<<  Temmuz 2010  >>
Pa. Sa. Ça. Pe. Cu. Cu. Pa.
 28  29  30 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30 31  1
Alevi örgütlenmesinin önceliği ne olmalıdır ?







» Yorumlar
» Anket Arşivi

E-Posta

Format
BATH Ravalement
KAYALAR
SARL Construction de l'Horizon 2000
KILIC FASHION COMPANY
Bulut
Crepis Rhin
Celik Construction
Feronnerie SAYLIK
Keles Renovations
SARL Pave Performance
PFF Façade
T. Plâtrerie
Cabinet François Brunet
Unal Renove

FUAF Genel Başkanı Durak Arslan ile röportaj / Erdal Kılıçkaya

FUAF Genel Başkanı Durak Arslan ile röportaj / Erdal Kılıçkaya
"Burası öyle bir mekândır ki, hiç kimsenin malı değil, bekçisiz de değil. Cemevlerinin yasaklanması, zorunlu din dersi, madımak faciası birer sonuçtur. Oysa, sebebin ortadan kaldırılması gerekir. Bu sadece Alevilerin değil, tüm Türkiye’nin sorunudur. Bu yönlü mücadelenin temel dinamikleri ise, önce bu çağdışı uygulamalardan zarar gören birey ve toplumlardır."

- Sayın Durak Arslan, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun çiçeği burnunda yeni Genel Başkanısınız. Bize kendinizi tanıtırmısınız ?

1965 yılında, Yozgat-Sorgun’a bağlı Karabalı Köyünde, Alevi bir anne ve baba‘dan doğdum. İlk okulu köyümüzde, orta okulu kasabamız Sorgun’da okuduktan sonra, erken yaşlarda öğrenimimi devam ettirmek amacıyla, ailem tarafından Avrupa’ya gönderildim. Evliyim ve iki çocuk babasıyım.

Kurucusu olduğum bir inşaat şirketinin on yedi yıldır genel müdürlüğünü yapıyorum. Fransa’da yaşadığım kasaba’da dört yıldan beri belediye meclis üyesi olarak, bütçe ve yatırım komisyonunda görev yapıyorum.

Son yıllarda ise, içinden geldiğim, derin izlerini taşıdığım, inancından ve felsefesinden etkilendiğim, Alevi ögretisine ve Alevi toplumunun örgütlenerek, kendini varetme gayretine ilgi duyuyor ve katkı sunmaya çalışıyorum.

İsterseniz şöyle özetliyeyim, Yozgat’dan Paris’e, göçmenlikten belediye meclisine, işçilikten işverenliğe, Alevi Kültür Merkezi üyeliğinden, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu genel başkanlığına uzanan, kırk yıllık yaşam serüvenimde, edindiğim bireysel kazanımlarımı, toplumsal kazanıma dönüştürmeye çalışıyorum. Bunu yapmaktan ise hem gurur hem de huzur duyuyorum.

- Avrupa ve oradanda Fransa Alevi örgütlenmesine baktığınızda nasıl bir fotoğraf görüyorsunuz?

Bir şeyin nasıl göründüğü, sizin onu nasıl görmek istediğinize de bağlı tabiiki. Kaldı ki, ortak değerleri paylaşan, sorunları yaşayan bütün insanların, ortaklıkları etrafında örgütlenmeleri gerektiğine inanıyorum. Örgütlenmek insani bir davranıştır çünkü. Örgütlenmek elele vermek, omuz omuza aynı istikamette yürümek, hep birlikte türkü söylemek, samah dönmektir.

Bin yılın Türküsü’yle, Kadının Türküsü’yle, Ağıttan Umuda etkinlikleriyle, yöresellikten evrenselliğe uzanışı hep birlikte heyecanla izledik. İşte bunlardır örgütlü olmanın somut ürünleri.

Küçüklüğümde, köyümüzde korku ve gizlilik içinde, temizlenen ağıl damlarında yapılan ilkel şartlardaki Cem’i de gördüm, yirmi bin kişilik Köln/Arena salonundaki modern Alevi etkinliğini de gördüm.

Alevilerin örgütlenmesindeki güzellik işte bu yüzden büyüleyici. Benim gördüğüm fotoğraf bu ve ben bu fotoğrafı sevdim.

