Yazılar - (Köşe Yazıları)
Serçeşmeden bektım; kimliği, dergahları ve kürsüleri işgal edilmiş Alevileri gördüm - Turan Eser

Artık Aleviler, demokrasi, eşitlik, laiklik, sosyal devlet, barış, emek ve özgürlükler ekseninde sol ve sosyal demokrat kimlikli bir siyasi adres oluşturmak için elini taşın altına koymalıdır. Siyasal alandaki kirlenmişliğe karşı, Alevilerin siyasal alandaki edilgen ve etkisizliğini sona erdirecek ve yol siyasal birliği saylayacak bir hareketi başlatması gereğini kabul etmesi gerekir.
Yıllardır süren bir gelenek bu. Aleviler her yıl 16 Ağustos'u büyük bir özlem ve gönül hasretiyle beklerler. O gün onbinlerce can, gönül erenleri Serçeşme'de Hünkarın huzurunda biraraya geliyor. Serçeşme'ye gelemeyen milyonlarca Alevi, bulunduğu yerden Hünkar'ına gönül yolculuğu yapıyor. Basından takip ediyor. Serçeşme'ye giden diğer canlarından ya da Alevi kurumlarından haber alıyor. Tabii ki sadece 16 Ağustos'ta değil, Aleviler her fırsatta Serçeşme'ye, Hünkar'ına ulaşır.
Anadolu Alevisinin Serçeşme'ye ve Hünkar'a olan gönül bağı, akıl bağı, fikir bağı ve inanç bağı, sevgi kaynaklı olduğu için güçlüdür. Sekiz asırdır kesintisiz şekilde süren bu gönül, sevgi ve fikir bağının kalıcı olmasının nedeni ve kaynağı bellidir. Hace Bektaşi Veli felsefesi ve onun öğretisi.
Bu felsefe ve öğretinin 13. yüzyıldan günümüze ışık tutan gücünden ve yol gösterici özelliğinden her hangi bir kayıp olmadığı gibi, çirkinleşen bu şımarık dünyanın siyaset aktörlerine ve kurumlarına öğreneceği çok değerli fikirlere ve çözümlere sahip bir zenginlik olduğu bilinmelidir. Ne yazık ki her yıl HBV Anma Törenlerinin "resmi baş konukları" bu öğretiye olan "öteki" algısından kurtulamamıştır.
BURASI AŞIKLAR KABESİ HACEBEKTAŞ, EKSİK GELEN TAM OLUR
Aslında Hacebektaş siyasetçilere, siyaset felsefesi konusunda önemli ders verir nitelikte zenginliğe sahiptir. Fakat bu dersi alabilmek için, Hace Bektaş Veli'yi tanımak ve anlamak gerekir. Hacebektaş ilçesinin her bir köşesinde "ben öğretmenin buradayım" diyen, sembollerin, kitabelerin ve minyatürlerin gönül gözüyle görülmesi gerekir.
Siyasetçilerin ve devlet erkanının Hace Bektaş'tan alması gereken en önemli ders, yıllardır savundukları ve uyguladıkları, asimilasyon, tekçilik, imha ve inkarla yüzleşmektir. Çünkü 13 yüzyılın ve Hace Bektaşi Veli'nin Anadolu’sunda kültürlerin, dillerin, inançların kardeşliği yaşanırdı. Alevi.Bektaşi öğretisi Anadolu'nun farklı kültürel kimliklerini, zenginlik olarak görüp, inkar değil, kendine benzetme değil, asimilasyon değil, eşit koşullarda ve kendi kimliğine saygı duyarak ve kabul ilkesiyle, sevgi felsefesinin gereği birarada yaşamasını sağlamış ve yaşatmıştır.
Yani 13 yüzyılda, Anadolu'daki yerleşik halk ya da göç ile gelen farklı dillerden, farklı inançlar ve kültürlerden gelen insanları eşitlik evinde yaşamıştır. Ceylanla arslan dost olmuştur. Farklılıkları zenginlik sayarak kucaklayan Bektaşilik öğretisinin, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesine kaynaklık teşkil ettiği inkar edilemez bir gerçekliktir.
