgütlerimizi yaşatmalıyız. 25 yıllık sendikacı olarak kadınlara sunu söylemek isterim: Bir kelebek kadar ömrüm olsa örgütlü yapılarda tüketirim.

EK: Kadınlar konusunda Batı ile aramızda fark var mı, varsa bu fark nereden geliyor?
YS: Kadın sorunları konusunda Batı ile örtüşen, ayrışan sorunlarımızın olduğu bir gerçektir. Emek dünyası içinde iseniz sorunlarınız büyük oranda örtüşür. En büyük fark Batı’nın sosyal hukuk devleti olması ve bireyi korumasıdır. Bizde ise birey devleti koruyor. Toplumsal yaşamın başka alanlarında özellikle bilim dünyasında, sanatta ülkemiz kadınları dünya kadınlarına örnek olacak konumdadırlar. Batı ile ülkemiz kadının bir başka ortaklığı da kadın hangi konumda olursa olsun şiddet karşısında kaderi değişmemektedir. İster İsveç’te Dış işleri bakanı, İster Fransa’da sanatçı, ister Türkiye’de bilim kadını olsun hepsi şiddetin demirbaşı kadınlar olmaktan kurtulamıyorlar.

EK: Yaşar Hanım çok teşekkür ederim.
YS: Sevgili Erdal Kılıçkaya asıl teşekkür benden… Bu yıl kadın hakları mücadelesinin 100. yılını yaşıyoruz. (1910 – 2010) O nedenle tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar gününü kutlamama, Kadın Hakları Savunucusu olarak; yeniden kadın dünyasına, sorunlarımıza yoğunlaşmama, çoğalmama olanak sağladığınız için gönül borcum oldu.


Tarih: 08.03.2010
Değerlendirme: 



Değerlendir
     






İsminiz




Lütfen altaki işlemin sonucunu cevaplayınız

İşlem Sonucu:     =  




Benzer Yazılar
İlgili Haberler
FUAF - Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu | Yazdır