http://www.alevi-fuaf.com/index.php?p=showtopic&print_post=87&toid=60&t=nasil-bir-turkiye-istiyoruz-tartisma-taslagi

Yazıcı versiyonu / Yazıya dön





Forum
 Politika - İdeoloji / Politika
        Nasıl Bir Türkiye İstiyoruz? (Tartışma Taslağı)

Nasıl Bir Türkiye İstiyoruz? (Tartışma Taslağı)

()



candost

(05.09.09, 16:40)
Nasıl Bir Türkiye İstiyoruz?
‘NASIL BİR TÜRKİYE İSTİYORUZ’ başlıklı bu taslak, 29 Mart 2009 yerel seçimleri sonucu Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) siyasal süreci değerlendirmesi ve ‘’halkımız için, umut ışığı olabilecek sol-sosyal demokrat bir toplumsal muhalefeti birlikte oluşturmak, önümüzde bir görev olarak durmaktadır" tespitini yapmasından sonra, yapılan toplantılar, görüşmeler sonucu şekillenmiştir.

Bu taslak, Türkiye çapında yapılacak 25 Bölge Toplantısı’ndan ve katılımcı kişilerden ve çevrelerden gelecek görüşlerle son halini alacak, daha sonra da ortaya çıkacak sonuç kamuoyu ile paylaşılacaktır.

Taslak ile ilgili olarak önerilerinizi, eleştirilerinizi, düzeltmelerinizi bekliyoruz.

‘NASIL BİR TÜRKİYE İSTİYORUZ’ Çalışma Grubu


Demokratik bir TÜRKİYE için ŞİMDİ DEĞİŞİM ZAMANIDIR!

DÜNYADA YOKSULLUK VE EŞİTSİZLİK ARTIYOR!

Kapitalizmin krizi; bütün dünyada; yoksulluk ile zenginlik arasındaki makası giderek açıyor. Dünyadaki yoksul nüfusu giderek büyütüyor.

Küresel bütünlük içindeki sermaye; adalet, eşitlik, özgürlük gibi evrensel kavramların yerine; adaletsizliği, eşitsizliği, yoksulluğu ve tutsaklığı yerleştiriyor.

1980'lerin sonunda ‘Reel Sosyalizmin’ çökmesiyle, yalnızlaşan ve rakipsiz kalan kapitalist sistem; ‘SOSYAL DEVLET’İ tümüyle ortadan kaldırıyor. Kamu mülkiyetini özelleştirmesinin yanı sıra, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçları karşılayan kurumları ve hizmetleri de özelleştiriyor.

Dini, imanı, milliyeti olmayan sermaye; ülkeler ve bölgeler düzeyinde, milliyetçiliği, ırkçılığı ve gericiliği örgütlüyor. Bölgesel ve ülkesel düzeyde; kimlikler, kültürler, inançlar ve etnik yapılar arasında ayrımcılığı, terörü ve savaşı körüklüyor.

‘Komünizm tehlikesi’ iddiası ile yıllarca yürütülen ‘soğuk savaş’, ABD eliyle ‘etnik ve dini savaşlar’ olarak devam ediliyor. ‘Siyasal terör’ uluslararası sermaye tarafından besleniyor.

Doğa ve çevre sürekli tahrip edilerek, ekolojik denge alt üst ediliyor. Doğanın tahribi, insanlığı tehdit edecek boyutlara yükseliyor.

TÜRKİYE GİDEREK YOKSULLAŞIYOR!

Dünyadaki bu gelişmeler; Türkiye'ye daha da ağırlaşmış bir şekilde yansıyor. Küresel kriz, etkisini her alanda açıkça gösteriyor. İşsizlik oranı sürekli yükseliyor, her açıklanan işsizlik sayısı bir öncekini aşıyor. Açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayanların sayısı bugün ülke nüfusunun dörtte üçünü oluşturuyor.

Kamu mallarının bir çoğu ‘yok pahasına’ satılıp özelleştirildi. Hayatın her alanına, özelleştirme giriyor. Belediyelerin, bir kamu hizmet olarak yapmak zorunda olduğu, doğal gaz ve su gibi temel hizmetler bile özelleştiriliyor. Karayolları satılıyor.

Rüşvet ve yolsuzluk her yerde olağan hale getiriliyor. Yeni bir talan düzeni kuruluyor.

TÜRKİYE GİDEREK MUHAFAZAKÂRLAŞTIRILIYOR!

Siyasal ve ekonomik açıdan ülke hızla siyasal İslam’ın kontrolüne giriyor. ‘Yeşil Sermaye’ denilen yeni bir zenginler sınıfı yaratıldı. Siyasal İslamcı sermaye ülke ekonomisindeki ağırlığını sürekli arttırıyor.

Devlet eliyle büyütülen muhafazakârlık, ülkenin siyasal ve kültürel dokusunu hızla değiştiriyor.

Devlet destekli ‘Mahalle Baskısı’ kendine benzemeyen ‘öteki’nin yaşam alanını sürekli daraltıyor.

Tek kimlikli ve tek kültürlü anlayış dayatılıyor.

Irkçılık ve milliyetçilik sanki olağan bir durummuş gibi sunularak, farklı olanı ‘linç etme kültürü’ yaygınlaştırılmaya, meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

Komşu ülkeler ve toplumun kimi kesimleri üzerinden ırkçı dalga körükleniyor.

Yasama, yürütme ve yargı arasındaki ‘güçler ayrılığı’ ilkesi; tek parti yönetiminin yarattığı siyasal ve psikolojik atmosferin hegemonyası altındaki kadrolaşma ile hızla ortadan kaldırılıyor.

Adaletsizlik aleni ve olağan bir hale dönüşüyor.

Faili meçhul binlerce cinayet ısrarla karanlıkta tutuluyor.

12 Eylül darbeci generallerinin yargılanmaması için Anayasa'nın “geçici 15. madde”si kaldırılmıyor.

Bütün değişikliklere rağmen, mevcut Anayasa; 12 Eylül rejiminin ruhunu ve kurumlarını içinde barındırmaya devam ediyor.

Seçim ve siyasi partiler yasası ile temsilde adalet engelleniyor.

On binlerce insanın ölümüne ve trilyonlarca liraya mal olan Kürt Meselesi’nin demokratik çözümü ısrarla engelleniyor.

‘İşkenceye sıfır tolerans’ açıklamalarına rağmen, siyasi irade işkencecileri koruyor, işkencede insanlar öldürülmeye devam ediliyor.

TÜRKİYE GİDEREK GERİCİLEŞİYOR!

Alevilerin inanç özgürlüğü, laiklik ve demokrasi kapsamındaki sorunları yok sayılmaya devam ediliyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen, milyonlarca öğrenci Anayasa kapsamında ‘Zorunlu Din Dersi’ almaya devam ediyor.

