<<  Şubat 2012  >>
Pa. Sa. Ça. Pe. Cu. Cu. Pa.
 30  31 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29  1  2  3  4
Alevi örgütlenmesinin önceliği ne olmalıdır ?







» Yorumlar
» Anket Arşivi

E-Posta

Format
BATH Ravalement
KAYALAR
SARL Construction de l'Horizon 2000
KILIC FASHION COMPANY
Bulut
Crepis Rhin
Celik Construction
Feronnerie SAYLIK
Keles Renovations
SARL Pave Performance
PFF Façade
T. Plâtrerie
Cabinet François Brunet
Unal Renove
Yazılar - (Köşe Yazıları)

Aleviler ve siyaset ilişkisinde yeni stratejiler ve yaklaşımlar / Turan Eser


Aleviler ve siyaset ilişkisinde yeni stratejiler ve yaklaşımlar / Turan Eser

Aleviler ve Siyaset” üzerine yazmış olduğum iki yazı üzerinde, bazı tartışmaların başlamış olmasını önemsiyorum. Serçeşme dergisinde son iki sayısında Esen Uslu imzalı iki yazı yayınlandı. Daha sonra internet ortamında ve toplantılarda yazılarıma ilişkin, “arka plan” sorusu sorulmaktadır. Bu iki yazımda bir çerçeve sunmak ve amacın tartışmayı derinlemesine ve düşünsel bir söylem üzerinden daha da zenginleştirileceğini umuyorum.. Fakat bu konu üzerindeki, tartışmaların, bazı kişilerce, sadece seçimlere endeksli, dar bir alanda ele alınmasını, tartışmanın zenginleşmesi önünde bir engel olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle, gerek yazıda eksik kalan boyutları, gerekse yazının işaret ettiği noktaların tam “anlaşılmamış” olmasından dolayı, daha da “net” bir şeyler söylemeyi zorunlu kılıyor.

Bazı ifadelerimin kendi içinde bir çok çağrışım uyandırdığı görüşlerine karşın, bunların daha spesifik bir tanım üzerinde tanımlamaya başlayalım.

Son günlerde Aleviler ve siyaset ilişkisini, içerikten yoksun bir zeminde tartışanlar, Alevilerin toplumsal ve kurumsal itibarlarına gölge düşüren tarzda sürdürmesini olumsuz bir davranış olarak değerlendiriyorum. Bu kadar önemli ve toplumsal bir projeyi, kişisel polemiklerle, bilgi ve vizyondan uzak bir seviyeye indirgeyerek tartışması, bu konunun öneminin yeterince anlaşılmasından kaynakladığı kanaatindeyim. Sorunu “birileri milletvekili olmak istiyor” düzeyindeki tartışmaları, Alevi toplumun ihtiyaçlarından çok, Alevi hareketinin yeni döneme hazırlanmasına dönük çabalarına, çözüm üretmekteki bir tıkanıklık göstergesi olarak görmek gerekir.

ALEVİLER KENDİNİ YENİ BİR DÖNEME HAZIRLAMALIDIR

Alevi hareketinin, 1993 sonrası yaratmış olduğu haklı ve tepkisel hareketi, daha sonra talep hareketine dönüştürmüştür. Fakat, içinde bulunduğumuz süreç ise bizden daha fazlasını bekliyor. Yani Alevi örgütlenmeleri, tepki ve talep hareketi olmanın ötesine sıçramak zorundadır. Sadece tepki gösteren ve talep etmekle sınırlı bir mücadele ile kendini geliştirmesi, kitleselleşmesi ve çekim merkezi olması mümkün değildir. Bu nedenle önümüzdeki süreç, Alevi hareketinin hem kendi kurumsallaşma sürecine, hem de buradan yaratacağı güçle siyasal alana müdahale etme kararlılığı ile kendisini ve oluşturacağı Türkiye projesini/vizyonunu merkeze taşımak zorundadır. Bu ise yeni döneme sıçrayışı birlikte kurgulamak açısından önemlidir. Eşitlik, emek, demokrasi, laiklik, özgürlükler ekseninde iktidar hedefli siyasal proje, düşünce ve hareketliliklerle birlikte kendi temsiliyetini, bu zeminde düşünsel ve fiziki olarak sağlamak için mücadele etmek zorundadır. Bu süreç tek başına, başarı ve kazanımlar elde etmek için yeterli değildir. Bu nedenle sol ve sosyal demokrat zeminde duran tüm demokrasi güçleri, ortak bir siyasi gelecek projesini hazırlamak gerekir. Aksi durumda, siyasetin merkezdeki Alevilik inkarını yok edemeyiz. Pir Sultan Abdalın dediği gibi “Bozuk düzende sağlam çark olmaz”, bu nedenle “bozuk çarktan” medet ummamaktansa, yine Pir’in dediği gibi “Hızır Paşa bizi berdar etmeden, siyaset günleri gelip çatmadan, açılın kapılar Şah’a” tüm demokrasi sevdalıları ile gitmenin zamanı geldiğine vurgu yapmak zorundayız.

Alevi hareketi yeni bir eşiğe sıçramaya aday olduğu bilince çıkarmak zorundadır. Bundan kaçış olamaz. Çünkü Alevi toplumundaki düşensel dönüşümü derinlemesine izlenmesi gerekir. Aleviler artık yeni dönemin gerçeklerini bilince çıkarmak istiyor. Hiçbir yönetici ve örgütlü Alevi, Alevilerin toplumsal gücünü ve hareketini, bulunduğu noktada durdurmaya hakkı olmamalıdır. İçinde bulunduğumuz süreç, siyasal, kültürel ve ekonomik politikaların yarattığı gericileşme ve sağcılaşma eğilimlilerinin arttığına tanıklık ediyor. Bu süreç herkesi etkilediği gibi, Alevileri iki kez etkilemektedir. Yurttaş olmasından dolayı onun sınıfsal, mesleki, cinsiyet kimliğinden dolayı, siyasal, sosyal, hukuksal ve ekonomik haklarını bir bir budarken, kültürel ve inançsal kimliğinde dolayı da inkarın ve asimilasyon politikalarının merkezine koymaktadır. Dolaysı ile yeni dönemin dayatmış olduğu şartlar ve koşullar, geçmişin muhasebesi ile birlikte, Alevi hareketini geleceğe hazırlanmayı zorluyor. Asırladır, mevcut resmi politikalarının merkezine, inkar olarak konulan Aleviler ve Alevilik, kendisi ile yüzleşmek zorundadır. Toplumsal sorunlarla yüzleşme zorundadır. Her türden baskıcı egemenlik politikalarının yarattığı ve dayattığı baskılardan, düşünsel ve örgütsel olarak kurtulma yollarını bulmalıdır. Alevi kurumları ve yöneticilerine bu dönem önemli görevler düşmektedir. İçinde bulunduğumuz süreç, geçmişin muhasebesini zorunlu kılarken, geçmişi de aşan bir tarzla, Alevi aydınları, akademisyenleri, sanatçıları ve kitlesi ile buluşmak için kişisel hırsları, toplumsal mücadeleye dönüştürmelidir. Kolektif akılı ve toplumsal gücü açığa çıkarmak için çalışmalara girişmelidir.

ALEVİLER, TÜRKİYE’DE ÖNEMLİ BİR TOPLUMSAL GÜÇ OLDUĞUNUN FARKINA VARMALIDIR.

İçinde bulunduğumuz ve önümüzdeki süreç Alevi hareketi için, demokrasi mücadelesinde akıl ve güç hareketi olma zamanıdır. Dernekler içine çekilmiş, iç tartışmalarla zamanı, enerjiyi, motivasyonu ve gücü tüketmeye dönük davranışlardan kurtulmak için ciddi ve gerçekçi projelere girişmeli ve tartışmalıdır. Siyaset gündeminin merkezinde olmanın önemi büyüktür. Şimdi kişisel akılın kolektif akıla, bireysel enerjinin kolektif güce dönüştürülmesi gerekir.

Alevi hareketi bu nedenle gündemin merkezine taşınması gereken, demokratikleşme, insan hakları, kültürel, dilsel ve inançsal çeşitliğin bir arada eşit haklarla yaşama talebini, emeğin sorunlarını, eğitim, sağlık, barış, sosyal politikalar, çevre, çocuk ve kadın sorunu gibi olmazsa olmazlarını, ancak siyasi alana aktif ve fikri katılımla mümkün kılabilir. Dernek çalışmalarından elde edilen düşünsel, örgütsel güç bu nedenle siyasi alana taşınmalıdır, Alevi hareketi bu nedenle kurumsal yapılarındaki dinamiklerini daha çok akıl, üretim, ve siyasi müdahale eksenine yöneltmesi, hak arama bilincini bu zeminde de artırması gereğine inanmalıdır.

Buna dair Alevi toplumundaki refleks ve siyasete müdahale kararlılığı, 2006 yılında gerçekleşen tüm Alevi etkinliklerinde açığa çıkmıştır. Bu yıl gerçekleşen tüm etkinliklere 500 binden fazla insan katılmış ve “Alevilerin siyasete müdahale” kararlığı en olumlu tepkiyi almıştır. Şimdi bu müdahalenin tabandan başlayarak siyasetin merkeze taşınması ve orada diğer demokrasi güçleri ile buluşması sağlanmalıdır.

Alevi örgütlenmeleri maalesef kendi güçlerinin tam olarak farkında değillerdir. Alevilerin toplumsal talepleri, toplumun gündemine kendiliğinden girmedi. Alevi sorunu kendiliğinden, uluslar arası bir konu haline gelmedi. Alevi hareketinin sadece 2006 yılında, kamuoyuna yansıyan yüzü ve gücü bile, çoğu Alevi kurumlarınca maalesef, yeterince fark edilmiş bir durum değildir. Kurumsallaşma açısından kimi eksikliklerine rağmen, (ki bu eksiklikleri gidermek için sorumluluk üstlenmek gerekir.), kanımca önemli başarılar elde edilmiştir.

Şimdi burada önemli olan, Alevi hareketinin kendi gücünün farkına varması ve bu gücü toplumsal amaçları ve vizyonuna uygun alanda değerlendirmesidir. Gücünü amaç dışı kullanması durumunda ise, ortaya çıkan sonuçlar, Alevi kurumlarını memnun etmediği gibi, Alevi toplumunu da memnun etmeyecektir.

Alevi toplumu ve Alevi kurumları kendi gücünün, demokratikleşme mücadelesinde bir değişim sağlayacağını bilince çıkarmak zorundadır. Bu gücün siyasal alanda bir sol güç birliğine dönüşmesine katkı koymak zorundadır. Söz konusu Alevilerin güç olgusu olunca, garip ama tersten bir gelişmeye tanık oluyoruz. Alevilerin gücünün farkına varanların, sağcı ve İslamcı partilerin olması ve bu eğilim giderek artması, Alevi toplumu üzerinde oluşturulmaya çalışılan milliyetçi ve muhafazakarlık hegemonyası, Alevi toplumunun geleceği açısından tehlikeli bir gelişimdir. MHP, AKP, DYP ve bazı sağ partilerin şu anda vitrinlik siyasi konu mankenleri bulmak için “Alevi avı”na çıktıklarına tanık oluyoruz. Sağ siyasetin merkezinde duran, Alevi inkarı ve asimilasyonu, şimdi vitrinlik siyasi konu mankenleri ile farklı stratejileri ile ele alınacaktır. Karşı karşıya olduğumuz bu tablo ile barışık olmamız mümkün değildir. Bu gelişmeye karşın, Alevi toplumun gücünü, sol eksen toparlamanın ve sağcılaşma tehlikesine karşı düşünsel ve kurumsal duruşun örgütlenmesi gerekir. İşte bu nedenle Alevi toplumdaki özgüvensizlik duygusunu özgüvene dönüştürmek için, gücümüzün farkında olarak hareket etmeliyiz.

ALEVİ YERLEŞİM BİRİMLERİNDE OYLAR SAĞCILAŞIYOR

Alevi hareketinin siyasete katılım gerekçeleri konusunda, daha önceki yazımda sınırlıda olsa bahsetmiştim. Fakat bu gerekçeleri, argümanları ile birlikte ele almakta fayda var. Türkiye’nin siyaset alanında giderek artan bir sağcılaşma ve muhafazakarlaşma eğilimi var. Bunun net bir şekilde görülmemesi, ancak siyasi ve sosyolojik bakıştaki körlükle açıklanabilir. Siyasal alandaki sol erozyon, kendi muhasebesini yaparken bu boyutu gözden kaçırmamalıdır. Eğer son 30 yıllık seçim sonuçları, Türkiye’nin siyasal tercih coğrafyasına göre, seçimler arasındaki sonuçların karşılaştırması, bir istatistiksel analiz süzgecinden geçirilmiş olsa, sola verilen oylardaki, “sağcılaşma”da yaşanan değişim daha da net görülür. Düşünceleri itibari ile halen kendini solda tanımlayanların, oylarını son dönemlerdeki seçimlerde, neden düşüncelerine göre kullanmadıkları ciddi bir araştırma konusudur. Örneğin1973 seçimlerinde, Kayseri’nin Sarız ilçesinde % 48.71 oy alan CHP, 2002 yılında seçimlerinde ancak % 16.83 oy alabilmiştir. Sol seçmen ağırlıklı yerleşim bölgelerindeki, oyların sağcılaşmasını göstermesi açısından ilginç bir örnektir. Diğer bir örnek olarak, 1973 seçimlerinde, Kahramanmaraş’a bağlı Elbistan ilçesinde oyların %60 civarında CHP’ye verilirken, 2002 yılı seçimlerinde tüm sol ve sosyal demokrat partileri verilen oyların toplamı % 23 oranında kalmıştır. Yüzde doksanın Alevi olduğu Nurhak ilçesinde, 2002 seçimlerinde sola verilen toplam sadece oy ise %50’dir. Bu seçim bölgesindeki, 1980 öncesi seçim sonuçları incelendiğinde, oyaların %95 civarında sol tercih olduğu görülür.

Diğer bir ilginç veri ise, son seçimlerde sandık başına gitmeyen 8 milyon 638 bin kişinin yaklaşık %85’i sola oy veren seçim bölgelerindendir. Bunlar içerisinde sandığa yansımayan oyların büyük bir kesimi ise Alevilere ait olduğundan kuşku yok. 1980 sonrası egemen olan apolitikleştirme sürecinin etkilerini, 2000’li yılarda görmek, yeni kuşak üzerinde belirleyici olduğu izlemek, Alevi hareketi için siyasi acı veren bir durumdur.

Bu nedenle Alevi hareketinin, siyasete müdahale kararlığının en önemli amaçlarından biriside, apolitikleştirme çabalarına karşı durmak için, Aleviliğin değil, Alevi yurttaşının siyasallaşmasını ve Türkiye’deki demokrasi mücadelesi katmaktır. Buna göz yummak ve bu kararlılığa dışarıdan eleştiri yapmak, sol akıl kârı bir durum değildir.

3 Kasım 2002 seçimleri ile solun siyasal alandaki etkisini ciddi oranda azaldığını tespitinde herkes anlaşıyor. 3 Kasım seçimlerinin sola verdiği mesajların derinlemesine analiz edilmesi gerekmektedir. Bunlar sıralatacak olursak;

  1. ABD eksenli siyasi müdahale Türkiye’deki siyasi alanda halen etkisini sürdürüyor. ABD’deki siyasi ve istihbarat destekli araştırma merkezleri Türkiye’de mevcut siyasi dengeleri ve eğilimleri araştırıp, Washington’un stratejik yol haritasına katkılar sunuyor. Ilımlı İslam seçeneğini ABD tarafından desteklenmesini, tesadüfü bir tercih değildir.

  2. 1999 seçimlerinde 6,310,721 kişinin sandıkta temsil edilmediği, 2002 yılında ise bu durumun, 8 milyon 638 bin (%20,90) seçmenin oy kullanmadığı ve 1 milyon 363 bin (%3,29) seçmenin de oyları geçersiz sayıldığı dikkate alınacak olursa, sol siyaset açısından, siyasete küskünlüğün ve tepkinin hangi toplumsal kesimden geldiğini ve bu duruma sebebiyet veren sol siyaset tarzının kendisini sorgulaması gerekir.

Alevi hareketinin en iki önemli mücadele zemini olarak; birincisi kendi içerisindeki birlik ve kurumsallaşma stratejilerini pekiştirmek iken, diğeri siyasal alana güç ve akıl ile müdahale etmek olmalıdır.

SİYASETE MÜDAHALE BİR SEÇİMLİK TARTIŞMA OLMAKTAN ÇIKARILMALIDIR

Aleviler siyasete müdahale etmelidir” vurgusunun pek de anlaşılmadığı ya da anlaşılmak istenmediğinde dolayı, bu vurguyu biraz daha açmakta fayda var.

  • Alevilerin siyasete müdahalesinden kesinlikle, salt 2007 yılındaki seçimlere endeksli, kısa vadeli bir söylem olarak anlaşılmasın. Bu vurgu, Alevi hareketinin önümüzdeki süreci, yeni döneme uygun uyun vadeli olarak kurgulaması, seçimlerden bağımsız, siyasal alana, sürekliği olan uzun soluklu bir müdahale, katılım, yön verme olarak değerlendirilmelidir. Bugün tartışılmasını sağladığımız, “Alevilerin siyasete müdahalesi” kararlılığı, bir yıllık proje değildir. Daha uzun dönemi kapsayan bir proje olarak algılanmalıdır. Alevilerin siyasete müdahale kararlılığı, 30 yıl, 50 sonrası düşünülerek verilen bir kararlılıktır. Yani 2007 seçimlerden Alevilerin müdahalesi hissedilmesi meselesi değil, geleceğimize tüm demokrasi güçleri ile birlikte sahip çıkma kararlılığı olarak okunması gerekir. Burada amaç, siyasette çoğulculuk ve çok kültürlülük ekseninde bir değişim yaratmak ve değişimi sol eksende korumaktır. Ortodoks yaklaşımlardan kurtulmuş, Latin Amerika örneklerinde olduğu gibi, toplumsal kesimleri talepleri ile birlikte, siyasi alanın ortak paydalarında bir araya getirmek, Alevi hareketin önemsediği bir boyuttur.

  • Alevi hareketi açısından, siyasete müdahale bir parti kurmak hiç değildir. Aksine, halk adına kurulduğunu iddia eden, ama kendinden menkul siyasi dükkan işletenlere, siyasi bakkalcılığı bırakın, toplumsallaşın demek olacaktır. Alevi hareketi, sola ve sosyal demokratlara, “kişisel ve grupsal ihtiraslarınızdan dolayı, toplumsal sorunların çözümünü ertelemeyin, yan yana gelebilmeyi sağlayan, Türkiye’nin müşterek sorunlarına, asgari siyasi çözüm programlarda birleşin” mesajı vermektir.

  • Alevi hareketinin siyasete müdahalesini, “solun zaten dağınık olan yapısını zayıflatmaya neden olacaktır” görüşünün aksine, siyasetin ceminde tüm demokrasi, emek, barış, özgürlükler ve insan hakları eksenindeki sevdalıları musahip yapmağı hedeflemektedir.

  • Alevi hareketinin siyasete müdahale etme kararlılığı, kendisini bugüne kadar, salt “oy deposu” ve “kadro” olarak değerlendirenlere, Aleviler siyasette düşünceleri, kimlikleri, projeleri, hayalleri ve fiziki olarak katılmak istediklerini hatırlatmak istiyor.

  • Kimse Aleviler “Siz ne istiyorsunuz?”,Sizin Türkiye sorunlarına ilişkin çözüm önerileriniz var mı?” diye soru yöneltmeyenlere, Aleviler kendi öğretilerinden besledikleri düşünceleri ile, kendilerini anlatmak için siyasete doğrudan katılımın demokratik hak olduğunu anlatmak için, siyasete kendi aklı ve gücü katarak müdahale etmek istiyor.