- Üç yıl görevde kalacaksınız. Bu süre zarfında Fransa da neler yapmayı planlıyorsunuz ?

Biz yeni seçilenler olarak, seçim öncesinden proğramımızı yol arkadaşlarımızla beraber yol haritamızı çizerek işe başladık.

Bizden önceki, Federasyonumuzun oluşumuna emek harcamış ve bugünlere taşımış olan değerli insanların emeğine saygı gereği, yapılmış olan bütün olumlu çalışmaları korumaya özen gösterdik.

Programımızı çizerken, Fransa’da yaşayan Alevilerin bir fotoğrafını çektik. Alevi toplumunun sorunlarının, ihtiyaçlarının ve beklentilerinin bir listesini çıkardık. Ne yazıkki liste oldukça uzundu. Fakat bu bir gerçeklikti aynı zamanda. Zaten, beni ve çalışma arkadaşlarımı daha aktif bir şekilde hizmete iten sebep de, çözülmesi gereken sorunların çokluğuydu. Bu anlamda listenin uzun oluşu gözümüzü korkutmadı. Tersine sorumluluklarımızın önemli ve anlamlı olduğunu gösterdi.

Uyumlu, yetenekli, egolarını önemli ölçüde aşmış, ekip çalışmasının gücüne inanan kadrolarla bu sorunların üstesinden gelebileceğimizi gördük. Ortak duygularla ve ortak akılla, 07 Mayıs 2006’da, Strasbourg’da yapılan, Alevilere yakışır bir genel kurul ile, delegelerin rızasını alarak göreve geldik.

Genel kurulda da belirttiğimiz gibi, doğru kişiler doğru görevlere gelmeli anlayışıyla, az söz, çok iş şiarıyla, vaatten çok icraat için yola çıktık. Liste uzundu fakat, biz listedeki şu üç acil konu üzerinde, üç yıl boyunca hizmet vermeyi önümüze koyduk;

Bunlar, kurumlaşma, eğitim ve diplomasi konuları.

- Bu konuları biraz açar mısınız ?

İlk önce, kurumlaşmak derken, şunları kastediyoruz; Alevi Kültür Merkezlerimiz birer, bilgi, kültür ve yardımlaşma yuvaları olmalıdır. Her Alevi Anne ve Baba, bu merkezlere hem kendileri hem de çocukları, gönüllü ve koşarak gidecekleri mekanlar olmalıdır dedik. Alevi Kültür Merkezlerimizin, Alevi toplumunun doğumundan düğününe, eğlencesinden, hakka yürüyen canların uğurlanmasına varıncaya kadar, hizmet verebilecek donanıma kavuşması gerektiğine inandık. Önce varolan merkezlerimizi bu niteliğe kavuşturmak, aynı zamanda da Alevi topluluğunun yoğun yaşadığı şehir ve kasabalarda, yeni merkezlerimizin ve Cemevlerimizin açılmasını hedefimize koyduk.

İkinci önceliğimiz olan eğitim ile şunları amaçlıyoruz; İnanç eğitimi ve kurumlaşma eğitimi.

Alevilerin büyük bir çoğunluğunun, Alevi öğretisini, erkanını, tarihini ve kültürünü ne yazıkki öğrenme koşullarının olmadığını hepimiz kabul ediyoruz. Aleviler, kendi inançsal ve kültürel kimliklerini bilmelidirler. Gelecek kuşaklara aktarabilmelidirler.

Diğer yandan, bir kurum nasıl oluşur, yöneticilik nasıl yapılır, toplantılar, etkinlikler nasıl sağlıklı bir şekilde sonuçlandırılır, gibi konuları içeren yöneticilik eğitimlerini gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Bu eğitim çalışmalarıyla da, Merkezlerimizde yaşanan bölgecilik, kişisel sürtüşmeler, haksız suçlamalar ve benzeri sorunların aşılabileceğini düşünüyoruz.

Her yönlü eğitimin, Alevilerin daima gündemlerinde olması gerektiğinin altını sürekli çizeceğiz. Tarih boyunca aydınlıktan korkanlar, Alevilere çok zaman kaybettirdiler, artık bu açığı hızlandırılmış eğitimlerle kapatmak zorundayız.