Farklı inançların talepleri dikkate alınmıyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı 100 bin kişilik imamlar ordusu ile 6-7 bakanlık bütçesinden daha büyük bir bütçeyi tek yanlı olarak kullanmaya devam ediyor.

Devlet, kendi ‘Sünni’ anlayışını farklı inanç mensuplarına ve Sünni inanca mensup yurttaşlarına dayatmaya devam ediyor.

Kültürel hayat giderek kısırlaştırılıyor.

Eğitimde “evrim teorisi” yerine “yaratılış teorisi” öne çıkartılıyor.

Merkezi iktidar yerel iktidarları vesayet rejimi ile kontrol altına alıyor.

YAKINMAYA DEVAM MI EDECEĞİZ, YOKSA DEĞİŞİM Mİ İSTEYECEĞİZ?

Gerek dünyada, gerekse de Türkiye'de bu ve benzeri sorunları daha da arttırmak mümkün.

Sokaktaki ve hayatın içindeki herkesin artık bire bir yaşadığı bu sorunları sürekli tekrarlayarak yakınmaya devam etmek, sonu gelmeyen analizler yapmak yerine, bu sorunları çözmek için kendi alternatiflerimizi oluşturmak, değişimi yaratmak gerekiyor.

Bunun için değişimin gücüne inanmak gerekiyor.

Çünkü bütün bu yaşananlar bir alın yazısından değil, çözüm için ciddi bir alternatif yaratılamamasından kaynaklanıyor.

TÜRKİYE ZENGİN BİR ÜLKEDİR!

Yukarıdaki sorunlar için alternatif yarattığımızda, bütün olumsuzluklara rağmen Türkiye'de her alanda müthiş bir dinamizmin olduğunu hep beraber göreceğiz. Dinamik bir ülke olan Türkiye'nin kötü yönetilmesinde; alternatif yaratamayan, iktidarı hedeflemeyen bizlerin de suçu vardır.

Çünkü, Türkiye, hem siyasal, hem ekonomik açıdan oldukça zengin bir ülkedir.

Anadolu tam anlamıyla bir uygarlıklar beşiğidir / kavşağıdır. Sayılamayacak kadar kavim, sayılamayacak kadar kültür ve inanç bu topraklarda serpilip gelişmiş, birbirini etkilemiştir.

Çok kültürlü, çok kimlikli, çok inançlı, çok dilli, çok etnisiteli bir ülke olan Türkiye’nin ‘tek kültürün, tek kimliğin’ dayatıldığı bir ülke olması doğrudan siyasal iktidarlarla ilgilidir.

Coğrafik olarak üç tarafı denizlerle çevrili zengin bir ülke olan Türkiye’nin örneğin, turizm ve balıkçılıkta en alt sıralarda yer alması da siyasal iktidarların beceriksiz ve vizyonsuz politikalarının sonucudur.

Ülkemizin sahip olduğu doğal güzelliklerin, ortadan kaldırılması, kıyılarımızın yağmalanması ve betonlaşması, göllerimizin kirlenmesi ve kuruması, canlı türlerinin yok olması ‘Türkiye’ye çağ atlatacağız’ diyen siyasi iktidarların göz yummalarının sonucudur.

Geniş tarım alanlarına sahip ülkemizin buğday ithal eder konuma gelmesi, hayvancılıkta gerilerde kalması da doğrudan siyasi iktidarlarla ilgilidir. Türkiye bugün hayvan sayısı bakımından dünyada önemli bir yere sahip olmasına rağmen, hayvansal ürünlerin üretiminde oldukça alt sıralardadır.

Toprak altında yaklaşık 50 milyar ton civarında, 49 ayrı cins ve özellikte maden bulunmaktadır. Türkiye, maden kaynakları açısından çok zengin bir ülkedir. Dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77'si Türkiye’de bulunuyor. Türkiye’nin, bunları verimli kullanmaması nedeniyle ‘yoksul ülke’ statüsünde bulunması da siyasi iktidarların suçudur.

Doğadan, enerjiye, tarımdan hayvancılığa, turizmden balıkçılığa, kültürden inanca son derece zengin olan ülkemizin ‘yoksul’luktan kurtarılmasının yolu, öncelikle ‘zengin bir Türkiye’ için değişimin şart olduğuna inanmaktan geçiyor.

On yılların getirdiği ruh hali, iddiaların, ideallerin kaybı ve umutsuzluk, değişime olan inancı ciddi erozyona uğratmış olsa da, değişimin mümkün olabileceği, BAŞKA BİR TÜRKİYE’nin yaratılabileceği 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri ile görülmüştür.

Sol bir iktidar için ŞİMDİ DEĞİŞİM ZAMANIDIR!

TÜRKİYE SAĞCI, MUHAFAZAKÂR İKTİDARLARDAN KURTULMALIDIR!

Adaletsizlik karşısında adaletin, çifte standart karşısında eşitliğin, esaret karşısında özgürlüğün, tekçi ve dayatmacı yaklaşımlar karşısında çoğulculuğun öne çıkarılabilmesi için, Türkiye’de sağcı ve muhafazakâr siyasi iktidarın sona erdirilmesi bir zorunludur.

Sağcı ve muhafazakar iktidarlar son bulmalıdır, Çünkü, uzun yıllardır ülkemiz bu tür anlayışlar tarafından yönetilmiştir ve bugünkü sorunların asıl kaynağı sağcı, muhafazakar siyasi iktidarlardır. Bu iktidarlar, varlıklı sınıfının çıkarlarına hizmeti öncelikli politika saydıklarından ülke bugün uçurumun kenarındadır.

Türkiye, Menderes'ten, Demirel'e, Evren'den, Özal'a, Yılmaz'dan Çiller'e, Erbakan'dan Erdoğan'a hep birbirinin siyasal akrabası olan anlayışlar tarafından yönetilmiştir.

TÜRKİYE’YE SOL GEREK!

Türkiye'yi sağcı, muhafazakâr iktidarlardan kurtarmak ve demokratik başka bir iktidarın olabileceğini göstermek için Türkiye'ye SOL gereklidir!

Şimdi yeniden başlamalı. Ama yalnızca yeniden başlamalı!