Hace Bektaşi Veli Küliyesinde bulunan Nadar Avlusu'nun kapısı tamir edilmeden önce üstünde " Burası aşıkların kabesidir. Eksik gelen tamam olur." diye bir kitabe varlığını, arkeolojik ve tarihi araştırma kaynaklarından biliyoruz. Fakat buraya "eksik" gelen siyasi iktidar erkanı "tamam" olmadan geri döndüler. Çünkü onlar "Aşıkların Kabesi" değil, siyasetin düzenbazlık kabesini seçtiler. Dürüst, şeffaf ve samimi davranmadılar. Kendilerini yeniye, doğruya ve Hace Bektaşi Veli öğretisinden beslenmeye kapattılar. Hace Bektaş Veli'yi ve onun dünya görüşünü ve felsefesini tam olarak anlamadılar. Anlayanlar ise çarpıttı. Anlamak istemedi
Hace Bektaşi Veli`nin arslanla-geyiği kucaklayan felsefesinden ve öğretisinden nasiplenmeyenlerin, bu ülkenin farklı külterel kimliklerine sahip yurttaşlarını devletin kucağında eşit ve bir görmesini sağlamaları zaten mümkün olmayacaktı.
BİZ ALEVİLERİ SADECE O GÜN "TANIRLAR", İŞTE O KADAR
Bu yıl 45. Ulusal ve 19. Uluslararası Hace Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültürel Etkinlikleri yapıldı. Alevi sorununun çözümüne ilişkin siyasi irade eksikliği bu yılki Hace Bektaş Veli etkinliklerinde de yaşandı. Törenleri düzenleme, organizasyon, resmi katılım ve sonuçları itibariyle tartışmaya ve ders çıkarmaya değer bir hafta sonu yaşandı. Aslında bu tartışmalarda, sadece bu yılki etkinliklerle sınırlı kalmakta yetmiyor. Geçmişle bugün arasında derinlikli bir muhasebe yapmak gerekir. Bu süreçte örgütlü Alevilerin eksiklikleri ve yanlışlıklarından tutun, siyasi iktidarların asırladır süregelen inkarcı ve asimilasyoncu politikaları ile yüzleşmenin zorunlu olduğu kanısındayım.
İlk Hace Bektaş Veli etkinliklerinin yapıldığı tarih olan 16 Ağustos 1964'ten bu yıla kadar 44 yıl geçmiş. 44 yıl boyunca tüm HBV etkinlikleri yapılmış, Başbakanlar, Cumhurbaşkanları, Bakanlar ve Parti Genel Başkanları, hükümet temsilcileri HBV etkinliklerinin baş konukları olmuşlar. Kürsüden Alevi-Bektaşi toplumunun ne kadar iyi bir topluluk olduğunu anlatmışlar. "Aleviler laikliğin güvencesidir" demişler 44 yıl boyunca. "Aleviler bu ülkenin birinci sınıf vatandaşıdır", "Bektaşilik dostluk ve hoşgörü öğretisidir" ezberini 44 yıl boyunca bozmamışlar. 44 yıl boyunca Hace Bektaş'ta hep tutmayacakları sözleri söylemişler ve gerçekleştirmeyecekleri peşinen bilinen sahte ve yalan vaatleriyle Alevileri kandırmışlardır. 44 yıldır törenlerde verilen "devlet sözü" bir türlü yerine getirilmedi. Alevilerin yıllardır dile getirdikleri ve evrensel hukuk ve insan haklarınca güvence altına alınmış talepleri karşılanmadı. Örneğin, zorunlu din derslerine son verilmedi. Cemevlerimiz resmi olarak halen tanınmadı. Serçeşmede işdal edilmiş dergahımız geri iade edilmedi. Diyanet İşleri Başkanlığı gibi anti laik ve asimilasyoncu devlet kurumunun faaliyetlerine son verilmedi. Alevi kimliği resmen tanınmadı. Türkiye'de cumhuriyet, laiklik, hukuk ve sosyal devleti, evrensel değerler ekseninde yeniden tanımlayacak bir demokratikleşme yaratılmadı. Yani Alevilerin gerek kimlik ekseninde, gerekse ülke ve tüm toplumsal kesimlerin için talep ettiği demokratikleşme talebi karşısında siyaset tıkanmış ve siyasi iktidarlar ise statükonun devamı için "durmak yok, yola devam" demiştir.