Üçüncü üzerinde durmak istediğimiz konu ise, diplomatik ilişkiler. Avrupa sürecinde, küreselleşmenin hızla ilerlediği, yeniden şekillendiği bir Dünya’da varolmak istiyorsak eğer, doğru olmak, haklı olmak, örgütlü olmak yetmez. Kurumlar arası, toplumlararası ve uluslararası ilişkilerimiz ne kadar sağlıklı, yakın ve güçlü olursa, bir o kadar da anlaşılma ve kabul görme şansımız olacaktır. Bu alanda ise, Üniversitelerle, Kiliselerle, Camilerle, parlementerlerle, belediyelerle, çevrecilerle, sendika ve de kitle örgütleriyle diyaloğu canlı tutacağız.

Üç yılda bu üç ana konuda sistematik bir çalışma yürütmeyi düşünüyoruz.

- Alevilerin gasp edilmiş haklarının elde edilmesi için FABF-FUAF olarak Avrupa ve Turkiye genelinde neler yapacaksınız ?

Bizim önümüzdeki üç yılda enerjimizin dörtte üçü, Fransa’da saygın bir kurum yaratmanın temel çalışmalarına harcanacak. Bu ilk başlarda pek göze çarpmayacak, biliyoruz. Fakat sağlam bir temel çalışmasından sonra üzerinde yükselen binayı hep birlikte göreceğiz.

Kalan dörtte birlik enerjimiz ise, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu çerçevesinde değerlendirilecek. Avrupa ve Türkiye genelinde kuşkusuz yapılacak çok işlerimiz olacak. Ancak, ne kadar ayaklarımız yere sağlam basar ve üzerinde doğrulursak, bir o kadar da üst düzey mücadeleler de başarı şansımız yüksek olacak.

Konfederasyonumuzun, Avrupa ilerleme raporları gündemine koydurduğu, Alevi sorunlarının takipçisi olmayı sürdüreceğiz. Tükiye’de Alevi varlığını inkar eden, Cemevlerimizi halen yasallaştırmamakta direnen, Madımak otelinin müze olmasını rededen, zorunlu din dersleriyle asimilasyonu hızlandıran, Türkiye de şeriatçı, Avrupa’da demokrat kesilen çifte standartlı iktidar ve temsilcileri, Avrupa’daki varlığımızı giderek daha da çok hissedecekler.

- Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun çizgisi hangi dinamikler üzerine oturacak ?

Örgütlenmemizde şu iki dinamiğe gerekli önemi vereceğiz.

Kadınlar ve gençler.

Kadınların el attığı işlerin kalitesinin arttığını görüyoruz. Hele ki, Alevi öğretisinde kadınların özel bir yeri vardır. Eğerki öğretimize uygun davranacaksak, kadınlar örgütlenmelerimizin, baş mimarları olmalıdırlar.

İkinci dinamik ise değişimin gücü olan gençlerimiz.

Gençlerimiz yarınlara, gururla taşıyacakları bir miras ile yürümeliler. Önce gençlerimize güvenmeyi biz büyükler öğreneceğiz. Sonra da güven duyduğumuz bir kuşağa, emanetçisi olduğumuz kültürel hazinemizi iç huzuruyla teslim edeceğiz. Onlara hayatın her alanında olmaları gerektiğini, olabilecekleri öz güveniyle beraber, maddi ve manevi destek sunacağız.

Felsefede, siyasette, kültürde, sanatta, ekonomide ve teknolojide olmak üzere, her dal ve branşda başarılı birer birey olmaya teşvik edeceğiz.

Onlar, öğretmen, bilim adamı, şair, sinemacı, Ozan, milletvekili, bakan, başbakan ve hatta Cumhurbaşkanı olmayı hedeflerine koymalılar.

Fakat her şeyden önce İnsan, önce çağdaş ve sosyal bir insan olmak koşuluyla bu hedeflerin anlamlı olduğunu kendilerine hatırlatacağız.

Merkezine insanı koyan Alevi inancını, günümüz koşullarına uyarlayarak gençlerimize öğretmenin bütün yol ve yöntemlerini kullanacağız. Biliyoruz ki, sonrasını onlar çok daha iyi sürdürürler. Hem de evrensel boyutuyla, Dünya çapında.

- Alevi örgütlenmesini Avrupalı bir kurum olarak kabul ettirmek, Aleviler adına olumlu kazanımlar elde etmesi için sizce neler yapılmalı ?