Köklerimizin Ahmet Yesevi’ye, Hallac-ı Mansur’a, Mevlana’ya, Hacı Bektaş Veli’ye, Nesimi’ye, Şeyh Edep Ali’ye, Dadaloğlu’na, Şeyh Bedreddin'e, Ahmede Xani’ye, Pir Sultan'a, Karacaoğlan’a, Yunus Emre’ye, Mustafa Kemal'e, Nazım Hikmet'e, Cigerxun’e, Sebahattin Ali’ye, Dr.Hikmet Kıvılcımlı'ya, Hasan Ali Yücel'e, Hasan Hüseyin Korkmazgil’e, Deniz Gezmiş'e, Mahir Çayan'a, İbrahim Kaypakkaya'ya, Behice Boran’a, Mehmet Ali Aybar’a, Kemal Türkler’e, Aşık Veysel’e, Erdal Eren'e, Yılmaz Güney’e, Uğur Mumcu'ya, Musa Anter’e, Sivas'taki 33 cana, Mahzuni Şerif’e, Hrant Dink'e dayandığını unutmadan...

Evet, bütün bu değerlerimizin, eşitlik, adalet ve özgürlük idealleri için Türkiye’ye artık bir SOL iktidar gerek!

12 Eylül hukukunun yarattığı Anayasa’nın ve en önemlisi onun egemen ruhunun ortadan kaldırılabilmesi ve demokratik, laik bir Türkiye’nin önünün açılabilmesi için Türkiye’ye SOL gerek!

Seçim sisteminin, siyasi partiler ve sendikalar yasasının değiştirilebilmesi için Türkiye’ye SOL gerek!

Başı sıkışanın hukuki olmayan mecralar yerine hukuka sığındığı, yargıcının vereceği kararın hukuki olacağını, emniyet güçlerine de güvenilebileceğini göstermek için Türkiye’ye SOL gerek!

Darbeci generallerin de yargılanabileceğini göstermek için Türkiye’ye SOL gerek!

Bugüne kadar işlenmiş bütün siyasi cinayetlerin ve katliamların ‘faili meçhul cinayet’ olmaktan çıkartılarak ‘faili belli’ olmasının mümkün olduğunu göstermek için Türkiye’ye SOL gerek!

‘Deniz Feneri’ başta olmak üzere yüzlerce yolsuzluk dosyasının nasıl deşifre edilebileceğinin ve yolsuzluk yapan bütün kurum ve kişilerin nasıl cezalandırılabileceğini görmek için Türkiye’ye SOL gerek!

Türkiye sınırları içinde yaşayan Kürtlerin temsilcileri parlamentoda iken, çözüm için onlarla oturup konuşma yerine, ‘çözümü dışarıda aramamak’ için Türkiye’ye SOL gerek!

Türkiye’de farklı kimliklerin, kültürlerin ve inançların olduğunu kabul etmenin, ayrışmayı değil, daha sağlıklı ve eşit koşullarda yan yana yaşamayı sağlayacağını göstermek için Türkiye’ye SOL gerek!

İşçilerin, emekçilerin taleplerine çözüm bulabilmek, halktan yana bir ekonomik program uygulamak için Türkiye’ye SOL gerek!

Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanlarında yaşanan tahribatları gidermek, bu alanlarda halktan yana alternatif politikalar üretmek, yoksulluğu ortadan kaldırmak için Türkiye’ye SOL gerek!

Aydınların, sanatçıların özgür bir ortamda üretimlerinin artacağını göstermek için Türkiye'ye SOL gerek!

Diyanet işleri Başkanlığı, Kuran Kursları, Zorunlu Din Dersleri gibi resmi politikalarla toplumun dokusunu değiştiren, siyasal İslam lehine toplumu muhafazakârlaştıran ve farklılıkları ortadan kaldıran politikaları değiştirebilmek için Türkiye’ye SOL gerek!

Irkçılığın ve ayrımcılığın cezalandırılabilir olduğunu göstermek için Türkiye’ye SOL gerek!

Üniversitelerin kurumsal olarak özerk, eğitim olarak özgür olabileceğini gösterebilmek için Türkiye’ye SOL gerek!

Diyanete ve savunmaya milyar dolar ayrılmadığında dinin elden gitmediğini, ülkenin işgal edilmediğini, tersine buralara ayrılan devasa bütçelerin eğitimde kullanılarak, eğitim seferberliği ile Türkiye’nin uluslararası standartlarda başarı hanesinin nasıl yükselebileceğini göstermek için Türkiye’ye SOL gerek!

Kürt, Alevi, Ermeni, MGK, Ordu, Diyanet, Devlet, YÖK, Kıbrıs, AB, NATO gibi konularda bugüne kadarki statükocu anlayışların değişmesi için yapılan tartışmaların, ülkeyi bölmeyeceğinin, ülkenin “dış mihraklara” peşkeş çekilmeyeceğinin görülebilmesi için Türkiye’ye SOL gerek!

Farklı inançlara, örneğin Alevilere eşit yurttaşlık hakkı tanımanın, Alevilere yönelik ayrımcı ve önyargılı yaklaşımları ortadan kaldırmanın ayrılığı değil, birliği geliştirdiğini görmek için Türkiye’ye SOL gerek!

Cemevlerini, Cami, Kilise, Havra, Sinagog, Mescit gibi bir inanç merkezi olarak kabul edilmesinin, sorun yaratıcı değil, sorun çözücü olduğunu göstermek için Türkiye’ye SOL gerek!

Maraş, Çorum, Madımak ve Gazi katliamları gibi katliamları teşhir etmenin, müzeler açmanın, belgeseller yapmanın, broşürler çıkarmanın ayrılıkları ve düşmanlıkları körüklemek yerine toplumda utanma duygusunu artırarak, toplumsal vicdanı yeniden ayakları üzerine oturtabilmesi için Türkiye’ye SOL gerek!

Cemaate ihtiyaç hissetmeden okuyabilen ve yeteneğiyle iş bulabilen, kariyer yapabilen, sorgulayan ama aynı zamanda da uygulayabilen bir gençliğin olduğunu göstermek için Türkiye’ye SOL gerek!

Dayanışmanın, yardımlaşmanın, imecenin önemli toplumsal değerler olduğunu yeniden sağlamak ve üstelik bunlar uygulandığında hayatın daha da anlamlı olabileceğini göstermek için Türkiye’ye SOL gerek!

Çünkü bizim istediğimiz SOL...

Eşitlikçi ve özgürlükçüdür. Adaleti ve demokrasiyi savunur. İnsanı, bütün politikaların merkezine koyar.

Sosyal hukuk devletinden yanadır. İnsan haklarına dayalı, ülke zenginliklerinin eşit dağıtımını savunur. İmtiyazları reddeder, emeğin haklarını öne çıkarır.

Emeğin uluslararası dayanışmasını benimser, sendikal hakları savunur.

Ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının özelleştirilmesini reddeder. Özel ve bireysel olan yerine kamusal, toplumsal olanı öne çıkarır.

Küreselleşme ve neo liberal politikaları reddeder.

Eğitimi ve sağlıkta kamu güvencesiyle ücretsiz hizmeti savunur.

Yoksulluğun ve işsizliğin hak olmadığı, insanca yaşamı savunur.