  • Türkiye’de egemen olan siyasi zihniyet kurguları, Alevi sorununa ilişkin net ve açık bir tutum almamıştır. Nüfusun üçte birini oluşturan bir toplumsal kesimin, siyaset alanında “yok” sayılması kabul edilemez bir gerçektir. Bu ülkenin asırlardır inkar edilmiş sorunları karşısında, siyaset alanı demokratikleşme perspektifi çerçevesinde ele alınması konusunda tutarlı ve evrensel insan hakları çerçevesinde bir politik hat üretilmemiştir. Alevi sorununu tanıma ilişkisi üzerinden makro siyasi alana taşınması, toplumdaki önyargıları kırmaya hizmet edecek ve toplumsal dokulara eşit koşullarda bir arada yaşama kültürünü nüfuz ettirecek ve bu ortak değerlerin bir arada yaşamasına katkı sunacaktır. Böylece, bugüne kadar çatışma kültürü üzerinde beslenen siyaset, yerini hazmetme kapasitesi yüksek ortak gelecek projesini besleyerek, demokrasin derinlemesine inşasına olanak sunacaktır. Bunun için yapılması gereken bir dizi siyasi görev kararlılık ve irade beyanı beklemektedir.

  • Alevi hareketi siyasetin merkezine yerleşmiş olan tekçiliğe karşı, siyasetin çoğulculuğuna sahip çıkılmasının, demokrasinin gereği olduğunu ve gereğin yerine getirilmesi içinde, bir çok sorunda olduğu gibi Alevilerin sorunlarında da, siyasetin yüksek sesle düşünmesini talep edecek ve sağlayacaktır. Söz konusu Aleviler olunca, meseleyi siyasette “mezhepçilik”, “ayrımcılık” ve “bölücülük” gibi algılayanların,siyasi ve zihinsel olarak özrünü tedavi etmesine katkı koyacak, çok kültürlü ve çoğulcu siyasi kültürün reçetesini beraber yazmayı önerecektir.

  • Alevi hareketi, siyasetin toplumsallaşması için, doğrudan katılımı esas alan bir yönelimi seçmiştir. Bu nedenle siyasetin, şahıs partilerinden, şahıs siyasetinden kurtulması için, toplumun kendisini, siyasetin merkezine taşımasına, destek verecektir.

  • Türkiye’de çözüm bekleyen sorunların ertelenme lüksü yoktur. Siyasetin aktörleri ise sorunların çözümüne iki nedenden dolayı karşı çıkıyorlar. Birinci gerekçe statükonun sağlamcılığını koruyan ideolojik tercih iken, ikinci Sebep olarak, çözümde halkın tepkisini hesaba katmaktır. Halkın oyları ile güç ve yetki erkini bulunduran mevcut siyaset kültürü, ülke sorunlarının, çözümüne, kendine bu erki veren halkın katılmasını da hiç sağlamaz. Eğer siyasi irade, halkı sorunlarının çözümünün içine dahil ederek, yürümekten kaçmaktadır. Alevi hareketi işte bu nedenle gücünü ve oylarını çözüm bekleyen sorunlara ilişkin önerileri ile birlikte siyasete müdahale etmek istiyor.

İNKARA VE SİYASİ DIŞLANMAYA İTİRAZIMIZ SİYASİ ALANDA OLMALIDIR.

Aleviler, kendilerine dönük inkar ve siyasi dışlanmaya karşı haklı gerekçelere dayalı bir itirazı var. Aleviler Türkiye’nin mevcut sorunları karşı duyarlı ve duyarlılığını her platformda ifade etmektedir. Bu nedenle kendilerinin, siyasal alandan, eşit hakların kullanımından dışlanmasına itirazları vardır. Alevi hareketi, devletin dinsel faaliyetlerine ve bu faaliyetlerin Alevileri yok saymasına itirazı vardır. Yine devlet eliyle Alevilerin asimilasyona tabi tutan, ideolojik girişimlere itirazı vardır. Aleviler siyasetin bir ürünü olan, zorunlu din derslerine, dinci kadrolaşmaya, dinin finanse edilmesine, 67 bin okul yerine 100 bin cami yapılmasına itirazı vardır. Önce insan diyen, Alevi hareketinin, sağlık ocağı dahi bulunmayan Alevi köylerine zorla cami yaptırılmasına ciddi itirazı vardır. Alevilerin siyasete müdahale gerekçeleri bunlardan ibaret değildir. Aleviler yolsuzluklarla, yoksulluğu ve işsizliği körükleyen, İMF memurluğu yapan hükümetlere itirazı vardır. Aleviler, Kürt sorunu çözümsüzlüğe mahkum edilmesine, emekçilerin sosyal, ekonomik ve örgütlenme özgürlüklerini engelleyen siyasi zihniyete, Ortadoğu’da tırmandırılan savaşa, kadının sömürülen emeğine ve eşit haklardan yararlanmamasına itirazı vardır. Gençlerin geleceğini karartan eğitim sistemine, “paran kadar sağlık” diyen, sağlık sistemine itirazı vardır. Yani Aleviler, bu ve benzer itirazlarını, siyasete müdahale fikri ile doğrudan bağlantılı olduğu bilinmelidir.

ARTIK BEDELİ VE HAKKI ÖDENMEYEN KİRALIK OY KULLANMAMALIDIR.

Nüfusun üçte birini oluşturan Aleviler, Cumhuriyet tarihi boyuncu oylarını ve siyasi tercihleri teslim ettikleri siyasi partilerden, kendilerinin sorunlarına sahip çıkılmadığını bilmektedirler. Siyasi alandaki vekaleten temsil edilmenin, dayanılmaz acısını çeken Aleviler, artık siyasi tercihlerini kendileri ve doğrudan temsil edilmek üzerinden tercih belirtmeleri önemlidir. Aleviler, verdikleri her oyun kendilerine inkar, asimilasyon, saldırı, yoksulluk, işsizlik, eğitimsizlik ve sağlıksızlık olarak geri döndüğünü bilince çıkarmaya başlamıştır. Bu nedenle Aleviler “Artık bedeli ödenmeyen, karşılıksız oyumuz yok” demektedirler. Alevi hareketi bu nedenle, siyasetin dinbazlık ve düzenbazlık üzerine kurulmuş hokkabazlıklarına, kiraya verecek akılının ve oyunun olmadığını, Türkiye ile paylaşmak zorundadır. Oylarımızın bedeli bellidir. Demokrasi, eşitlik, insan haklarına saygı, özgürlükçü laiklik, emeğe saygı, kadınlar yönelik ayrımcılığı son vermek. Farklı kimliklerin bir arada ve eşit koşullarda yaşamasını yasal güvence altına almaktır.

OYLARIMIZIN SAĞCILAŞMASINA KARŞI ÇIKMAK, ALEVİLER ÜZERİNDEKİ ETNİK MİLLİYETÇİLİĞİNİ HEGEMONYA OLUŞTURMASINI ENGELLEMEK İÇİN SİYASETE MÜDAHALE EDİYORUZ.

Demokrasi mücadelesi ekseninde duran Alevi hareketi, Alevilerin kitleselleşmesine tanıklık ettiğimiz şu son dönemlerde, sağ siyasi yapıların Alevi toplumu üzerine yeni bir siyasi strateji oluşturduklarını tanık oluyoruz. Alevilere dönük katliamlarda ideolojik yandaşlığı ile bilinen MHP’nin, son parti ekinliklerinde Alevi sembollerini ve değerlerine özel bir hassasiyet göstermesi, yine sağ ve milliyetçi çizgide duran Reha Çamuroğlu olmak üzere, Cemal Şener gibi kişilerle siyasi flörtü bilinmektedir. Hiçbir kitlesel tabana sahip olmayan kişilikler üzerinden, Alevi topluma ulaşma stratejileri, Alevi hareketinin müdahalesi ile, MHP gibi sağ ve etnik milliyetçi partilere, siyasi olarak dipsiz kuyudan çektireceğiz.

1999 ve 2002 Yılı Türkiye Geneli Seçim Sonuçları

 

 

1999 Yılı

 

2002 Yılı

Toplam Sandık

 

208.606

172.143

Toplam Seçmen  

 

37.495.217

41.407.015

Toplam Kullanılan Oy

 

32.656.070

32.753.386

Toplam Geçerli Oy

 

31.184.496

31.510.007

Katılım Oranı

 

% 87,09

% 79,10

Kullanılmayan oy sayısı:

 

4,839,147

8,653,629

 

Geçersiz oy:    

 

1,471,574

1,471,574

Toplam geçersiz oy

 

6,310,721

10,125,203

Tablo I

 
2002 ve 1999 Yılı Seçimleri, Oyların Partilere Göre Dağılımı

2002 yılı sonuçları

1999 yılı sonuçları

S.

Parti Adı

Oy Oranı

Toplam Oy

S.

Parti Adı

Oy Oranı

Toplam Oy

1

AKP

34,43

10.848.704

1

DSP

22,19

6.919.668

2

CHP

19,41

6.114.843

2

MHP

17,98

5.606.634

3

DYP

9,54

3.004.949

3

FP

15,41

4.805.384

4

MHP

8,35

2.629.808

4

ANAP

13,22

4.122.926

5

GP

7,25

2.284.644

5

DYP

12,01

3.745.417

6

DEHAP

6,14

1.933.680

6

CHP

8,71

2.716.096

7

ANAP

5,11

1.610.207

7

HADEP

4,75

1.482.194

8

SP

2,49

784.087

8

BBP

1,46

456.354

9

DSP

1,22

383.609

9

BAĞ.

0,87

270.265

10

YTP

1,15

363.671

10

ÖDP

0,80

248.555

11

BBP

1,02

321.486

11

DTP

0,58

179.873

12

BAĞ.

0,96

302.801

12

LDP

0,41

127.168

13

YP

0,93

294.517

13

DP

0,30

92.089

14

İP

0,51

160.227

14

MP

0,25

79.363

15

BTP

0,48

150.154

15

BP

0,25

78.923

16

ÖDP

0,34

105.862

16

İP

0,18

57.593

17

LDP

0,28

89.177

17

EMEP

0,17

51.752

18

MP

0,22

68.077

18

YDP

0,14

44.782

19

TKP

0,19

59.515

19

SİP

0,12

37.671

 

 

 

 

20

DEPAR

0,12

37.370

 

 

 

 

21

DBP

0,08

24.419


Tablo II

Her iki seçim sonuçları (Tablo II) arasında bize verilen mesajlar oldukça net durmaktadır. Kamuoyunda “sol” diye algılan partiler 1999 seçimlerinde, 11.508.899 oy alırken, 2002 seçimlerinde bu oran 8.757.208 oya düşmüştür. Yani 2.751.691 kişi “sola” oy verme tercihinden vazgeçmiştir. Yine bu iki seçim arasında kararsızların oyları, siyasete olan güvensizlikten dolayı artmıştır. 1999 yılında toplam 6,310,721 kişinin iradesi TBMM’de temsil edilmez iken, bu oran 2002 yılında 10,125,203 kişiye yükselmiştir. 2002 yılında kullanılmayan ve geçersiz sayılan oyun toplamı tek başına hükümet olan AKP’nin oyundan daha fazla olmasını, başka bir ifadeyle, tek başına hükümet olacak oylar, meclisin dışında kalmıştır. Eğer % 10’luk anti demokratik barajını göz önüne alırsak, 41.407.015 seçmenin olduğu bu ülkede, toplam geçerli oy sayısı olan 31.510.007 kişiden sadece 16.963.547 kişini iradesi TBMM’de temsil edilmektedir. Demokrasi açısından skandal olan bu durum, ancak azınlığın hükümetlerini toplumun karşısına dikmektedir.

Bu seçim sistemi, anti demokratik olma özelliğinin yanı sıra, halkın siyasi tercihlerine de müdahale eden bir stratejik özelliğe sahiptir.

SİYASETİN NABZI SADECE İSTİKLAL CADDESİNDE VE YÜKSEL CADDESİNDE ATMIYOR.

Eğer siyasete müdahalenin bilinçli oy kullanmakla sağlanacağı tezini benimsiyor isek, önümüzdeki görevinde adını koymuş oluyoruz. Alevi hareketi, bu görevi kendi örgütsel alanında yerine getirmek için, başlattığı çalışmalar, tüm eksikliklerine rağmen, doğru bir siyasi karardır. Siyasetin toplumsallaşması için, siyasetin, Türkiye’nin tüm sorunlarına çözüm öneren ve bunu halkla paylaşan, yaşam alanlarına akması gerekir. Bunu da ancak sol ve sosyal demokrat partiler yapmalıdır.

Siyasetin nabzının sadece, türkü barlarda, İstiklal ve Yüksel caddesinde atmadığının kavranması için, toplumun tüm yaşam alanlarında yer almak, oradan sürece müdahale etmek gerekir. Toplumun siyasallaşmasını, dindarların, etnik milliyetçiliğin hegemonyasından kurtarmak, mahallede, işyerinde, köyde, sokakta örgütlenmekten ve parlamentoda olmaktan geçiyor. En azından 2006 yılının yaz dönemlerinde Aleviler tarafından yapılan tüm etkinliklere toplam 500 binden fazla insan katılmış ve Alevi hareketinin buralarda siyaset müdahale etmek gerektiği konusunda mesajları bile önemle izlenmesi gerekir. Mahalleler, etkinlikler, işyerleri, yerel yönetimler, sokakları sağ siyasete teslim etmenin bedeli, özgürlükçü, eşitlikçi, demokratik, sosyal ve laik ülke rüyalarımızdan mahrum kalmak olur. Bu nedenle “Aleviliği siyasallaştırmaya kalkışmak kimin ekmeğine yağ sürmektir” gibi soruları yönelten, bazı arkadaşlara şunu ifade etmek gerekir; Bir, Alevi hareketi, “Aleviliği” değil, Alevi yerleşim birimlerdeki, oy sağcılaşması ve giderek bireyinde sağcılaşmasına karşın, Alevi yurttaşların siyasallaşmasını istiyor. İki, Alevilerin sol ve sosyal demokrat eksende siyasallaşmasına katkı sunmak istiyor. Bu alanı örgütlemek yerine, “sağcılaşması için bırakında dağınık kalsın” anlamına gelecek öneriler bizim dikkate alacağımız öneriler değildir.

ALEVİLER SİYASETİN ŞARLATANLARINA, DİNBAZLARINA VE DÜZENBAZLARINA

ALEVİ ÖĞRETİSİNDEN BESLENMİŞ YENİ BİR SİYASİ KÜLTÜR ÖĞRETMEK İÇİN

Alevilerin, demokrasi güçlerini güç sunacak, fikirsel katkı koyacak ve “nasıl bir Türkiye istiyoruz” sorusuna verilecek cevaba ilişkin önermeleri vardır. Bugün ülkemizde egemen olan kaba milliyetçilik, kaba dindarlık ve derin düzenbazlıklara karşı, Alevi öğretisinden ve felsefesinden besleyerek günümüze taşıdığı düşünsel zenginlikler mevcuttur. Siyaset ve yönetim kültürünün kirlenmişliğini temizleyecek yeni bir siyaset ve yönetim kültürü yaratmak için, ortak değerleri gündelik hayatımızın ilişkilerine, siyasete ve yönetimlere egemen kılmak mümkün. Alevi hareketinin siyasete müdahale etmesi için önemli nedenlerinden birisi olarak, bunu ciddi bir gerekçe olarak sıralayabiliriz. Yani siyasetin dinbaz ve düzenbazlarına karşı, önce akıl ve insanı merkezde tutmak mümkündür.

ALEVİLER, SİYASET BİLİMİNE KUR’ÀN YA DA İDEOLOJİK MERKEZDEN DEĞİL, İNSANIN MERKEZİNDEN BAKILMASINI ÖĞRETMEK İÇİN, SİYASETE YENİ KÜLTÜR TAŞIMAK İSTİYOR.

Siyasetin aktörleri geçmiş seçimlerde olduğu gibi, 2007 yılındaki seçimlere yelken açarken, iç ve dış politikada yaşanan sorunları, sosyal, ekonomik, demokratikleşme, AB süreci, düşünce özgürlüğü, işsizlik, yoksulluk ve kültürel kimlik hakları gibi çözüm bekleyen, toplumsal sorunları erteleyeme devam edecektir. Önümüzdeki seçimlerin merkezinde statükonun güçlenerek çıkması konulacaktır. Seçim öncesi ve sırasında, “laik”, “milliyetçi” ve “İslamcı” siyasi eksenler toplumsal hafızayı ve akılı geri plana atan ve “dinci”, “milliyetçi” ve “vatanseverlik” duygularını kabartacak bir seçim stratejini benimsemiş durumdadır. Son dönemlerde gündelik hayatımızı abluka altına almış, linç girişimleri ve “vatanseverlik” söylemiyle, siyasetteki sağa kayış, hamaset üzerine kurulu, tehlikeli bir yönelimi tercih etmiştir. Meclis partileri bir siyasi eksen krizi yaratmakla kalmıyor, siyaseti de kirletiyorlar. Kimin “sağ”, kim “sol” olduğu birbirine karışmış durumda. Ama her halükarda hepsinin sağ siyasi eksene hizmet ettiği bir gerçektir.

Yani toplumun gündeminde olan ve her bireyin gündelik hayatını zehir eden sorunları unutturmak, pembe renklere bir Türkiye tarif etmek için, “ulusalcı”, “dinci” ve “milliyetçi” duygular kabartılmaya çalışılıyor. Makro siyasi söylemlerle ile kabartılan bu “vatanseverlik duyguları” sokakta öfkeye dönüşüyor, sosyal ve siyasi dertlerine derman önerenlere yönelik linç girişiminde bulunuyor. Bu bildik klasik taktikler egemenlerin elinde, ihtiyaç oranında kullandıkları ve başvurdukları yöntemler olarak, 21 yüzyılda da değişmedi.

SİYASET İNSANI EŞİT VE MUTLU KILMANIN ARACIDIR.

Egemen siyaset kültürü, insanı nesne ve siyaseti amaç olarak gören zihniyet kurgusuna sahiptir. Bu nedenle insanı merkeze koymaz. Egemen siyasi zihniyet, nesne olarak gördüğü insanların birbiri ile çatışmasını sağlayarak beslenir. Bu nedenle toplumsal ilişkilerde yaratılan, ideolojik gerilimlerden sadece resmi görüş ve yine statükodan yana olan belirli siyasi eksenler beslenmiş ve toplum kaybetmiştir. Bu nedenle Alevi hareketi “bu oyuna gelmeyeceğiz” diyerek, sistemin kendi içinde çatışan bu kanatları arasında, her hangi birisini destek sunmayacaktır. Ne siyasetin dinbazı, ne de düzenbazında yana tercih koymayacaktır. Aleviler siyasi olarak yeni bir kültürün egemen olmasını, kendi diliyle ifade etmeye çalışmayı önemseyecektir. Alevilerin siyasi hayata katkısının felsefi ve fikri olarak arka planı vardır. İnsanı merkez alan Alevi öğretisi, insanın eşit haklara sahip olmasını ve haklara yaşamasını hedef alan bir eksendedir. Bu eksen kendisini, insanlık ve eşitlik adına, evrensel kazanımlar ve mücadele tarih bilgisi ile beslemiştir. Dolaysı ile siyaseti, insanı eşit ve mutlu kılmanın aracı olarak görür. Aleviler, Türkiye’de bu dili ve benzeri dili kullananların varlığına inandığı için, dili ortaklaştırmak, güçleri birleştirmek, yeni siyaset kültürünün tohumlarını akıllara ve duygulara ekmek için işbirliği yapmaya adaydır.

Kanımca görev nettir; Nüfusun 3/1 ni Aleviler oluşturan Alevileri kucaklayacak tüm Alevi ve Bektaşi, derneklerin, Vakıfların, Birliklerin, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ile ortak hareket etmesi, en önemli bir kazanım olacaktır. Alevilerin toplumsal sorunlarını, Türkiye’nin diğer sorunları ile buluşturup, çözümüne birlikte katkı koymak gerekir. Bu nedenle Alevi hareketi faaliyetinin merkezine tüm Alevilerin oylarını, demokratik, özgürlükçü laiklik, sosyal.ve hukuk devleti, eşitlik mücadelesi gibi toplumsal amacı olan bu yolda toparlamalı ve yönlendirmelidir.

Bu görevin yerine getirilmesi içinse önderlik edecek kurumlar ve kadrolar sorumluluk bilincine varmalıdır. Eğer biz geçmişte olduğu gibi, yedek güç ve arka bahçe olarak görülmek ve kullanılmak istemiyorsak, siyasete aktif müdahale ve yön vermek kaçınılmaz.

Yazan: Turan Eser

turaneser@gmail.com


Tarih: 19.04.2007
Değerlendirme: 



Değerlendir
     






İsminiz




Lütfen altaki işlemin sonucunu cevaplayınız

İşlem Sonucu:     =  




Benzer Yazılar
İlgili Haberler
FUAF - Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu | Yazdır