İzninizle size, neler yapılmalıdırdan önce, geçtiğimiz üç ay zarfında neler yaptığımızdan sözedeyim kısaca.

Yönetim kurulumuzun ilk toplantısında, organlarımızı oluşturduk. Oniki ayrı komisyon kurduk.

Fransa’da varolan her Alevi Kültür Merkezini ziyaret için randevularımız alındı. Ziyaretlerimizin bir bölümü tamamlandı. Gittiğimiz bölgelerde çoşkuyla karşılanıyoruz.

Her ziyaretimiz sırasında komisyon sorumlularımız, komisyonlarının amacını açıklıyor. Kendi alanlarına uygun olan bölgelerdeki adayları, komisyon üyeliğine alıyorlar. Böylece, Federasyonumuz ile AKM’ ler arasında dolaysız bir bağ kuruluyor. Bu hem Bölgelere, hem de Federasyonumuza inanılmaz bir dinamizm katıyor.

Komisyonlarımız, tamamen Alevilerin somut ihtiyaçlarından yola çıkılarak oluşturulduğu için, yoğun ilgi görüyor. Her komisyon kendi alanının dışına çıkmamak kaydıyla, proğramını oluşturdu ve 2006 son baharında çalışmalarına başlıyor.

Sorunuza cevap olarak şunu söyleyebilirim; Bu çalışmalar sayesinde, her komisyonun kendi alanında katedeceği mesafe kadar, kabul göreceğiz ve kurum olacağız.

- FUAF bir çatı örgütü. Bu çatı altında FUAF’ın Genel Başkanı nasıl Alevi Kültür Merkezleri görmek istiyor ?

Evet, dediğiniz gibi, FUAF bir çatı örgütüdür. Yukardan aşağıya doğru sıralarsak; Bir çatıyı taşıyan, ayakta tutan duvarlar ve kolonlar vardır. Duvar ve ana kolonları taşıyan ise temeldir. Temel ise bir zemin üzerine atılır.

Az evvel de söylediğim gibi, biz ilk etapta temel çalışmalarına ağırlık veriyoruz. Çünkü zemin görkemli bir inşaa için uygun. Fransa’da yüzyirmi bin Alevi hizmet bekliyor. Bunca insanın beklentilerine uygun bir çalışma yaptıktan sonra, neden sahiplenmesinler Aleviler kendi kurumlarını. Biz suçlama yerine, anlamayı seçtik.

Aslında, nasıl bir AKM modeli hedeflediğimizin genel çerçevesini çizdim aslında, fakat sorduğunuz için daha somut olarak, hayalimdeki AKM modelini tarif etmeye çalışayım.

Öncelikle, mekanlar sağlam, kullanışlı, yeterli ve temiz olmalı. AKM veya Cem evlerimizin, kendine has bir mimarisi artık oluşmalı. Yönetim büroları, toplantı ve Cem odaları, kütüphanesi, sınıflar, mutfak ve yemekhanesi, cenaze hizmeti bölümü, araç parkı, çocuk oyun odası, bahçesi olan görkemli mekanlar. Kendisi aynı zamanda yüksek mimar olan, araştırmacı ve yazar, Erdoğan ÇlNAR ile bu konuyu görüştüm. Sağolsunlar, Federasyonumuzun bu yönlü projelerine katkıda bulunma sözü verdiler.

Kendini Alevi hisseden, ya da bu öğretiye kendini yakın gören her birey, kendisine en yakın AKM ya da Cemevinin mensubu olmalıdır. Bu kuruma hem katkı sunmalı, hem de bu kurumdan hizmet almalı.

Giriş kapılarında, şahkulu sultanın şu hitabesi olsun isterim. “Burası öyle bir mekândır ki, hiç kimsenin malı değil, bekçisiz de değil”

Bu kapıdan genci yaşlısı, kadını erkeği arı gibi işlesin, acılarını bal eylesinler isterim.

- Alevilerin gündeminde olan Cem evlerinin inanç merkezi olarak kabul edilmesi, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Madımak Otelinin müze olması gibi konular ile ilgili sizin görüşleriniz nedir ?

Özel bir görüşüm olması gerekmiyor aslında bu konularda.

Çağdaş normlara uygun, sağlıklı düşünebilen her insan şunları düşünür; Laîk olduğunu söyleyen ve Cumhuriyetle yönetilen ülkelerde, nasıl oluyorsa Türkiye’de de öyle olmalı. İnsanlar, neye inanacağına, nerede ibadet edeceğine, nasıl ibadet edeceğine, kimseye zarar vermedikleri taktirde, kendileri karar verirler.

Ancak, demokrasimiz henüz çağdaş normdan çok uzak.

Türkiye Cumhuriyeti, tek din ve tek ırk esasına dayandığı için, bu durum iktidarın da işine yarıyor ve Cumhuriyeti bile tehlikeye sürükleyen sonuçlar doğuruyor.

Cemevlerinin yasaklanması, zorunlu din dersi, madımak faciası birer sonuçtur. Oysa, sebebin ortadan kaldırılması gerekir. Bu sadece Alevilerin değil, tüm Türkiye’nin sorunudur. Bu yönlü mücadelenin temel dinamikleri ise, önce bu çağdışı uygulamalardan zarar gören birey ve toplumlardır.

- Birilerinin camiye sokmaya çalıştığı Alevi Hareketinin yerini siz nerede görüyorsunuz ?

Geçtiğimiz Temmuz ayında, önce Hacı Bektaş’a ardından da iki Temmuz da Sivas etkinliklerine katıldım. Daha sonra ise doğup büyüdüğüm köyümüzü ziyaretettim .

Köyümüz tamamen Alevilerin yaşadığı, sünni köylerle komşu bir köydür. 1980 sonrasında, “devlet destekli” adı altında, fakat daha çok psikolojik baskı uygulanarak, bir Cami yapıldı. İlk başlarda köye atanan genç imamlar, “bunlar ne namaz biliyor, ne oruç tutuyor” deyip köyü terk etmişler.

Bu arada köyde yeterli ögrenci olmadığı gerekçesiyle, çocuklar tamamen sünnilerin yaşadığı kasabadaki okullara kaydedilmiş. Böylece köy ilk öğretim okulu da kapatılmış.

Son atanan imam, özellikle Alevi köylere yönelik eğitilmiş olmalıki, köylümüzle “iyi” bir diyalog kurmayı başarmış. Bu yaz tatilinde, on sekiz Alevi çocuğun katıldığı Kuran kursunun köyümüzde başladığını öğrendiğimde, kendime gelemedim. Asimilasyonun aldığı boyutun bu derece korkutucu boyutta olduğunu, demekki ben bile bu düzeyde olacağını düşleyemedim.

Gözlerimin önünde birden, köyümüzün bundan yirmi yıl sonraki hali canlandı; Camiye eklenmiş uzunca bir minare, köy sokaklarında dolaşan takkeli hacılar ve hocalar, Kuran kursundan çıkan türbanlı gencecik kız çocuklarının, yanımda yürüyen şortlu ve tişörtlü kızıma garip bakışları… canlandı gözlerimin önünde ve gece yarısı uyanıp bu konuyu enine boyuna düşündüm.

Bu örnekle şunu söylemek istiyorum; Aleviler Camilere sokulmak isteniyor değil, önemli ölçüde sokulmuş bile.

Emin olduğum bir şey varki, o da Alevilerin yerinin Cami olmadığı, Cemevi olduğu. Fakat, Aleviler uyanıp, ellerini çabuk tutmazlarsa, bir sabah uyandıklarında, gözlerini Cami’de açabilirler.

Buna rağmen umutluyum. Gördümkü her Alevi köyünde bir Köy güzelleştirme derneği var ve yasal çerçeveyi zorlayan bir örgütlenme potansiyeli oluşmuş. Alevi Bektaşi Federasyonu’muzun bu örgütlenmeleri çatısı altına çekmesi ve güven tesis etmesi durumunda, asimilasyonun önüne geçilecektir.

Dünya Aleviler Birliği oluşumu için ise, Avrupa Alevi hareketi olarak, sorumluluğumuzun bilincindeyiz ve artık Aleviler için yeni bir süreç başlamıştır.

Yeterki biz gerçeklerle olalım, gerçekler de bizimle olsun.

- Sayın Durak Arslan, teşekkür ederek bundan sonraki çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Röportaj: Erdal Kılıçkaya


Yazdır Yazdır  |  Tarih: 30.04.2007

İlgili Haberler
Benzer Yazılar

 

FUAF - Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu | Yazdır