Çok kültürlülüğü, çok kimlikliliği, çok inançlılığı, çok dilliliği savunur.

Irk, din, dil, ulus, cinsiyet ayrımını reddeder. Bütün halkları kardeş görür. Herkesin kendi kimliğini, kültürünü ve inancını açıkça yaşamasını, geliştirmesini savunur.

Yerel yönetimlerde katılımcılığı ve paylaşımcılığı teşvik eder. Sendikaların, odaların, sivil toplum örgütlenmelerinin, akademik çevrelerin yönetimlerde söz ve karar sahibi olmalarını savunur.

Evet, Türkiye'ye SOL, SOL’u da iktidara taşıyacak GÜÇ gerek!

Sorumluluk sahibi herkesin bu bilinci öne çıkarması gerekir.

Halkların kardeşliği, sosyal adalet, sosyal güvence, gelir dağılımında adalet, yaşanabilir bir çevre, barış içinde bir arada yaşama, farklı olana saygılı olma, kimsenin dilinden, dininden, inancından, kültüründen, renginden, cinsiyetinden, yaşam tarzından felsefi ve ideolojik düşünce tercihinden dolayı kınanmadığı, ayrımcılığa tabi tutulmadığı; ekonomik, kültürel, politik, birikimlerimizin, toplumlar, bireyler arasında hakça dağıtılabildiği BİR ÜLKE yaratmak BİZİM ELLERİMİZDEDİR!

Bunun mümkün olduğuna inanlar artık bir adım öne çıkmalıdır.

Bu ancak bilinçli bir tercihle olabilir.

‘SOL bitmiştir, birleşemez ve iktidara gelemez' diyenlerin hepsi mevcut sistemin devamından yanadır!

Oysa, SOL birleşebilir ve iktidara gelebilir!

DEĞİŞİME İNANMALIYIZ!

Değişime inanlar, kendilerine güvenenlerdir!
Değişime inanlar korkularını yenenlerdir!
Değişime inanlar hayal kurabilenlerdir!
Değişimi başarabiliriz!

Aklımız, fikrimiz, birikimimiz, öngörümüz, özgüvenimiz, sağduyumuz, SOL duyumuz, en önemlisi, ülkemiz ve insanımıza olan AŞK’ımız bunu başarabileceğimizi söylüyor.

Kişi, aile, grup çıkarlarından arındırılmış, asıl amaçları haksızlık, yolsuzluk, hırsızlık olan ‘Siyasi’, ‘Siyasetçi’ sıfatları ile örtünen, örtmeye çalışmış olanlardan arınmış bir duruş…

Bunu başarabiliriz…

Yeni bir dil, yeni bir heyecan, yeni bir enerji, yeni bir yol ile bunu başarabiliriz.

İşçilerin, memurların, işsizlerin, aydınların, sanatçıların, kadınların, öğrencilerin, üreticilerin, esnafın, Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Lazların, Çerkezlerin, Alevilerin, Sünnilerin aklı, fikri, mücadele deneyimleri buna yeter.

Bunu başarabiliriz…

Laik demokratik bir Türkiye için ŞİMDİ DEĞİŞİM ZAMANIDIR!

NASIL BİR TÜRKİYE İSTİYORUZ?

İnsanlar arasında dil, din, etnik köken gibi ayrıcalıkların ortadan kalktığı, herkesin çok kültürlü bir yapı içinde kendisini özgürce ifade ettiği, düşünce ve inanç özgürlüklerinin önünde hiç bir engelin olmadığı, cinsiyet ayrımcılığının yapılmadığı, şiddetin cezalandırıldığı, toplumun üzerinde asker, polis ve bürokrat baskısının kalktığı, memurların geçim sıkıntısından dolayı ikinci bir iş aramadığı, emeğin saygın ve adaletli ücretlendirildiği, rüşvet almadığı, sağlığın ve eğitimin adil ve ücretsiz olduğu, ekonomik karar alma ve planlama süreçlerinin sendikalarla birlikte planlandığı, halkın her alanda söz sahibi olduğu, insanın merkeze alındığı LAİK, DEMOKRATİK ÖZGÜR BİR TÜRKİYE İSTİYORUZ!

Böyle bir Türkiye’de;

DEVLET YENİDEN YAPILANDIRILMALIDIR!

Devlet mevcut yapısıyla, gelişimin önünde engeldir. Mevcut devlet yapısı, bir kaç “iktidar odağı” üzerine şekillendiği gibi, karanlıkta kalan yanlarıyla da demokratikleşmenin önünü tıkamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yeniden yapılanması kaçınılmazdır.

Devlet, sivil demokratik ve çağdaş bir anayasa ile yeniden yapılandırılmalıdır. Hantal, bürokratik, aşırı merkezi yapı değiştirilmeli ve şeffaf bir hale dönüştürülmelidir.

Yerel yönetimler güçlendirilmeli. Merkezi otoritede bulunan yetkiler yerellere devredilmelidir.

TÜRKİYE LAİK OLMALIDIR!

Türkiye mevcut Anayasa ile ‘demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti’ olarak tanımlansa da, gerçekte laik bir devlet değildir. Yaklaşık 100 bin kişilik imam kadrosuyla Diyanet İşleri Başkanlığı’nın merkezi teşkilat içinde varlığını sürdürmesi, din derslerinin zorunlu olması Türkiye’nin laik olmadığının en önemli göstergeleridir.

Türkiye, farklı inançların ve kültürlerin olduğu bir ülkedir. Devlet, Diyanet İşleri Başkanlığı ve zorunlu din dersi uygulaması ile inançlar karşısında tarafsız ve eşitlikçi değildir. Devletin inançlar karşısında tarafsız ve eşit mesafede olabilmesi için Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır.

Çünkü; Laik bir devlette devletin dini yoktur. Devletin siyasal, toplumsal, hukuksal düzeni dinden soyutlanmış olduğu için bütün dinlere eşit uzaklıkta durur. Kamusal alanda bütün inançları ‘yok sayar’. Ve devleti, onun kurumlarını, Anayasasını, yasalarını düzenlerken, daha da önemlisi pratik günlük uygulamalarda dini değerleri referans olarak almaz. İnançlar karşısında; ‘kör, sağır, dilsiz’dir.

Her birey istediğine inanmak serbesttir. İnananlar ibadetlerini serbestçe yapabildiği gibi, inanç özgürlüğü kapsamında, herkes inancını seçme ya da değiştirme özgürlüğüne sahiptir.

TÜRKİYE HUKUK DEVLETİ OLMALIDIR!