Serçeşme'ye yatırım yapılmadı. Yani yalana, oyalamaya ve asimilasyona dayalı konuşmalar son bulmuyor. Şimdi ihmal edilmiş ve derhal görev edinilmesi gereken önemli bir çalışma, ülkemizin demokratikleştirilmesi ve anti laik düzlemde gelişen siyasal islamizasyona karşı, Alevi dernek, vakıf ve federasyonlarının bu sahte vaatler ve yalanlarla beslenmiş 44 yıllık oyalamayı boşa çıkarmak için toplumsal duyarlılığı artırmak zorundadır.
CUMHURBAŞKANI VE AKP'LİLER, SERÇEŞMEDE, DÜŞÜNCE VE FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜNE MÜDAHALEDE SUÇ ÜSTÜ YAKALANDILAR
Bu yıl gerek resmi açılış töreni ve protokol, Hacıbektaş Belediyesi Başkanı sayın Ali Rıza Salmanpakoğlu tarafından planladı. 45. Ulusal ve 19. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma, Kültür ve Sanat Etkinlikleri’ne katılan Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül ve ekibi törene müdahale ederek, Belediye Başkanlığı'nın organizasyonu değiştirdiği bilgisi kamuoyunun gündemine düştü. Sayın Salmanpakoğlu için "kendi etti kendi buldu" demek elbette yeterli değil. Bir de burada önceden planlanmış bir girişim olduğu ortaya çıkıyor.
Geçmiş yıllara oranla, resmi protokolun bileşimide giderek değişmişti. Aleviler, sol ve sosyal demokrat kimliklerin protokaldaki yerleri giderek, büyük oranla Türk İslam Sentezcilere ayrılmıştı. Bu yıl ise Alevilerin protokoldan tamamen silindiği, sosyal demokratların yerlerinin kısıtlandığı ve siyasal islamcılar, tarikatlar ve müftülüklerin protokoluna dönüitüğü yıl oldu. Protokola egemen olan güç, bu kez sahneye ve mikrofona da el koydu.
Milli görüş ve AKP geleneğinde gelen bir Cumhurbaşkanı, Serçememize güvenmiyor. Belediye başkanına güvenmiyor. Hacıbektaşlılara güvenmiyor. Protokole güvenmiyor. Bektaşi öğretisine güvenmiyor. Serçeşmeye gelen on binlerce itikat sahibi insana güvenmiyor. Bu nedenle, anma törenlerinin resmi protokol bölümünün tümüne, yani sunucusuna kadar Cumhurbaşkanlığı görevlileri el koyuyor. Aslında AKP'nin amacı Serçeşme'de bir güc denemesiydi. İdeolojik işgalin ilk adımıydı.
Barış ve Dostluk Ödülü’ne layık görülen eski Adalet Bakanı Sayın Seyfi Oktay, konuşmasını tamamlamadan kürsüden indiriliyor. Emri veren yine Cumhurbaşkanlığı görevlileri. Sayın Oktay konuşsaydı kısaca şunları söyleyecekti; "Eğer hukuk devleti yaşayacaksa, hukuk devletinden kurtulmak gibi bir amaç yoksa, yüzde 90 oyla iktidar dahi olsanız, hukuka, özellikle onun olmazsa olmaz ilkelerine uymak zorundasınız." Ayrıca "Asırların ötesinden, zulümleri, baskıları acıları aşarak bu günlere gelmiş bir inancın inkar edilmesiyle Anayasanın öngördüğü toplumsal dayanışma gerçekleşebilir mi?" diye soracaktı. Devamında ise "Elbette atılan bu temel üzerinde hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi, özgürlükleri geliştirmek ve pekiştirmek, siyasetin siyaset kurumlarının görevi idi. Ne yazık ki, çok partili siyaset dönemine geçildikten sonra, siyaset kurumları bu işlevlerini gerçekleştirmede yetersiz kalmışlar, devrimlerin toplumda içselleştirilmesine gereğince hizmet edememişlerdir. Tersine, siyasal güç kazanmayı, din istismarında aramışlar ve böylece kendi varlık nedenlerine ters düşmüşlerdir. u siyaset tarzının kendilerine de bir yarar sağlamadığını zaman içerisinde görmüşlerdir. Ne yazık ki, bu siyaset tarzının gerçekte öngörmedikleri bir yönetim biçimine altyapı oluşturduğunu çok geç fark etmişlerdir. " diyerek, AKP zihniyetini din istismarlığı üzerinden siyaset yapmasının, demokrasiye ve laikliğe karşı olduğunu uzun uyun anlatacaktı. Fakat türbana ve kendilerden başka hiç bir şeye bir özgürlük tanımayan bu zihniyet, Serçeşme'de düşünce ve fikir özgürlüğüne müdahalen suç üstü yakalanmıştır.
Hani derler ya "kendin ettin kendin buldun" Bu da öyle bir şey. Hacıbektaş Belediyesi Başkanı Sayın Ali Rıza Selmanpakoğlu'na birileri "konuşmanızı daha fazla uzatmayın" emri vermiş. O birilerinin kim olduğu da belli olmuş. Cumhurbaşkanlığı sunucusu! Ehh sayın Salmanpakoğlu'da emre uymuş ve “bitiriyorum ” demek zorunda kalmış.
Şimdi burada soruyu kısa tutmakta fayda var; Acaba Sayın Gül bugüne kadar hangi AKP'li ve Sünni kökenli Belediye başkanına ve onların düzenlenmiş olduğu etkinliğe müdahale etmiştir? Madem güvenmiyorsunuz, neden takkiye yapıyorsunuz? Neden samimi davranmıyorsunuz?
Sonuç olarak, tören öncesi dışarıda bırakılan ve söz hakları yasaklanan Alevi kurumları (ABF-AABK) ve Aleviler "AKP dışarı, Aleviler İçeri" diye slogan atarken, Sayın Salmanpakoğlu ise "Atatürkçüler içeri, bölücüler dışarı" diye bağırmış. Oysa resmi tören ve protokolde Aleviler ve onların kurumları ABF ve AABK dışarıda kalırken, AKP hem içerdeydi, hem de tören organizasyonu işgal etmişti. Atatürkçüler ise "içerdeydi" ama konuşmaları engellenmişti. Yani söz hakkı siyasal islamcılar tarafından kıstlanmış Sayın Salmanpakoğlu'nun "Atatürkçüler içeri, bölücüler dışarı" sloganı bu durumda çok komik değilse, sayın başkanın tanıma ve algılama konusunda bir kriz yaşadığını gösteriyor.
ALEVİ KİMLİĞİ VE KUTSAL MEKANLARI ÜZERİNDEKİ RESMİ İŞGALCİLİK VARDIR. DEVLET DERGAHLARIMIZI TİCARİ İŞLETME GİBİ İŞLETİYOR VE PARA KAZANIYOR. BU SONA ERDİRİLMELİDİR. ÇÜNKÜ HACE BEKTAŞ-İ VELİ DERGAHI ALEVİLERİNDİR . TİCARİLEŞTİRİLEMEZ.
Aslında bügün yaşadıklarımız, yıllardır süregelen Tekçiliği rehber edininmiş Türk İslam Senteziyle beslenmiş politikalardır. Anma törenleri 44 yıldır yapılmaktadır. Hükümetler devlet adına her yıl Anma etkinliklerine katılmalarına rağmen, bundan 44 yıl önce Serçeşme'de, dergahımızın müze statüsüne getirilmesi ayıbı ile yüzleşmemiştir. İnançlar üzerindeki asimilasyona dayalı işgalciliğin en somut örneği, dergahımızın kamulaştırılıp müze statüsüne, para kazanmak için ticari bir işletme haline getirilmesidir. Bu Hacı Bektaş Veli Dergahı, Alevi-Bektaşilerin inancını ve bugüne ait dünyasını, düşüncesini, dünya görüşünü ve yolunu besleyen öğreti merkezdir. Yani Serçeşme birililerinin ve resmi görüşün iddaa ettiği gibi salt bir inanç merkezi ve mekanı olmanın da ötesinde, düşünsel, felsefi, kültürel ve canlı ve cansız için siyaset bilgisinin ve öğretisinin de merkezi olmuştur. Yani Serçeşme ve dergahımız salt bir "ibadet yeri" ya da "inanç merkezi" olarak daraltılamaz. Buradaki dergahın kapatılması ve sonradan da müze haline getirilmesi, bu merkezin salt bir inanç merkezi olduğu için değil, aynı zamanda asırladır bu topraklara yaşayan, karanlık düşünceye, cehalete ve gericliğe meydan okuyan, insanı vahilere, doğmalara, fetvalara esir ve kul olmaktan kurtarıp özgür düşünce ve akıl yolunda, evrensel bir değer olmasının yolunu açan bir felsefe ve öğreti olduğu içinde tehdit olarak görülmüş ve kapatılmıştır. Bu açıdan dergahın önce kapatılması ve sonraya müzeye dönüştürülmesiyle, Alevi-Bektaşi toplumunun inanç ve öğreti merkezi, bir ticarethane haline getirilmiştir. Devletin Alevi dergahı üzerinde ticaret yapması, din, vicdan ve inanç özgürlüğü açısından olduğu kadar, aynı zamanda Alevilerin bu ülkede kendi değerlerini öğrenmesi öğretme ve örgütlenme özgürlüğünü ihlal etmek açısından da kabul edilemez bir hak ihlaldir.
İlginçtir ama, yıllardır süren bu hak ihlaline rağmen Aleviler bu ihlalci siyasi iktidarlara İlçede kucak açmış. Halen "belki hükümetler, siyasiler bizimde sorunlarımızı çözer" umuduyla yaşayan bir çok Alevi, her yıl yerine getirilmeyen bu vaatleri ve sözleri söyleyen devlet erkanını avuçlarının içi kızarıncaya kadar da alkışlamış.
DEVLETİN DEMOKRASİ, HUKUK, LAİKLİK VE İNSAN HAKLARI ANLAYIŞININ SOMUTU VE DERGAHIMIZ.
Alevi-Bektaşi toplumun inanç ve öğreti merkezi olan HACE BEKTAŞ-İ VELİ DERGAHI üzerindeki asimilasyon, yani Alevileri sünnileştirme çabalarının ilki, Osmanlı dönemi padişahlarından 2. Mahmut döneminde başlamıştır. Dergahımızın bahçesine sünnilerin ibadet yeri olan bir cami yaptırılmıştır. Cumhuriyet hükümeti döneminde ve tarikatlara yakınlığı bilinen Adnan Menderes bu camiyi restore etmiştir. Bir çok Alevi-Bektaşi dergahının ve Türbelerin kapatıldığı dönemde, Hace Bektaş-i Veli Dergahı'da 30 Kasım 1925'de kapatılmıştır. Gerekçe "Tekke ve tarikatların kapatılması Kanunu".
Alevilerin inanç ve öğreti mekanları olan dergahlarını ve türbelerini kapatmak, "Cemevi caminin alternatifi olamaz" gibi mesnetsiz bir argüman ile din, vicdan ve inanç özgürlüğü kapsamında yasallaşmasına, tanınmasına karşı çıkmak, demokrasi ve insan haklarından nasipsiz kalmışların yaklaşımıdır. Devletin sünnilik üzerinden kurduğu Diyanet camileri, tarikat camileri, kamu camileri, kışla camileri, şahıs camileri, ticarethaneleşmiş camiler yılın 365 günü ve ücretsiz olarak hizmet vermektedir. Demokratik, Laik bir cumhuriyet ülkesinde 100 bin cami ile din hizmeti aksatılmıyor. Hatta bu camilerin etrafında örgütlenen insanların kurduğu 25 bin civarında Cami yaptırma derneği vardır. Bunlar üzerinde bir denetim yoktur. Camiye gidenler, dergahımıza girişteki gibi bilet almazlar. Kültür Bakanlığı tarafından işgal edilen dergahımıza ancak biletle giriş yapılmak zorundadır. Dergamızda dedelerimiz, pirlerimiz cem yürütemez. Aleviler bu dergahta ibadet edemez. Dedeler, babalar posta oturamaz. Çünkü burada devletin işgali sözkonusudur. Dergamızda Diyanet İşleri başkanlığı tarafındn görevlendirilmiş 1 İmam, ayrıca devlet memuru olarak atanmış 1 müze müdürü vardır. Bu ise Anayasal eşitliğin teminat altında olduğu, “laik ve cumhuriyet” ülkesi Türkiye’de oluyor. Bu uygulama tek kelimeyle, işgal ve hak ihlalidir.
HACI BEKTAŞ ANMA TÖRENİN BAŞ KONUĞU SAYIN CUMHURBAŞKANINA, ANAYASAL GÖREVLERİNDEN BAZI HATIRLATMALAR.
”Anayasadan.....
1. Herkes,kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.
2. Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri din ve mezhep ayrımı yaratmak, ..Amacıyla kullanılamaz.
3. Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
4. Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
5. Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
6. Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz,yazı,resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.
Aleviler, devletin başı olan Cumhurbaşkanlığı makanına çağrıda bulunarak, Hace Bektaşi Veli Dergahının derhal Alevilere bırakılmasını istiyor. Anayasal haksızlıklara son vermek ve yanlışı düzeltmek için Anayasayı korumakla yükümlü olan, Cumhurbaşkanlığına çağrıda bulunuyor.
Alevilerin ve kurumlarının siyasilere ve siyasi iktidarlara sorması gereken soru şudur. "Devlet olarak, Alevilerin inanç ve öğreti merkezine girişi paralı hale getirip, bütçe açıklarınızı kapatmaya çalışıyorsunuz! Neden bu ülkede devlet tarafında milyarlarca dollar aktarılan bir inancın, sayısı 100 bini bulan camilerine, yani ibadet yerlerine girişi paralı hale getirmiyorsunuz? Bu nasıl bir eşitlil anlayışıdır! Bu nasıl bir laiklik uygulamasıdır?"
SORUNLARIMIZI VE TALEPLERİMİZİ SAĞIR SULTAN DUYDU, AMA SİYASİ İKTİDARLAR DUY(A)MADI.
Alevi-Bektaşi Kurumları uzunca bir zamandan beri, Hace Bektaş Veli Anma Törenlerinde, sorunlarını kürsüden, yayınlarında, panellerinde ve konferanslarında bir bir anlatmışlardır. HBV anma törenlerinin birinci günü, tüm siyasi ve devlet erkanının görüpte, görmezlikten geldiği taleplerini "okunsun ve bilinsin" diye koca koca harflerler yazdığı pankartlarını tören alanlarına astılar. Olur ya, belki insan haklarından, demokrasiden, laiklikten ve eşitlikten yana bir siyasi parti, devlet temsilcisi ya da hükümet sözcüsü görür de, Alevilerin taleplerini TBMM'de gündeme alır diye. Ama nafile... 44 yıldır, Alevilerin sorunlarının onlarca panelin ve onlarca protokol konuşmasının konusu olmasına rağmen, Alevilerin sorunu çözülmedi. HBV Anma Törenleri devletin resmi erkanının ve ideolojisini etkisi altında kalarak, hak arama, hak sorma meclisine dönüşemedi. Hatta giderek Alevi-Bektaşi kurumlarının söz hakları ellerinde alındı. Bu yıl yine bakanlar, parti temsilcileri ve Cumhurbaşkanı katıldı. Parti Genel Başkanları ve milletvekilleri katıdı. Fakat Alevi sorunu hakkında tek bir söz söylendi mi? Çözüm için adım atıldı mı? HAYIR.
ALEVİLER SİYASAL ALANDA SÖZ SAHİBİ OLMALIDIR.
Yani biz Aleviler birlik ve beraberliğimizi sağlayamadaığımız sürece, siyasal alanda söz sahibi olamadıkça, Hace Bektaş Veli Anma törenleri Alevilerin sorunlarının tartışıldığı, dile getirildiği, fakat siyasi iktidarların çözüm üretmekten uzak, inkarcı ve hak ihlallerinin devamına sessiz kalan ve Alevilere yönelik hak ihlallerini fiilen sürdüren hükümet politikalarına teslim olmaya yine devam edecek. Sorunu yaşayan Alevilerin örgütleri ve temsilcileri yine konuşturulmayacak, kürsü yasağı yine sürecek.
HBV Anma Törenlerine devlet erkanının ve siyasilerin ilgi göstermesinin tek nedeni vardır. Alevi toplumu önemli ve sayısal olarak önemli bir güçtür. Bu toplumsal gücün kendi değerleri etrafında buluşmasını engellemek gerekir. Alevi-Bektaşi kurumlarının bir arada ve güçlü şekilde yan yana gelmesine fırsat vermemek içindir. Dahası resmi tören boyunca yaptıkları içi boş ve yerine getirilmeyen sözler ve vaatlerle Alevileri çirkin rant siyasetlerine alet etmektir. Kutsal mekanlarımıza, dergahlarımıza her gün bilet alarak girmenin acısını yaşarken, aynı mekanlara asimilasyon politikalarının bir uzantısı olarak, dikilen camiye girişin bedava olmasında bile rahatsız olmadan, sadece bu siyasiler bilet almaktan muaftır. Resmi görüş, Alevi hareketinin yürüttüğü hak temelli demokrasi ve eşitlik mücadelesine karşı set çekebilmek için, Alevi kurumlarının kendi evinde konuşması, yerel yönetimce yasaklandı. Bu yıl ise, AKP hükümeti ve onun kendi içinden seçtiği Cumhurbaşkanı hem yerel yönetimin, hem de sol ve sosyal demokrat kimlikli Eski Adalet bakanı sayın Seyfi Oktay'ın konuşmasını engelledi. Kürsüyü işgal ettiler.
Tüm bu gelişmeler karşısında, Alevi hareketinin siyasal alanda bir güç yaratmasının zorunluluğu artık görülmelidir. Alevi sorunda çözüm sunamayan ve Alevileri oyalayan, kandıran, mevcut siyasi partilerin arka bahçesi olmak, onları toplumsal cari açıklarını kapatmak için kullandığı dolgu malzemesi olmak Alevileri kurtarmak gerekir.
Artık Aleviler, demokrasi, eşitlik, laiklik, sosyal devlet, barış, emek ve özgürlükler ekseninde sol ve sosyal demokrat kimlikli bir siyasi adres oluşturmak için elini taşın altına koymalıdır. Siyasal alandaki kirlenmişliğe karşı, Alevilerin siyasal alandaki edilgen ve etkisizliğini sona erdirecek ve yol siyasal birliği saylayacak bir hareketi başlatması gereğini kabul etmesi gerekir.
MESELE SUÇTAN ARINMAK İSE: O ZAMAN DELİKLİ TAŞTAN ALEVİLER DEĞİL, İNKARCI SİYASET VE SİYASİLERLE GEÇMELİDİR.
Serçeşme'nin verdiği mesaj ve ögüt oldukça açıktır. Alevilerin karşı karşıya olduğu zulüm, baskı, inkar ve asimilasyon bir kader değil, aksine Türk İslam Sentezinden beslenen resmi bir ideolojinin uygulamasıdır. Bu ideoloji ister kabul edilsin, ister kabul edilmesin, tüm siyaset alanı üzerinde ciddi bir hegemonya kurmuş ve partileri etkilemiş durumdadır. Alevilerin sorunları, acıları ve talepleri ise başkalarının insafına bırakılmayacak kadar, çözümün açısından önem ve öncelik taşyor. Alevilerin açıl olarak ve zaman kaybetmeden cevap araması kgeeken soru net; Alevilerin kaderlerini ve geleceklerini hangi irade tayin edecek?
Bu sorunun cevabı önemlidir. Çünkü bu soruya verilecek cevabın doğruluğu ve yanlışlığı aynı zamanda hepimizin kaderini ve geleceğini belirleyecektir. Bugüne kader kendi kaderini ve geleceğini tayin etme hakkını, kendi dışındaki dinamiklerin insafına bırakmış, iyi niyetli ve hoşgörülü Aleviler, önümüzdeki süreçte Alevi toplumunun kendi özgücüyle oluşturduğu ortak akıl ve güç birliğiyle, siyasal alanda varolmanın kararını vererek, siyasal alanda onurluca bir sol-sosyal demokrat güçlerin birliğine hizmet eden siyaset adresini inşa etmek zorundadır. Gerek resmi politikanın, gerekse resmileşmiş sivil politikanın karşısına, kendi bağımsız akıl ve toplumsal gücü ile çıkmalıdır.
TURAN ESER, ARAŞTIRMACI-YAZAR
21-08-08
| Tarih: 21.08.2008 | ||
|
Değerlendir
Benzer Yazılar
Sarkozy Fransa'sı Sinti-Roman ve gezgini yok sayıyor - Turan Eser
O gün ruhlar bedenlerine küstü... III - Turan Eser
O gün devlet baba seyretti, anayürekleri ağlarken... II - Turan Eser
O gün güneşi karadumanlar örtmüştü I- Turan Eser
6-7 Eylül İstanbul'u 2 Temmuz Madımak'a bağlayan çizgi - Turan Eser
Keçiören'de sadece Alevi esnaf Metin Şahin değil, tüm insanlık, demokrasi, İnsan Hakları ve Türkiye dövülmüştür - Turan Eser
Alevi sorununda gerçeklerle yüzleşerek tartışabilmek ve köşe yazarlığı - Turan Eser
Avrupa Birliği ilerleme raporları / Kopenhang siyasi kriterleri açısından Alevilerin Türkiye'de karşılaştıkları hak ihlalleri
Aleviler ve siyaset ilişkisinde yeni stratejiler ve yaklaşımlar / Turan Eser
İlgili Haberler


