Yasalar önünde ve gerçek yaşamda; demokratik hukuk devletinin en önemli kriteri, etnik, dinsel, dilsel, cinsel ayırım olmadan bütün yurttaşların eşit muamele görmeleridir. Bundan dolayı öncelikle, toplum yasaklardan ve eşitsizliklerden arındırılmalıdır. Yürütmenin yasamayı belirleme yetkisi elinden alınmalı, yasama, yürütme ve yargı ‘kuvvetler ayrılığı' yaklaşımıyla temelden birbirinden ayrılmalıdır.

Hukuk devleti, esas olarak bireyin devlet ve öteki bireylere karşı özgürlüğünü teminat altına almalıdır.

Demokratik hukuk devletinde, çoğunluğa rağmen ‘azınlıklar’ inançlarını, düşüncelerini, siyasi eğilimlerini ve anlayışlarını özgürce tartışabilmeli, farklılıklarını savunabilmelidir. Çünkü demokrasi, yalnızca çoğunluğun değil, ‘çoğulculuk’’ ilkesinin hâkim olduğu, insanların bu farklılıklara rağmen güven içinde yaşayabildikleri bir değerler ve kültürler birikimi ve birliğidir.

Bu çerçevede, demokratik bir hukuk devletinde;

Milli Güvenlik Kurulu'nun anayasal statüsüne son verilmelidir.

Özel Harp Dairesi, JİTEM gibi istihbarat kurumları kapatılmalı, istihbarat teşkilatı savunma amaçlı olarak yeniden yapılandırılmalıdır.

Siyasi partiler, dernekler ve sendikalar yasası; seçme, seçilme, toplantı ve gösteri yürüyüşü, örgütlenme, basın ve yayınla ilgili bütün yasalar yeniden özgülükçü temelde düzenlenmelidir.

Askerlik hizmetleri yeniden düzenlenmeli, savunma merkezli yapılandırılmalıdır. Silâh kullanmak istemeyenlere ‘vicdani red hakkı’ verilmelidir.

Polis teşkilatı yeniden yapılandırılmalı, vatandaşları dosyalama, fişleme uygulamalarına son verilmeli, ‘siyasi kovuşturma’ kapsamında var olan arşiv kayıtları hiçbir ayrıma gidilmeden yok edilmelidir.

İşkence ve kötü muamelenin insanlık suçu olduğu kabul edilmeli, bu suçları işleyenlerin ağır cezalara çarptırılmaları için yasalarda değişiklik yapılmalıdır.

Bütün faili meçhul cinayetleri, araştırıp ortaya çıkarmak için, hükümet, sivil toplum örgütleri ve ilgili kişi ve kuruluşlardan ortak bir kurul oluşturulmalı, katliam, işkence, yargısız infaz, gözaltında ölüm ve kayıp iddiaları bu kurulca araştırıldıktan sonra sanık olarak tespit edilenler siyasi kariyerlerine, geçmişlerine ve yaşlarına bakılmaksızın yargılanmalıdırlar.

Yargıçlar ve savcılar, yürütmeye bağımlı olmaktan kurtarılmalı, askeri mahkemeler yalnızca disiplin suçu işlemiş askerleri yargılamak için açık tutulmalı, bunun dışındaki bütün yargılamalar sivil mahkemelerde yapılmalıdır.

DEVLET, SOSYAL DEVLETE DÖNÜŞTÜRÜLMELİDİR!

Sosyal devlet; emekten yana olmalı, emeği korumalı, emeği adaletli olarak ücretlendirmelidir.

Ekonomik karar alma ve planlama süreçlerine sendikalar da dahil edilmelidir.

Üretim arttırılmalı, gelir dağılımı sosyal adaletle dengelenmeli, vergi sitemi çalışanlar ve kamu yararına iyileştirilmelidir.

Sosyal devlet; ekonomiyi kamu yararına geliştirilmeli, ilgili bakanlıkla birlikte, işçi ve işveren örgütlerinin, esnaf ve sanatkâr kuruluşlarının, meslek odalarının, tarım odalarının, çevreci örgütlerin temsilcilerinden oluşan bir kurul oluşturulmalıdır.

Eğitim, sağlık, enerji, ulaşım, su, doğal gaz gibi sektörlerde özelleştirmeye izin verilmemelidir.

Sosyal devlette kırsal yerleşim alanları, ekonomik, toplumsal ve fiziksel olarak geliştirilmelidir.

KOBİ'ler yasalarla yeniden yapılandırılarak, desteklenmelidir.

Küçük ölçekli üreticilerin, haklarını korumak, ürünlerin değerlendirmek ve üretimi arttırmak için kooperatif örgütlenmeleri yeniden yapılandırılmalı ve teşvik edilmelidir.

Üretimin en önemli girdisi olan enerji, ülkemizde yeniden yapılandırılmalı, Türkiye için çok verimli alanlar olan rüzgâr ve güneş enerjisine özel önem verilmelidir.

Toplu taşımacılık ve raylı sistem öne çıkartılmalı, hızlı trenler yaygınlaştırılmalıdır.

Sosyal devlette; işsizlerin ve yoksulların tümü gerekli yasal koşullar çerçevesinde ‘sosyal yardım' almalı, temel ihtiyaçları ücretsiz karşılanmalıdır. İşsizlik güvencesi yaygınlaştırılmalıdır.

Sosyal devlette, engelliler, özel yaklaşımlarla, hayatın her alanında “engeller” kaldırılmalıdır.

Demokratik bir anayasa için ŞİMDİ DEĞİŞİM ZAMANIDIR!

ANAYASA İNSAN MERKEZLİ OLMALIDIR!

Anayasa, insan haklarının; doğuştan, evrensel, bütünsel, bölünmez olduğundan hareketle; insan haklarına ve temel özgürlüklere dayanmalıdır.
Anayasa, İnsanı merkeze almalıdır.
İnsan onuru, eşitlik, özgürlük, barış ve dayanışma anayasada temel değerler olmalıdır.
Hukukun üstünlüğü ve demokrasi bu değerleri yaşatacak sistemin temel yapıları olmalıdır.

Bunun için, yeni anayasanın hazırlanmasında, hükümetin ve kamunun ilgili organları dışında, üniversiteler, barolar, meslek odaları, sendikalar ve sivil toplum örgütlerinin katılımı sağlanmalı, anayasa olabildiğince bütün toplum kesimlerinin üzerinde anlaşabileceği ortak bir uzlaşma metni olmalıdır.

Yeni Anayasa, Türkiye toplumunun çoğulcu yapısı dikkate alınarak ‘çok kültürlü, çok kimlikli, çok inançlı, çok dilli’ bir yaklaşımla kurgulanmalıdır.

Anayasada, Milli Güvenlik Kurulu, Diyanet İşleri Başkanlığı, Özel Harp Dairesi gibi kuruluşlar olmamalı, savaş ve doğal afet dışında olağanüstü hal ve sıkıyönetim uygulamalarına kesinlikle yer vermemelidir.

Seçim ve siyasi partiler yasası ulusal üstü hukuk da dikkate alınarak demokratikleştirilmelidir.

Üniversiteler, idari, mali ve bilimsel yönlerden özerk kuruluşlar olmalıdır.

Düşünce, din, vicdan özgürlüğü önündeki engeller ile fikri, kültürel ve sanatsal yaratıcılığın önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır.

Düşünce ve ifade özgürlüğü; şiddet unsuru dışında sınırlandırılmamalıdır.

Tüm çalışanların grevli, toplu sözleşmeli sendika hakkı anayasa ile güvence altına alınmalıdır.

Eşit haklar için ŞİMDİ DEĞİŞİM ZAMANIDIR!

ALEVİLER EŞİT YURTTAŞ OLMALIDIR!

Yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan Aleviler yok sayılıyor, ciddi ayrımcılığa uğruyorlar. Alevileri asimile etmek için akla gelebilecek her şey yapılıyor.

Laik ve Demokratik bir Türkiye’de;

Alevi kimliği yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

Cemevlerine "ibadet yeri" statüsü verilmelidir.

Zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır.

Alevi köylerine cami yaptırma politikalarına son verilmeli ve bu köylerdeki imamlar geri çağrılmalıdır.

Madımak Oteli müze olmalıdır.

Ders kitapları, sözlükler, ansiklopediler ve Milli Eğitim Bakanlığı’nca önerilen yardımcı kaynaklardaki Aleviliği ve diğer inançları aşağılayan, tanımlamalar çıkarılmalıdır.

Medya’nın ayrımcı yaklaşımları yasalarla engellenmelidir. Medyada 'ötekiler' yaratarak ve egemen dinin sosyal baskı mekanizmalarını üreterek, farklı olanlarını kendisini tanıtmasını kamu hizmeti adına engelleyen tek yanlı yayınlara son verilmelidir.

Hacı Bektaş Dergâhı müze statüsünden çıkartılmalı ve Alevilerin bütün kutsal mekânlarının yönetimi Alevi krumlarına bırakılmalıdır..

KÜRT SORUNU BARIŞÇIL ÇÖZÜLMELİDİR!

Kürtler, ülkemizin bir gerçeğidir. Bu gerçeklik; sosyal, kültürel ve kimliksel olarak reddedilemeyecek düzeydedir.

Kürtler, yaşadıkları topraklarda göçmen ya da göçebe değillerdir. Kürt sorununun bir ‘asayiş’ sorunu olmadığı ve askeri tedbirlerle çözülemeyeceği görülmüştür.

Kürt sorunun çözümü; sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik politikaların eşzamanlı olarak uygulanması ve ortaklaştırılmasından geçmektedir. Bu politikanın ilk adımı silahların susturulması ve çatışmasızlık ortamı, ikinci adımı ayrımcılığa ve aşağılamaya dayalı uygulamalara son verilmesi, üçüncü adımı genel af çıkarılmasıdır.

Bu nedenle, öncelikle Kürt sorununun çözümü için, siyasi iktidar ile Kürt siyasal temsilcileriyle, bütün siyasi partilerin, sendikaların, sivil toplum kuruluşlarının, akademisyenlerin ve sanatçıların katılacağı ortak bir ‘Kürt Sorunu Çözüm Komisyon’u oluşturulmalıdır.

Kürt meselesinin temelinde bir ‘kimlik talebi' olduğu kabul edilmeli, Kürtlere kültürel hakları, dil ve eğitim hakları tanınmalıdır.

Köy koruculuğu sistemi ve özel örgütlenmeler dağıtılmalı, köylerinden göçe zorlananlara maddi altyapı oluşturulmalı, köylerine geri dönüş olanağı sağlanmalıdır.

Ekonomik yatırımlar doğrudan devlet eliyle yapılmalı, Güney ve Doğu Anadolu bölgesinin geri kalmışlığının ortadan kaldırılması ve iktisadi seviyesinin yükseltilmesi sağlanmalıdır.

Toprak reformu yapılmalı, GAP projesi tüm yönleri ile tamamlanmalı, bölge insanının hizmetine sunulmalıdır.

Mayınlardan temizlenen arazi, topraksız bölge halkına dağıtılmalıdır.

Feodal artıklar olan ağalık, şeyhlik kurumları tasfiye edilmelidir.

‘Töre' denilen ilkel zihniyet mahkûm edilmeli, bireyler özgürleştirilmelidir.

AZINLIKLARIN HAKLARI TESLİM EDİLMELİDİR!

Laik ve demokratik bir Türkiye’de;

Öncelikle, Türkiye’de birden fazla etnik ve dinsel grubun (Kürtler, Araplar, Çerkezler, Lazlar, Boşnaklar, Süryaniler, Keldaniler, Asuriler, Ermeniler, Rumlar, Tatarlar, Gürcüler, Çeçenler, Abazalar, Adıgeyler, Pomaklar, Arnavutlar, Museviler, Romanlar (Çingeneler), Aleviler, Nusayriler, Ezdiler ve Dürziler) olduğu açıkça kabul edilmeli, bütün yasalarda bu durum dikkate alınmalı, devlet yurttaşları arasındaki her türlü ayrıma son vermelidir.

Azınlıkların, dilleri, dinleri ve kültürlerini özgürce kullanmaları anayasal olarak güvence altına alınmalı, azınlık hakları iç hukuk, uluslar arası sözleşmelere göre de yeniden düzenlenmelidir.

Lozan anlaşması gereği, Rum, Ermeni, Musevi’ler gibi Süryaniler ve Ezidiler’de azınlık kabul edilmeli ve azınlık haklarından yararlandırılmalıdır.

Ermeniler, Museviler ve Rumların sahip oldukları azınlık kurumlarına tüzel kişilik tanınmalıdır.

1971’den bu yana kapalı olan Rum Ortodoks Ruhban Okulu (Heybeliada) açılmalıdır.

Süryanilere, kendi dillerinde (Süryanice) manastırlarında (Midyat’ta bulunan Mor Gabriyel, Mor Hobel ve Mor Abrohom Manastırları) dini eğitim yapmalarına izin verilmelidir.

Türk olmayan din adamlarının Süryani veya Keldani kiliseleri gibi belirli kiliselerde çalışmaları önündeki yasal engeller kaldırılmalıdır.

Çingenelerin sistemden dışlanmalarına son verilmelidir. Devlet ve toplum üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmelidir. Toplumsal bütünleşme sağlanmalıdır.

Çingenelerin, uygun ikametgâh, eğitim, sağlık ve istihdama ulaşmalarında karşılaştıkları güçlükler ortadan kaldırılmalıdır.

Türkiye, Avrupa Konseyi belgelerinden Bölgesel veya Azınlık Dilleri Avrupa Şartı ile Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme’yi imzalamalıdır.

Bilimsel bir eğitim için ŞİMDİ DEĞİŞİM ZAMANIDIR!

EĞİTİM BİLİMSEL VE ÖZGÜR OLMALIDIR!

Türkiye’de eğitim hak ettiği noktaya taşımak, ancak köklü değişikliklerle olanaklı olabilir. Bu nedenle eğitim sisteminde yapısal değişiklikler gereklidir.

Okul öncesi eğitimden başlayarak eğitim yatırımlarına, ders kitaplarının hazırlanmasından eğitim yöneticilerinin belirlenmesine; sınıf mevcutlarından eğitimin bilimsel, demokratik, laik yönünün geliştirilmesine; derslik, okul, öğretmen açıklarından eğitimin genel bütçe içindeki payına kadar, eğitimin hemen her kademesinde köklü bir değişime gereksinim vardır.

Bu çerçevede;

Laik ve demokratik Türkiye'de, eğitimin temel amacı, kendine güvenli, kendi yetenek ve becerilerinin farkına varan, kendini ve içinde yaşadığı toplumu tüm yönleriyle tanıyan, bilgi çağının gereklerini yerine getirebilecek donanıma, düşünme, algılama ve üretme becerisine sahip insan yetiştirmektir. Bu nedenle eğitim bilimsel verilerle yeniden yapılandırılmaldır.

İlköğretimden başlayarak üniversite sonrasına kadar sınav odaklı ve ezbere dayalı eğitim, eğitim kalitesini de düşürdüğü için, sonu gelemeyen sınav maratonu ortadan kaldırılmalıdır.

Eğitimde herkese fırsat eşitliği verilmeli, özelleştirilen bütün okullar yeniden kamusallaştırılmalıdır.

Bütün ders kitapları ırkçı, saldırgan, şiddet içeren, bir başka kültürü ya da inancı aşağılayan bilgi, belge ve yaklaşımlardan arındırılmalı ve yeniden yazılmalıdır.

Yüksek öğretim, yeniden yapılandırılmalı, 12 Eylül ürünü olan YÖK kaldırılmalı, üniversiteler özerk, özgür ve demokratik olmalıdır.

Yüksek öğrenim, demokratik ve katılımcı olmalı, üniversitenin yönetiminde en küçük akademik birimlerden başlayarak üyelerin, öğrencilerin katılımıyla oluşan kurullarca yönetilmesi sağlanmalıdır.

Demokratik süreçlerin işletilmesinde, kamu çıkarı ve liyakat ilkeleri belirleyici olmalıdır.

Akademik yükseltme ve diğer değerlendirme ölçütleri fen, sağlık, sosyal ve güzel sanatlar alanlarının özgünlükleri göz önünde tutularak hazırlanmalıdır.

Üniversite yönetimi, bulunduğu her ortamda üniversite çalışanlarının özlük haklarının ve ücretlerinin iyileştirmesini savunmalıdır.

Yabancı dil eğitimi kurumsallaştırılmalı, oluşturulan dil laboratuarlarında uzmanların denetiminde öğrencinin ve talep eden bütün çalışanların yabancı dil öğrenmesi sağlanmalı ve dil kursları ücretsiz olmalıdır.

Sağlıklı bir toplumsal gelişmenin sanatsal üretimin ve duyarlılığın çoğaltılmasıyla mümkün olabileceği bilincinden hareketle üniversitelerimizde düşünsel ve sanatsal araştırmaların artırılmasına önem verilmelidir.

Diğer yandan üniversiteler öğrenci odaklı olmalı, bütün öğrencilerin aktif katılımının sağlanacağı ‘Üniversite Öğrenci Kongresi’ örgütlenmesi oluşturulmalıdır.

Herkese ücretsiz sağlık hakkı için ŞİMDİ DEĞİŞİM ZAMANIDIR!

SAĞLIK HİZMETLERİ TAMAMEN ÜCRETSİZ OLMALIDIR!

Laik ve demokratik bir Türkiye'de, herkes için eşit, ulaşılabilir, nitelikli, ücretsiz sağlık hizmeti temel ilke alınarak sağlıktaki eşitsizlikler kademeli olarak giderilmeli ve toplumun sağlık düzeyinin yükseltilmesi sağlanmalıdır.

Sağlıktaki eşitsizliklerin giderilmesi ve toplumun sağlık düzeyinin düzeltilmesi sadece sağlık hizmetleri alanında yapılacak düzenlemelerle gerçekleştirilemeyeceği için, sağlığı doğrudan ve dolaylı etkileyen ekonomik, sosyal ve siyasal ilişkilerde dezavantajlı toplumsal sınıflar lehine köklü değişiklikler yapılmalı ve böylece sağlıkta eşitlik ve toplumsal gelişme mümkün hale getirilmelidir.

Türkiye'de Sağlık Bakanlığı'na (Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği) en az yüzde 10'luk bütçe payı ayrılmalı, hizmet sunumu ile finansman tek elde toplanmalıdır.

Birinci basamak sağlık hizmetleri özendirilmeli, bölgesel dağılım ve ihtiyaçlar göz önüne alınmalı, sağlık ocağı sayısı ve sağlık evi sayısı arttırılmalıdır.
Kamu hastanelerinin yapımı ve donanımı (sayı ve bölgesel eşitsizlikleri azaltacak, ihtiyacı karşılayacak ve sevk zinciri içerisinde çalışacak) bir düzenleme ile artırılmalıdır.

Hekimlere tam süre çalışma getirilmeli, çalışma koşullarının düzeltildiği, emeğin ücret olarak karşılığının alındığı, grevli toplu sözleşmeli koşullarda, gerek halka sunulan hizmetin niteliğinin yükseltilmesinde, gerekse de hekimlik pratiğindeki etik kirlenmenin önlenmesinde önemli bir çözüm olarak görüldüğü için tam süre uygulamasına geçilmelidir.

Hekimlerin ülke düzeyinde dağılımındaki dengesizlikler azaltılmalı, bölgesel farklılıklar gözetilmeli, hekimlere sağlıklı çalışma ortamları hazırlanmalı, özendirici teşvik edici bir istihdam politikası izlenmelidir.

Ülke ihtiyacına uygun bir eğitimle hemşire ve diğer sağlık çalışanlarının sayısı ve nitelikleri artırılmalı, dağılımdaki eşitsizlik düzeltilmelidir.

Tedavi edici değil, koruyucu sağlık sistemi esas alınmalıdır.

Cinsiyete dayalı ayrımcılığı kaldırmak için ŞİMDİ DEĞİŞİM ZAMANIDIR!

KADINA EŞİT HAK VE FIRSAT SAĞLANMALIDIR!

Laik, demokratik bir Türkiye, kadınların her alanda eşit haklara ulaşmasını sağlanmalıdır. Bunun öncelikli yolu, demokratikleştirilecek anayasa ve yasalarda kadınlara karşı cinsiyetçi ve ayrımcı, yer yer aşağılayıcı ifadelerin çıkartılmasıyla başlanmalıdır.

Hukukta ‘kadınlara karşı suç' kavramı oluşturulmalı, cinsiyetçi ayrımlar, bekâret kontrolü, taciz gibi uygulamalar cinsel şiddet kapsamında görülmelidir.

Kadınların eşit haklara kavuşması ve kâğıt üzerindeki haklarını kullanması ancak, her alanda kadına eşit hak tanınması ile mümkündür. Kadınların eşit hak ekseninde konumunun güçlendirilmesi, kota uygulaması başta olmak üzere, pozitif ayrımcılıkla sağlanmalıdır.

Belediyeler, kadınların yönetiminde, kadınlara yardım sağlayan danışma merkezleri ve sığınma evleri kurulmalı, kreşler ve çamaşırhaneler çoğaltılmalıdır.

Gençleri geleceğe taşımak için ŞİMDİ DEĞİŞİM ZAMANIDIR!

GENÇLERE FIRSAT EŞİTLİĞİ SAĞLANMALIDIR!

Geleceğimizi emanet ettiğimiz gençliğimizin;

Eğitim, bilgiye erişim, kültürel, sportif gelişime ulaşmaları önündeki engeller kaldırılmalıdır.

Eğimde fırsat eşitliği sağlanmalıdır.

Örgün ve yaygın eğitim ile bilgi çağına uygun gelişimleri sağlanmalıdır.

İlköğretimden başlayarak yabancı dil öğrenmeleri teşvik edilmeli, bunun için uygun koşullar sağlanmalıdır.

Her alanda pozitif ayrımcılık yapılmalıdır.

GENÇLER AKTİF SİYASAL YAŞAMDA YERLERİNİ ALMALIDIR!

Laik ve demokratik bir Türkiye, gençlerin, siyasal, toplumsal ve ekonomik yaşama aktif katılımlarını engelleyen anayasal ve yasal bütün engeller ortadan kaldırılmalıdır. Onların siyasetle ilgilenmelerini engelleyen bütün yasaklar da kaldırılmalı, gençlerin lisede ve üniversite öğrenci örgütlerine, siyasal partilere rahatça üye olmaları sağlanmalıdır.

Gençlere siyasetin yolu açılmayıdır.

Meslek eğitimine özel önem verilmeli, mesleksiz genç kalmamalıdır.

Gençlerin boş zamanlarını değerlendirebilmeleri için merkezi ve yerel düzeyde her türlü eğitsel, sportif ve kültürel yatırım yapılmalıdır.

Barışı yaşamak için ŞİMDİ DEĞİŞİM ZAMANIDIR!

ANADOLU YENİDEN BARIŞIN RENGİ OLMALIDIR!

Birçok uygarlık göç yollarında Anadolu’yu keşfetti. Evvel ahırda yükselen uygarlıkları sahiplendiler.

Hitit Güneşi Anadolu’dan yükseldi. Batı ucunda Troya’ya el uzattılar, doğu ucunda Zagros’a sırtlarını dayadılar. Güneyde Kenan Ülkesine kucak açtılar.

Anadolu’yu yurt edinenler, Anadolu’nun halklarına karıştılar; kültürlerini, dinlerini, dillerini, kendi kültürleri, kendi dinleri ve kendi dilleri kabul ettiler.

İlk yazılı antlaşmayı Kadeş’te Anadolu halkları imzaladılar. İnsanoğluna barışı armağan ettiler. Topraklarında tanrılarını dinlediler, hakkı büyütüp, hukuka göre yönettiler.

Binlerce yıl bu toprakları, aydınlatılır, yeryüzünü, gökyüzünü… Ülkelerini barış içinde yönettiler. Yurttaşlarının refahını üstün tuttular.

Hoşgörüyü her yerde egemen kıldılar. Yüz yıllar süren iktidarlarını bu felsefeye borçluydular.

Anadolu’yu geçmişi ile buluşturmak bizim ellerimizdedir. Yeter ki Anadolu’ya ait bir irade ve Anadolu’ya ait maya yeşertilebilsin. Bunu HEP BİRLİKTE YEŞERTEBİLİRİZ! Geçmişimiz, tarihimiz, bilincimiz buna yetecek derslerle doludur.

DIŞ İLİŞKİLERDE TEMEL KRİTER BARIŞ OLMALIDIR!

Demokratik bir Türkiye'de dış ilişkiler yeniden düzenlenmeli, barışçıl yaklaşımlar temel kriter olmalıdır.

Kıbrıs sorunu başta olmak üzere, bütün dış sorunlarımız barışçıl ve gönüllülük temelinde çözülmelidir.

Yunanistan, Ermenistan, İran, Irak, Suriye ve Rusya başta olmak üzere, bütün komşu ülkelerle eşit ve bağımsız ilişkiler kurulmalı, düşmanlık ve savaş kışkırtıcılığına hiç bir düzeyde izin verilmemeli, Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan Türkiye’nin, zengin kültürel deneyimi bütün dünya ile paylaşılmalı.

Türkiye'nin, daha sosyal ve daha demokratik bir Avrupa talebi çerçevesinde Avrupa Birliği'ne girmesi sağlanmalı, daha sosyal, daha demokratik bir Avrupa ve Türkiye hedefi için, ulusal ve uluslar arası düzeyde dayanışmalar gösterilmeli, Birleşmiş Milletler örgütünün yeniden yapılanması için yeni projeler geliştirilmelidir.

ÇOKLUKTA BİRLİK OLMAK İÇİN katkılarınızı bekliyoruz!

Sonuç yerine: ‘NASIL BİR TÜRKİYE İSTİYORUZ’ taslağının her bir başlığı, açılımı tartışılabilir, değiştirilebilir. Burada ifade edilen hiçbir yaklaşım tartışma dışı değildir. Çünkü bizim için aslolan Türkiye’nin demokratikleşmesidir. Türkiye’nin demokratikleşmesinin, dönüşmesinin yolu da Türkiye’nin bütün renklerini kucaklayan güçlü bir iktidar alternatifinin yaratılmasından geçmektedir. Biz bu alternatifi birlikte yaratabileceğimize inanıyoruz!

Bu alternatifi birlikte yaratabiliriz, ‘çoklukta birlik olabiliriz’ diyenlerin şimdi bir adım öne çıkma zamanıdır!

FUAF - Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu