DERSİM`İN KISA TARİHİ - I
Tağar ve Kutu vadilerinde Taş Çağı insanı tarafından barınak olarak kullanıldığı anlaşılan inler, tarih-öncesinden beri Dersimde insan topluluklarının yaşadığına işarettirler.
Pulur köyü (Çemişgezek) civarında 1960ların sonunda yapılan kazılarda tarıma ve yerleşik yaşama geçişi başlatan Neolitik Çağa (M.Ö. 8000-5000) ve Erken Tunç Çağına (M.Ö. 5000-1200) ait bulgulara rastlanmıştır.
Mazgirt, Bağin (Palin), Palu, Peri, Çemişgezek, Sağman, Pertek, Ovacık, Kemah ve Kiğı gibi yerleşmeler Dersimin en eski sitelerinden birkaçıdır.
HİTİT VE ASUR KAYITLARI
Küçük Asyanın bilinebilen en eski sakinleri Hattiler ve Hurrilerdir.
Tarih devrinde Dersimde Hitit, Asur, Muşki, Urartu (Hurri), Med, Akamen, Makedon, Roma, Part, Bizans, Sasani ve Arap yönetimlerine tanık olunur.
Ortaçağlarda başka halklar görünür sahnede.
Dersimde tarih çağı Hititler ve Asurlarla, daha kesin şekilde Urartularla başlatılabilir.
1937-1938 soykırımı sürerken Dersim içinde Hititlerden kalma yazıtlar bulunmuştur.
Bugünkü İç Dersim (Tunceli) ve çevresinin Hititler çağındaki adı Balabitindir. Dersim adı farklı biçimler altında Akamenler ve Geliler (Orontesler) çağından itibaren görünür. Belirli dönemlerde kısmen veya tamamen Supa/Sophene (Ermenicede Tsopk), Mananalı, Achlisene (Ermenicede Ekeleats), Khozan ve Çemişgezek gibi adlarla bilinir.
Balabitin (Balahovid) adının Ermeni tarih ve coğrafyasındaki karşılığı Palunidir.
Bu adı Hitit yazıtlarından biliyoruz. Hitit kayıtlarına göre Balabitin, Hitit Konfederasyonuna dahil bir eyalet ve prenslikti. Halkına Bala (Pala), diline Balaik (Palaik) denirdi. Balaik, Hitit başkentindeki yazıtlarda kullanılan sekiz dilden biriydi. Bu diller Hititçe, Luwice, Hattice, Hurrice, Palaik, Akadca, Sümerce ve Mitanniler tarafından Hurricenin yanısıra kullanılan Aryan diliydi. Bunlardan Hititçe, Luwice ve Palaik, dilbilimciler tarafından Hint-Avrupa dil grubuna dahil edilmektedir.
Dersim ve çevresinde Hititler zamanı kadar erken bir tarihten itibaren bugünkü gibi Mamakan, Deylemi ve Gelilerin varlığına işaret eden verilerle karşılaşılır. Hitit yazıtlarında bahsi geçen Mannalar (Mandakuni, Amatuni), Mamakanlarla ilişkili olmalıdır. Aynı yazıtlarda karşılaştığımız Timilkiya ve Angl adları Dımılileri ve Gelileri hatırlatır. Timilkiya, Malatyaya bağlı modern Darendenin Hitit kayıtlarındaki adıdır. Mısır yazıtlarında Angl, Hitit kayıtlarında Ingalawa, Grek ve Roma kayıtlarında Angeltun veya Ingilene şekli altında karşılaştığımız Angl adı da, Eğil, Geli ve başka biçimler altında halen yaşamaktadır. İlk Ermenistan monarşilerini kuran Oronteslerin asıl adı Angldır. Bu adla bilinen bir kent sonraki çağlarda Dersim içi ile birlikte Sophene krallığının bir parçası olarak çıkar karşımıza.
Hitit imparatorluğu çöktüğünde (M.Ö. 1200), bu yıkılışta rol oynayan Muşkilerin (Frigler?) adı duyulur. Asuryaya tabi Yukarı Fırat bölgesi ve Murat Suyu boyları (Azzi ve Purulumzi bölgeleri) Muşkiler tarafından işgal edilir. Asur imparatorluğunun sınırlarına kadar dayanan bu Muşki istilası, Tiglat-Pileser I döneminden elli yıl kadar önceye rastlar. Asur kaynaklarında bu istilacılara Muşkiler, Taballar veya Kaskalar diye referans verilerek bir Muşki (Maski) ve Tabal (Geç Hitit?) özdeşliği kurulur.
Asur kıralları elli yıl boyunca Muşkilerle uğraştılar.
Sonunda Tiglat-Pileser I, onları yenilgiye uğratıp Alzi ve Purukuzzi bölgelerini tekrar Asur imparatorluğuna dahil eder (M.Ö. 1113/1120).
Bu seferi sırasında Tiglat Pileser Iin girdiği yerlerden biri de Muzridir.
Onun kayıtları Muşki istilasından önce Dersimin Asur hakimiyeti altında bulunduğunu kanıtlar. Muşkilerin yenilgiye uğratılması üzerine Dersimde Asur hakimiyeti restore edilir.
Hitit kayıtlarının Bala (Pala) dediği Dersim halkı, M.Ö. 9uncu yüzyıl Asur kaynakları tarafından Muşki olarak adlandırılır. Bu tanımlama Tiglat-Pileser Iin yendiği ve kovduğu kayddedilen Muşkilerin sonunda Dersim ve çevresinde tutunup yerleştiklerine işarettir.
Dersim sentezinde bir Asuri (Süryani) öğenin varlığı kesindir. Bunun en açık kanıtı Dersimin Aşuran (Asuriler) aşiretidir.
Asur kırallarının kayıtlarında Salmaneser Iden itibaren Dersim ve çevresinde aşina olduğumuz Muzri, Gilkhi, Gilzan, Tsugi (Tuskhan, Tuskan, Tsukhi), Zimaki, Lukhi, Perri gibi halk, aşiret, kent ve bölge adlarına rastlarız. Bunlardan Muzri, Dersimde bir aşiret, ırmak ve dağ adı olarak karşılaştığımız Munzur adının bir şekli olup Asuryalı koloniler tarafından taşınmış görünür. Munzurun Asurice bir sözcük olduğu dil, tarih ve coğrafya otoriteleri arasında yaygın bir görüştür. Asur yazıtlarında bu terime Muzri, Muzur, Muzrai, Muzuri, Muzurai ve Muzur; İbranicede Mazor, Mizraim ve Misraim; Persçede Mudraya; Arapçada ise Mısr (Mısır) olarak rastlanır. Muzriyi fethettiğini kayddeden Asur kralı Salmaneser I, kendisini Musri fatihi olarak tanımlar. Tiglat-Pileser I de Muzri ülkesini fethettiğini söyler. Salmaneser IIde ise Muzri ülkesinin haracını/vergisini tahsil ettiği kaydı vardır. Asur kralları Tiglat-Pileser II, Sargon, Sennacherib, Asurbanibal ve Nebuchadnezzarın yazıtlarında Muzri, Behistun yazıtlarında ise Mizar adı geçer. Munzur sözcüğünün bu şekillerinden bir bölümü bugünkü Mısıra, bir bölümü de Ermenistanda Dicle ötesinde bir bölgeye, çok büyük olasılıkla Dersime veya bir kesimine referanstır.
DERSİM'DE URARTU MİRASI
Dersimde Hurri kalıntılarına dair en kesin veri Dersimdeki Urartu mirasıdır. Hititlerin halkına Bala, Asurların Muşki dediği Dersim ve çevresi, M.Ö. 9. veya 8. yüzyıldan itibaren Urartu kırallığının sınırlarına dahildir. Urartular, Hurrilerin bir koluydu. Subartu, İşuva ve Mitani gibi adlar da Hurrilerle ilişkilendirilir.
Mazgirt, Palu, Bağin, Varto civarındaki Kayalıdere, Altıntepe, Aznavur ve Kömürhandaki Urartu kalıntıları, Dersim ve çevresinde Urartu varlığı ve egemenliğinin kanıtlarıdır. Bağindeki Urartu yazıtlarından birinde Urartu kralı Menuanın bölgedeki fetihleri anlatılır. Mazgirt adı bile, bir görüşe göre Urartulardan kalmadır.
Böylece Dersim ve çevresi hakkında Urartulardan itibaren daha kesin konuşabiliriz. Dersimde tarih çağını (yazılı tarihi) Urartu krallığı ile başlatmak, bu kırallığı Kırmanciye tarih anlatımında bir başlangıç, coğrafi ve siyasi bir çerçeve olarak almak makul bir seçimdir. Yaşadığımız coğrafyanın politik birliği tarihte ilk kez Urartular tarafından kurulmuştur.
M.Ö. 7inci yüzyılın İskit ve Kimmer istilaları Urartu tarihinde önemli bir konaktır. Bu tarihten sonra Urartu toprakları ilkin Medlerin, daha sonra da Medleri deviren Akamenlerin (Eski Farslar) eline geçer.
ERMENİSTAN'DA GELİLER VE DEYLEMİLER
Kaynaklar Akamenler çağında İranın yedi büyük evinden/aşiretinden bahseder. Bunlardan biri Hydarneslerdir. Ermenistan, Akamenlere bağımlı hale geldiğinde bu eve mensup Oronteslerin yönetimi altındadır.
Orontes, Avesta dilinden gelme İrani bir sözcüktür. Anlamca ulu (yüce, kahraman) demektir. Pehlevicede Arvand, Ermenicede Hrant (veya Erwan, Arawan), Yunancada Orontes şekline girer.
Ermenistan ve Dersim adları Urartu topraklarının bir bölümü üzerinde ilk kez Oronteslerin yönetimi altında görünürler. Bu an Ermenistan ve Dersim tarihleri için bize daha somut bir başlangıç noktası sağlar.
O halde Ermenistan ve Dersim tarihleri bakımından Oronteslerin etnik kimliği önemlidir.
Kimdir Orontesler?
Bu sorunun cevabı Ermeni geleneklerinde ve Ermenistan şeceresinde mevcuttur.
Ermenistanda İran dini Zerdüştlüğün egemen olduğu peryoda ait en eski ve orijinal Ermeni gelenekleri, Orontes evinin/aşiretinin Angl soylu olduğunu söyler. Angl, bahsi geçen dönemin Ermenistan güneş tanrısıdır aynı zamanda.
Geleneğin dedikleri bu kadarla sınırlı değil. Çünkü en eski Ermeni şecerelerinde Angl sözcüğü sık sık Gel ve/veya Gelam olarak da kaydedilir.
Bu etnik adlar Mısır, Hitit, Asur, Grek ve Roma kayıtlarında da sıkça geçerler.
Uzatmadan söylenirse, Yunan kaynaklarının Orontesler dedikleri bu satırların yazarına göre Geliler ve Deylemilerdir.
Angl, Gel, Gilan ve Eğil gibi aşiret, halk ve yer isimleri onlarla ilişkilidir. Urartu toprakları üzerinde Ermenistan ve Dersim adlarının her ikisi de onlarla birlikte görünmüştür.
Bu an Dersim tarihi bakımından çok önemli bir referans noktasıdır.
TC devletinin sınırları içindeki Dımılki konuşan topluluklar (Kırmanclar, Zazalar ve Dımıliler) geneli itibariyle bu stoka dahildir. Onların bu yakadaki tarihleri Yunan kaynaklarının Orontesler dediği Geliler ve Deylemilerle başlar. Akamenler zamanının ilk Orontes hanedanlığından Selçukların gelişine kadar Ermenistanda değişik adlar altında ağırlığını hep duyuran bir Geli/Dımıli (Angl,Orontes) varlığı sözkonusudur. Selçuklulardan biraz önce, 1021 yılında, Ermenistan Alevi Deylemilerin yeni bir istilasına tanık olmuştur. Dersim sentezinin ana etnik damarı bu zemine oturur ve tarihsel bir süreklilik gösterir.
Devamlılık arzeden bu ana damarın başlangıcı ve seyri izlenmeden Ermenistan ve Dersim tarihleri hakkında sağlıklı bir fikir edinilemez.
İlk Ermenistan hanedanlığı Akamenler zamanında Geliler (Orontesler) tarafından kuruldu. Onu izleyen Sophene, Arataşes, Kommagene, Bagarat, Artsruni, Gnuni (Gini); Sason (Sanasar), Varazhnuni ve Arzanene gibi ünlü Ermenistan evleri ve prenslikleri de Gelilerden (Orontesler) gelmedirler. Tüm bu evler/aşiretler ve prenslikler kendi orijinal geleneklerine göre Angl (Geli) soyludurlar. Ama bu ilk sözlü geleneklerini eski dinleri Zerdüştlüğü bırakıp Hiristiyanlığı benimsedikten sonra kayda geçtiler. Bu nedenle bu kayıtlarda pagan döneme ait geleneklerini yeni dinin bakış açısına göre revize ettiler. Böylece Oronteslerin ve Orontes soylu bütün evlerin Angl (Gel) soylu olduklarını söyleyen gelenek de diğerleri gibi bu dönemin kayıtlarına değiştirilerek girdi.
Bu gerçek atlanırsa Ermenistan ve Dersim tarihlerinin başlangıçları karanlıkta kalır.
Gelilerle Deylemilerin Ermenistanda Orontesler adı altındaki tarihleri kurdukları hanedanlıklardan izlenebilir.
Bu konuda başvurulacak başlıca kaynaklar şunlardır:
Orontesler tarafından kurulan Commagene kralığının yöneticilerinden Antiochus Iin Nemrut Dağındaki yazıtı, Xenophonun Anabasis ve The Cyropaedia adlı kitapları, coğrafyacı Strabonun ve Ermeni tarihinin babası olarak tanınan Moses Khorenatsinin eserleri.
Bu kaynaklarda ilk Orontesler hakkında hayli bilgi vardır.
Bu hanedanlığın bilinebilen ilk yöneticisi Akamenlere bağımlı olarak yöneten Orontes Idir. Xenophonun onbinlerinin Babilden hareketle Ermenistan üzerinden Trabzona uzanan ricatları sırasındaki Ermenistan kralı Odur (M.Ö. 401/400).
Dersim adı da Derxene/Xerxene şekli altında ilk kez onbinlerin geri çekilişini anlatan Xenophonun bu kitaplarında görünür.
Akamen imparatorluğu Büyük İskenderin orduları tarafından yıkıldı.
Böylece Ermenistanda Makedonlar (Selefkoslar) dönemi başladı.
Büyük İskender öldükten (M.Ö. 323) sonra geride bıraktığı imparatorluk onun dört generali arasında otuz yıldan çok süren iç savaşlarda dört parçaya bölündü.
Hepsi İrani bir karakter taşıyan Pontus, Kapadokya ve Kommagene monarşileri bu iç savaşların sürdüğü sıralarda veya hemen sonrasında doğdular. Ermenistan da başlangıcından beri İrani bir hüviyete sahipti. Ermenistan, Pontus ve Kapadokya bölgeleri Med ve Akamen istilalarından Roma işgaline dek İrani aidiyetlerini büyük ölçüde korudular.
İlk Orontes hanedanlığı Makedonyalı III. Antiochus tarafından yıkıldı (M.Ö. 200). Ama çok geçmeden Küçük Ermenistan (Dördüncü Ermenistan) olarak bilinen coğrafyada III: Antiochusun satrapı Zariadris (Zareh) tarafından Sofene olarak bilinen bir diğer Orontes kırallığı kuruldu (M.Ö. 200/190). Zariadris, ilk Orontes hanedanlığının son yöneticisi Orontes IVün yeğeniydi. Kendisinden sonra Sofene (Supa, Sufnaye) tahtına oğlu Artaşes oturdu. Adı Artok, Artaxiad, Artaşat ve Artaxerxes gibi çeşitli şekiller altında görünen Artaşes de, Makedonyalı III: Antiochusun satraplarından biriydi. Bir zaman sonra onun tarafından Büyük Ermenistan (Doğu Ermenistan, Asıl Ermenistan) valisi olarak atandığında, burada kendi adıyla bilinen Artaşes kırallığını kurdu (M.Ö. 190).
Makedonlar zamanında Ermenistan, Sofene ve Artaşes diye bilinen bu iki hanedanlık arasında bölünmüştü. Antiochus devrilince Romalılara yanaşan bu iki hanedanlık fiilen bağımsızlık kazandılar.
M.Ö. 95te Artaşesin yerine onu deviren Büyük Tigran geçti.
Ermenistan tarihlerindeki Birinci Tigran, Akamen kıralı Cyrusun çağdaşı ve müttefikiydi. Burda bahsi geçen Büyük Tigran ise, ilkinden ayırt edilmesi için İkinci Tigran olarak tanımlanır.
Asırların ayırdığı bu iki Tigranı birleştiren ortak kökenleridir.
Her ikisi de Orontes (Geli) orijinlidir.
Artaşes hanedanlığının en ünlü yöneticisi Zariadris ve Artaşesin soyundan gelen İkinci Tigrandır. Pontus kralı Mihridatın kızı ile evlidir. Bu tarihe kadar birbirlerinden bağımsız olan Sofene ve Artaşes krallıklarını birleştiren odur. Onun ordusunun okçu sınıfını Deylemilerle akraba olan Mardlar oluşturuyordu. İç Dersime bitişik eski Mardalik kantonu onların adını taşır.
Coğrafyacı Straboya göre başlangıçta küçük bir ülke olan Ermenistan Makedonyalı Antiochusun satrapları Zariadris ve oğlu Artaşes tarafından ilhaklar yoluyla genişletildi. Romalıların gelişinden hemen önce de Büyük Tigran tarafından Maximum sınırlarına vardırılıdı. Ermenistan prensliklerlerini zor yoluyla birleştiren Büyük Tigran; Dicle, Fırat ve Aras kaynaklarının yanısıra, Kapadokya, Kommagene, Ninus, Erbil, Gordya, Azerbaycan/Atropatene ve başka toprakları ilhak ederek Ermenistanı ilk kez bir dünya gücüne, bir büyük imparatorluğa dönüştürdü. Ermenistan adının içerik ve anlam kazanması, geniş bir kabul görmesi Büyük Tigran dönemine rastlar.
Ancak bu geniş toprakların birliği uzun sürmeyecekti.
M.Ö. 69/66 tarihleri dolayında Ermenistan ve çevresinde Makedonların yerini Romalılar aldı. Büyük Tigran, bu sıralarda Roma Generali Pompey tarafından devrildi.
Pompeyin Büyük Tigrandan ele geçirdiği Sofene (Dersim ve çevresi), imparator Nero döneminde yeniden ayrı bir krallığa dönüştürüldü.
Böylece Tigran zamanının impartorluk sınırları değişen dengeler sonucunda fiilen geçersizleşti. Buna rağmen Ermeni milliyetçiliğinin doğduğu 19uncu yüzyılın ikinci yarısında Tigran zamanının Büyük Ermenistanı bir Ermeni Megalo İdeasına dönüşecekti.
Bölgede hakimiyetin Makedonlardan Romalılara geçtiği tarihsel konakta Ermenistandaki başlıca oluşumlar Sophene ve Artaşes hanedanlıklarıydı.
Bunlardan Artaşes hanedanlığı (M.Ö. 200/190-M.Ö. 1) bazı araştırmalarda ilk gerçek Ermeni monarşisi olarak tanımlanır.
Sofene kırallığı (M.Ö. 200-M.Ö. 95) ise, daha çok Dersimle özdeşleşir.
İç Dersim, Makedonlar çağından itibaren Erzincan (Akilisene) ve Elazığ ile birlikte Sofene kırallığına dahildir. Sofene kırallığı ise Ermenistanın bir parçasıdır.
Dersimi Ermenistana dahil edenler ilk Sofene kıralları Zareh ve Artaşestir. Özellikle Büyük Tigran döneminden itibaren bu durum pekişir.
Böylece Dersim (Sofene), sonraki çağlarda Ermenistanın kaderini paylaşır. Ermenistanla birlikte Roma, Part, Bizans, Sasani ve Arap yönetimlerine tanıklık eder.
ERKEN DERSİMLİLER: KHAL MEM VE KHAL FERAT
Dersim gelenekleri Dersimin etnik terkibi ve etnik-kültürel kimliği hakkında bize daha açık ve net bir fikir verirler.
Dersimlilerin kendi orijinlerine ilişkin milli nitelikte iki gelenekleri vardır.
Bunlardan birine göre bütün Dersim aşiretleri Khal Mem ve Khal Ferat adlarında iki kardeşin soyundan inmedir. Diğerine göre ise tüm Dersim aşiretleri Şah Hasan ve Seyit adlarında iki kardeşin soyundan gelmedir.
Yakından irdelendiğinde bu geleneklerin farklı göç dalgalarına karşılık düştüğü görülür. Cedlerinin Khal Mem ve Khal Ferat olduğunu söyleyenler daha eski Dersim sakinleridir. Atalarının Şah Hasan ve Seyit olduğunu söyleyenler ise Dersime daha geç tarihlerde gelenlerdir.
Geleneğin kendi terminolojisinden hareketle bu iki katmana Erken Dersimliler (Mıleto Qan) ve Geç Dersimliler diyoruz. Modern Dersim camiası, bu iki katmanın sentezidir. Bunun bir çekirdeği, eti ve kabuğu vardır. Onu birarada tutan Dersim kimliği, Kızılbaş/Alevi kültürü ve Dımılki dilidir.
Erken Dersimlilerin geleneğindeki referanslar, destanların diline alışık olan bu satırların yazarına göre, yazılı tarihin Mamakanlar ve Partlar olarak bildiği kavimlerdir.
Bu tesbitin kanıtlarından biri yazılı tarihin kendisidir.
Makedonlar sonrasında Ermenistan ve Dersim Part hakimiyeti altına girdiler.
Ermenistan'da Part hakimiyeti Part Generali Surenasın M.S. 54 yılında Harranda Romalı Crassusu hezimete uğratması ile başladı.
Surenas, İran destanının Zal oğlu Rüstemidir.
Bu tarihten sonra Ermenistan tahtına Kral Tiridates diye bilinen bir Part yönetici oturdu. Sonraki Part yöneticileri Tiridatesin soyundan gelmedir.
Bunlardan bir bölümünün başkenti İç Dersimdi (Akilisene). Erken yurtları Horasan (Bahlav, Pahlav, Belh) olan bu Part yöneticileri Ermeni tarihinin babası olarak anılan Moses Khorenatsinin anlatımına göre aileleriyle birlikte İç Dersim ve çevresindeki vadilere yerleşmiş, Dersimi yurt edinmişlerdi.
Ermenistanın bu Part yöneticileri Part kıralı Dördüncü Ferat evine veya bu evin bir koluna mensuptu. Partların yaklaşık dört asır boyunca Ermenistanı yöneten bu şubesi erken cedlerinden biri olan Kam-Sarın adıyla Kamsarakanlar, bir diğer cedleri olan Arşak IIIün adıyla da Arşakuniler (Arsarunik) diye bilindiler.
Ermeni kaynakları onlara Arşakuniler veya Kamsarakanlar, Dersim sözlü geleneği ise Khal Feratlar diye referans verir.
Geleneğimizin bu yorumu tarihimizi yerli yerine oturtmak bakımından çok önemli bir diğer referans noktasıdır.
İnsanımıza doğru bir tarih bilinci vermek için tarihimizi kendi geleneğimizin diliyle anlatma yolunu tercih etmeliyiz. Yazımda ve anlatımda geleneğimizin terminolojisini eksene koymak, kendi tarih geleneğimizi oluşturmak zorundayız.
Dersim geleneğindeki Kırmanciye kavamı Çaldıran sonrasında farklı bir içerik kazanıp Kızılbaşlığın hudutlarıyla özdeşleşti. Ama bu tarihten önce sözcüğün geniş anlamında tarihi Ermenistana karşılık düşerdi. Başkalarının Ermenistan dediği topraklar Dersim geleneğinde Kırmanciye kavramıyla karşılanmıştır.
Geleneğimizin Khal Feratlar dediği Partlar, M.S. 53/54-428 tarihleri arasındaki dört asır boyunca Ermenistanı bu toprakların daha eski sakinleri olan Mamakanlarla ittifak halinde yönettiler. Ermenistan (Kırmanciye), 451-750/771 tarihleri arasında kısmen de olsa hâlâ Mamakan yönetimi altındaydı. Fiili planda yaklaşık yedi asır boyunca Ermenistanda Mamakan-Part ikilisinin belli bir ağırlığı sözkonusudur. Mamakan üstünlüğü Emeviler döneminin sonlarına kadar devam eder. Daha sonra üstünlük Abbasilerle işbirliği yapan Bagarat evine geçer.
Sadece sözlü geleneğimize yansıyan dönemleri esas alırsak, Dersim tarihinin ilk evresini yaklaşık yedi asırlık bu aşamaya yerleştirebiliriz. Dersimin Khalmem-Khalferat geleneği Mamakan-Part ikilisine, tarihimizin bu ittifak tarafından belirlenen yedi asırlık bu kesitine referanstır. Bu gelenekteki Khal Mem adı, Mamekiyeye adlarını veren Mamakanlara (Tzanlar, Saniler), Khal Ferat adı ise Partlara referanstır. Dersim ismi de Mamakanların alternatif adlarından olan Der ve Tzan (Sin) kelimelerinin bir kombinasyonudur.
Horasanda M.Ö. 247 yılında Makedon yönetimine karşı bir isyanla başlayan Part yükselişi yaklaşık beş asır sonra M.S. 224te Sasani isyanıyla son buldu. İranda yönetimi kaybeden Partlar, özellikle Ermenistanda tutundular. Ermenistan (Kırmanciye), Partların Sasanilere karşı tek ve en uzun süreli direniş üssü oldu.
Sonuçta Part-Mamakan (Khalmem-Khal-Ferat) ikilisi tarafından belirlenen dönem yerini Bizans ve Sasani üstünlüğü tarafından belirlenen yeni bir döneme bıraktı.
Ermenistanda Sasaniler dönemini (M.S.224-651) hatırlatan en somut veri Zaza adı ve varlığıdır.
Fanatik Zerdüştçü olan Sasani şahlarından dördü Hürmüz adıyla bilinirdi. Hürmüz, Ahura Mazda adının Farsça şeklidir. Ahura Mazda eski İranın süper tanrısıdır. Arta kalan Sasani şahlarının kimi Yazdgerd, birkaçı da Şapur (Şah-Puhar, Şah-Oğlu) diye bilindiler. Ermenistanda ilkin Roma, ardından Bizans ile karşıkarşıya gelen Sasani şahlarından Behram II, Dersim geleneğinin Khal Ferat Oğulları dediği Ermenistanın Part-asıllı yöneticilerini etkisizleştirmek için uğraştı. 293 yılında Roma yanlısı olarak bilinen Tiridatesi devirip Ermenistan tahtına Narses/Nerseh adında birini oturttu.
Ermenistanda Hrisiyanlığın devlet dini olarak benimsenmesi Nerseh döneminin sonlarına rastlar (301).
Hristiyanlığı Ermenistanda ilk benimseyenler ve Gregoryen Kilisesini kuranlar Arsaklar (Partlar), yani Dersim geleneğinin Kal Feratlarıdır. Gregoryenliğin kurucusu ve isim babası St. Gregory, Ermeni geleneğine göre Partların Karen ya da Suren kolundandır. Sonraları evlilik yoluyla Mamakanların (Khal Mem Oğulları) eline geçen bu kilise aynı zamanda bir Dersim kilisesisidir. 312 yılında Roma imparatorluğu da Hristiyanlığı devlet dini haline getirdi. Dersimlilerin bir bölümü Hıristiyanlığı 530larda Bizans zoruyla benimsedi.
Dersim Hristiyanlığı içindeki bir diğer ekol ise Pavlakiliktir.
Hristiyanlık ortak tercihi Khalmem-Khal Ferat grubunu Roma ve Bizans ile ittifaka yöneltirken, Zerdüştçü Sasanilerle çatışma içine soktu. 387/388de Ermenistan Roma ve Sasani devletleri arasında ikiye bölündü. Bu bölünmede dinsel-kültürel ayrılık önemli bir rol oynadı. Hıristiyanlara ibadet özgürlüğü ilk kez Sasani şahı Behram V zamanında tanındı (Behram Gor/Jur, 420-438). Böylece Sasani imparatorluğundaki Hiristiyanlar Batı kiliselerinden koparak otonom bir İran kilisesi oluşturdular. Sasani devletinde kilise örgütlenmesi işte bu sıralarda, yani 5inci yüzyılda başlamıştır.
420lerde Part (Khal Ferat) asıllı Artaşesi Ermenistan kıralı olarak atayan Behram Gor, sekiz yıl kadar sonra onun yerine bir Sasani (Zaza) valisini yerleştirince, başında St. Sahakın bulunduğu Ermenistan klerjisi ve halkı ile karşıkarşıya geldi. Biriken öfke Behram Gorun oğlu Yazdgerd II (438-457) zamanında bir isyana dönüştü.
Sasan Evine karşı ortaya çıkan bu isyana Dersim geleneğinin Khal Mem Oğullarıdediği Mamakanlardan biri, Vardan Mamikonian öncülük etti (M.S. 450/451). Ermenistanda Mamakan (Khal Mem) yönetiminin kurucusu yaşamını bu isyanda yitiren ve Ermenistan kilisesinin azizleri arasına katılan St. Vardan Mamakandır.
Mamakanlar, Tzan (Sani, Sin) adıyla bilinen halkın bir koludur. Bu halk kökende Deylemilerle bağlantılıdır. Bizans imparatoru Justinian (527-565) zamanına kadar bağımsız yaşayan Tzanlar, ilk kez Justinian zamanında, 530 yılı civarında Bizans hakimiyeti altına sokuldular. Tzanların Mamakan kolu 4üncü yüzyıl başında, Tzan adını koruyan arta kalan kesimi ise 530larda Bizans eliyle Hristiyanlığı benimsemiştir.
Tzanica (Çanestan) diye bilinen Tzan toprakları, altın ve gümüş madenleri bakımından zengindi. İspir ve Pasinlerde (Hasan Kale) altın, Gümüşhanede ise adı üzerinde gümüş madenleri vardı. Tzanica üzerinde cereyan eden Bizans-Sasani savaşlarının önemli bir nedeni bu rezervlerdi. İspir ve Pasinlerdeki altın rezervleri 530/532 ve 540 yılları arasında Sasanilerin kontrolündeydi. Yerlilerin işlettiği bu ocaklardan çıkarılan altın Sasanilere veriliyordu.
530 yılındaki Bizans-Sasani savaşı sırasında bu madenleri işleten yerliler Bizansa yanaştılar. Altın madeninin bulunduğu İspir Kalesi Bizansa teslim edildi. Bu sırada Erzurum sınırında Sasani Ermenistanı içinde bulunan Bolum (Bol) Kalesi de Bizansa bırakıldı. Bunu yapan kalenin sahibi Isaac Kamsarakandı. İsaacın Sasani birliklerini kumanda eden kardeşleri Narses ve Aratius bu sırada Ermenistanın Bizans parçasına sığındılar. Bu üç kardeş Partların Kamsarakan Evindendi. Bizans tarihçilerinin Ermeni dediği burada bahsi geçen isimler gerçekte Tzaniler ve Partlar, geleneğimizin diliyle söylersek Khalmem ve Khal Ferat evine mensup Dersimlilerdir. Ama Dersim geleneğinin Khal Mem-Khal Ferat tabakası toprakları Ermenistana dahil olduğu için kaynaklarda Ermeniolarak adlandırılır. Ermeni kimliği, orijinalde bir stok adıdır. Ermenistanı yurt edinen Geli-Deylemi, Mard, Alan, Part, Sasani ve Asuri gibi etnik öğelerin tümü Ermeni olarak tanımlanmıştır.
530ların sonlarında Bizans parçasının halkı tekrar Sasanilere yanaştı. 539 yılında başında Mamakan evinden Vasak Mamikonianın bulunduğu bir heyet Bizans parçasının halkını temsilen Sasani Şahı Nuşirvan-ı Adil ile görüştü.
Nuşirvan-ı Adil ünvanlı (Kisra/Kesri, Kisra Anuşirvan) bu Sasani şahının asıl adı Hüsrevdir. İranda komünizmi kurma girişiminde bulunan kendisinden hemen önceki Mezdekçi Sasani şahı Kavanın oğludur. Onun Arapçada Kisra şekline giren ünvanı tüm Sasani şahları için kullanılan kolektif bir ada dönüşmüştür.
Nuşirvan-ı Adille görüşenler kendilerini ona Arsaki (Eşkani, Part, Pehlevi) olarak tanıtır ve Part kıralı Arsacesin soyundan geldiklerini söylerler:
Bizim atalarımızdan son kıral Arsaces idi. Kendi tahtını gönüllü olarak Roma imparatoru Theodosiusa bıraktı, ama bunu imparator Theodosiusun ailesinden sayılmak ve vergilerden muaf tutulmak koşuluyla yaptı.
Burada adı geçen Arsaces, Roma/Bizans Ermenistanının son kıralı Arsaces IIItür (M.S. 387-390). Khorenatsinin Val-Arşak dediği Ermenistanın ilk Part yöneticisi Tiridates Iin (M.S. 53-100) soyundandır. O öldükten sonra bugünkü İç Dersimin de dahil olduğu Roma/Bizans parçası artık Roma/Bizans valilerince yönetilmeye başlanır.
Böylece onunla birlikte Sofenenin yerini dolduran Batı Ermenistan kırallığı sona erer.
Arsaces IIIün soyundan gelenler Partların Ermenistan koluna mensup olup Arşakuniler (Arsar-unik, Arsak-uni) diye bilindiler. Onların bir diğer adları ise Kamsarakanlardır. Roma Ermenistanı (Kırmanciya Dersimi) denen parçanın tarihinde ve Roma imparatorluğunun kendisinde Arap istilasına kadar önde gelen bir rol oynayan bu ev, Dersim geleneğinin Khal Ferat oğullarıdır. Bizansın Heraclianlar imparator evi (610-771) Arşakunilerle ilişkilidir. Akilisene Mamakanları ve İspir Bagratları Arsak IIIe tabi prenslikler arasındaydılar. Onun eski toprakları modern Dersimi de içeren Erzurum (Carenitis) ile örtüşüyordu. Vergilerden muaf bu topraklar Justinian zamanına kadar imparatorluk içinde politik ve askeri bir otonomiye sahip bir tür vasal devletti. Justinian ile birlikte ve 536 yılından itibaren bu toprakların otonomisine fiilen son verilip bir Bizans temasına dönüştürüldü. İmparator Justinianın bu yeni düzenlemesiyle otonominin yitirilmesi 538 yılında Bizansa karşı Arsaki prenslerin (Khal Feratların) liderlik ettiği bir Dersim direnişine sebep oldu.
Tzanicanın işgali ve bu direnişin bastırılmasını takibendir ki bahsi geçen heyet 539 yılında Sasani şahı Nuşirvan-ı Adil ile görüşüp Bizansa karşı ondan yardım istedi.
Bizansın kendilerine uyguladığı baskı ve haksızlıklardan yakınan bu heyettekiler, bu baskılara örnek olarak Nuşirvan-ı Adile Bizansın kendi komşuları olan Tzanilerin bağımsızlığına nasıl son verdiğini, onlara hangi yöntemlerle boyun eğdirdiğini anlatmıştır. Burada Tzaniler diye referans verilenler Mamakanlar diye de bilinen Dersim geleneğinin Khal Mem oğullarıdır.
M.S. 900 yılında yazan Ermeni tarihçisi Thomas Artsruni, Tzanlardan Mamakanların Chen kolu diye bahseder. Nicolas Adontza göre ise doğru olan bunun tam tersidir. Yani gerçekte Mamakanlar, Chen (Tzan, Çan, Sin, Çin) orijinlidir. Nitekim Mamakanların kendi orijinlerine ilişkin Mamik-Konak geleneği de bunu söylemektedir.
Dersim ve Dersimliler adı Tzanlardan kalmadır.
Dersim geleneğinin Khal Mem-Khal Ferat tabakasını temsil eden bu heyetin önerisi üzerinedir ki, 539/540 yılında Nuşirvan-ı Adilin Sasani ordusu Ermenistanın Bizans parçasını işgal eder.
Sasanilerin Dersim ve çevresinde hakimiyet kurması işte 530-539 yılları arasındaki bu kritik dönemece, Sasani şahı Mezdekçi Kava ile onun oğlu Nuşirvan-ı Adilin yönetim dönemlerine rastlar.
530lu bu yıllar Dersimin eski halk tabakasının tarihi ve kimliği bakımından anahtar nitelikte verilerle doludur.
Sasani imparatorluğu Arap/İslam istilasında yıkıldı. Araplar ile Sasaniler arasındaki üç büyük muharebe Kadisiye (636), Sasani başkenti Ctesiphon (637) ve Nihavand (641/2) kentlerinde yeraldılar. Son Sasani şahı Yazdgerd IInin 651 yılında yakalanıp öldürülmesi Sasanilerin sonu oldu.
Bu tarihten sonra Ermenistanda Arap hakimiyeti kuruldu. Pek çok yere Arap kolonileri yerleştirildi.
PAVLAKİLER VE DERSİM
7. yüzyıldan 11. yüzyıla, başka deyişle Arap/İslam istilasından Selçuk istilasına kadar, Dersim-Alevi tarihi bakımından en dikkate değer olgu Pavlaki hareketidir.
Ortaçağ Dersim ve Alevi tarihi bir bakıma Pavlakilerle başlar.
Bu hareketle yakın kontağa giren Araplar onların adını El-Bailikani (El-Bayalika) şeklinde kayda geçtiler. Haçlılar ise, Suriye ve diğer yerlerde bizzat karşılaştıkları Pavlakilerin adını Publicani şeklinde bozdular.
Bal/Balan sözcüğüyle ilişkili görünen bir addır bu.
Pavlakiler, Roma ve Bizans yönetimleri tarafından Manesin görüşlerini paylaşmakla suçlandılar. Manesçilik, İran orijinli bir akımdı. Daha doğar doğmaz Sasani ve Roma imparatorluklarında, özellikle belirgin bir İrani karakter taşıyan Ermenistan, Pontus ve Kapadokya gibi bölgelerde büyük bir güce dönüşmüştü. Öyle ki Roma imparatorları Manesçilere karşı fermanlar yayınlamak zorunda kaldılar. Ermenistanda ve Bizansta Hıristiyanlığın devlet dini olarak benimsenmesi Manesçi akımın bu ülkelerde gelişip güçlendiği bir dönemi izledi. Böylece 3. yüzyılda Manesin başlattığı bu yeni din 4. yüzyılda Hrıstiyanlıkla karşı karşıya geldi. Hristiyanlığı resmi din olarak üstlenen Bizans, Manesçiliğe karşı mücadelede ondan yararlandı.
Aslında Manesçilik de kendi çağının kimi kaynakları tarafından Hristiyanlık içinde bir öğreti olarak görüldü. Ama Bizans yönetiminin kendi menfaatlerine göre bir kalıba döktüğü resmi Hristiyanlık Manesçiliği büyük bir tehdit ve düşman olarak göstermişti.
Manesin öğretisi sonraki asırlarda İranda Mezdekilik, Dersim, Ermenistan ve Bizansta ise Pavlakilik adını aldı. Pavlakiler de Bizans yönetimi ve kilisesi tarafından tehlikeli dinsel muhalifler olarak görülmüş, döne döne tedip, tenkil ve tehcir edilmişlerdir.
Pavlakilerin kendilerine göre bu hareketin gerçek kurucusu Constantine Mananalıdır. Mananalı, modern Mamekiye (İç Dersim)nin Ermeni kaynaklarındaki adıdır. Başka deyişle Pavlaki hareketinin gerçek başlatıcısı bir Dersimlidir. Yedinci yüzyılda yaşadığı ve sonraları Silvanus adını aldığı söylenir. Arap/İslam istilası sıralarında veya hemen sonrasında Ermenistan, Kapadokya ve Pontus eksenli bir faaliyet yürütür. Karargâh olarak Pontusa dahil Colonia (Koyulhisar, Konak, Kara Hisar) çevresini seçer. Bölgenin eski Manesçileri onun etrafında toplanır. İstilacı Araplar Bizansa karşı mücadelesinden dolayı Silvanusun faaliyetlerine tolerans gösterirler. Bizans ise Manesin görüşlerini paylaşmakla suçlar onu.
Öğretisini bir tür Hristiyanlık gibi tanıtan ve erken Hıristiyanlığın ilkelerine dönüşü savunan Silvanus, Colonia ve çevresine yönelik bir Bizans (Yunan) kırımında öldürüldü.
830-840lı yıllarda patlak veren Pavlaki isyanı Yunan kırımlarına bir tepkiydi.
Bu isyanın lideri Carbeas (Karbeas), anti-Hıristiyan bir güç olarak gördüğü Bizansı tanımadığını ilan ederek binlerce yandaşıyla birlikte Malatyanın Abbasi Generali Omara sığınmış (845/846) ve Bizansa karşı direnişinde onunla ittifak etmek zorunda kalmıştır. Karbeas ile yakın bir dostluk kurup onu zamanın Abbasi Halifesi ile tanıştırdığı söylenen Malatya Emiri Omar (ölm. 863/864), Battalname, Danişmendname, Saltukname ve Veli Baba gibi menakıbların hepsinde adı geçen bir figürdür. Saltuklu Emir Ali, Saltukname tarafından Malatya Emiri Omarın neslinden biri olarak tanıtılır.
Arguvan (Akçadağ-Doğanşehir), Divriği (Tephrike, Daranali) ve Amara (Emerli) gibi Pavlaki şehirleri, Emir Omarın desteğiyle Karbeas tarafından kuruldular. Dersimin yalnızca burda adı geçen kentleri değil, Mananalı olarak bilinen Doğu Dersim de Pavlakilerin en önemli üsleri arasındaydı.
Abbasi imparatorluğunda Hürremi/Babek isyanlarının sürdüğü sıralarda Pavlakilerin Tondrakiler adıyla bilinen bir kolu anılır. Ermeni kaynakları Tondrakiler ile Ezdiler arasında bir ayniyet kurar.
Malatyadan Tarsusa (Antakya) kadarki Bizans-Arap sınır şeridi Pavlaki yoğun bir eyaletti. 830lardan 870lere kadar Pavlakiler Arapaların Avasım dediği bu koridorda bir tür otonom devlet gibiydi. Burada Araplarla kontağa girmeleri Emevi-Bizans savaşları kadar geriye dayanıyor olmalı. Abbasiler döneminde Dersimliler, bu koridorda yeralan sınır savaşlarına katılmışlardır.
Bizansa sığınan Hürremi liderlerin Hristiyan adlar aldıkları bilinmektedir. O çağda yaygın bir pratiktir bu. Bizansa karşı savaşımın sembolü haline gelen Battal Gazi de, çok büyük olasılıkla Pavlaki liderler Karbeas ve Chrysocheirden biridir. Abbasilerle ittifakları sürecinde adete uyup İslami bir ad almaları mümkündür.
Nitekim Tunceli Üzerine Coğrafi Görüşler (1942/1943) başlıklı makalenin yazarı Prof. Besim Darkot, Dersimde Pavlikanların torunları bulunduğuna işaret ettikten sonra, 871 yılında bugünkü Ankarayı Bizansın elinden alan Pavlaki lider Chrysocheirin yeni bulunan bir belgede Kürşar isimli bir Müslüman olarak tanıtıldığını yazmaktadır:
Son yıllarda bulunan eski bir vesika, Bizans tarihinde Chrysocheir adiyle yadedilen Ankara fatihini Kürşahr isimli bir Müslüman olarak gösteriyor.
Chrysocheir (Kürşar), Karbeastan sonraki Pavlaki liderdir. Bizansın kalbine dek uzanan seferleriyle ünlüdür. Yaşamını 872-875 aralığındaki bir tarihte Bizans ile savaşlarda yitirmiştir.
Battal Gazi; Karbeas ve Kürşar ikilisinden biri olmalıdır.
Bu ikilinin Ankara ve Eskişehirdeki mezarları asırlardan beri Aleviler için birer ziyaret makamıdır.
Liderleri Kirşarın öldürülmesinden sonra Pavlakilerin gücü hayli kırılırsa da direnişleri sürer. 932-962 yılları arasında Bizansa karşı mücadeleyi bu kez Kuzey Suriye (Halep)deki Nuseyriler (Hamdaniler) ile ittifak halinde yürütürler.
Dersimliler bu sırada karşılıklı evlilikler yaptıkları Nuseyrilerle çok yakın bir ilişki içindedirler.
970lerin başlarında Dersim kökenli (Çemişgezekli) Bizans imparatoru John Zimisces, çok büyük bir Pavlaki nüfusu Dersimden sürgün edip Trakyaya iskan ettirdi. Anna Comnena The Alexiad adlı kitabında bu Pavlaki kolonilerden sözeder. Kimi kaynaklara göre bu sürgünün asıl nedeni onların Abbasiler ve Nuseyrilerle ittifakının oluşturduğu tehditti.
750lerde başlayıp 9. ve 10. yüzyıllarda devam eden kitlesel Pavlaki tehciri İstanbul ve Trakyada bir Pavlaki yoğunlaşmasına sebep oldu. 10. yüzyılda başta Bulgaristan olmak üzere Balkanlarda Bogomilizm adı altında Pavlakilik adeta yeniden dirildi.
Böylece Pavlaki görüşler ilkin Bizansa ve Balkanlara, oradan da Avrupanın diğer ülkelerine taşındılar.
14üncü yüzyılda Pavlakilik Bulgaristan, Arnavutluk, Sırbistan, Dalmatya, Hırvatistan, Bosna-Hersek ve çevresinde henüz canlıydı. Sonraları İslamlaştırılan Bosna kilisesi Osmanlı hakimiyetinin başlarında Pavlaki (Bogomil) bir kimliğe sahipti. Gibon, 18inci yüzyıl sonlarında bile Trakyada Yunan ve Osmanlı baskısı altında tutulan bir Pavlaki kolonisinin varlığından sözeder.
İlk Kızılbaş ocaklarının Bizansın Doğu sınırı üzerinde, Pavlakilerin üstlendiği bölgelerde bulunması bir tesadüf değildir. Bizans-Arap sınırındaki savaşlar ve seferlerle sıkıca ilişkili oldukları anlaşılan bu ocaklar Pavlaki kökenli olmalıdır.
Dersimin eski halk tabakasıyla ilişkili olan Pavlakilerin nüfuz sahası, sonraları Babailiğin ortaya çıktığı aynı bölgedir.
Pavlakiler, Babailerin öncelleridir.
GEÇ DERSİMLİLER: ŞAH HASAN VE SEYİT
Sözlü gelenekten hareketle Khal Mem-Khal Ferat (Mamakan-Part) grubunu Erken Dersimliler olarak adlandırırsak, bir bölümü ilk kez 10./11. yüzyılda görünür hale gelen Şah Hasan-Seydan grubu da Geç Dersimliler olarak tanımlanabilir.
Dersim geleneğinin "Şah Hasananlılar" ve "Seydanlılar" dedikleri Dersime daha geç dönemlerde gelenlerdir.
Onlara Geç Dersimliler dememiz bundandır.
Saltuklular, Babailer, Akkoyunlular ve Safeviler bu gruba dahildir.
Geç Dersimlilerin öyküsü 10. yüzyılda başlar.
10'uncu yüzyılda Deylem ve Gilan taştı.
Irak ve İran Büveyhiler adıyla bilinen Alevi Deylemilerin yönetimi altına girdi. Onların egemenliği altında Abbasi imparatorluğu topraklarında Gilan ve Deylem orijinli muhtelif hanedanlıklar oluştu.
Bu Deylemi yayılması Selçuk istilası öncesinde Kafkasya, Van Gölü ve Musul üzerinden Ermenistana varmıştı (1021). Bir süre sonra Selçuk akınları ile paralel şekilde, Selçuklularla hem çatışma hem de ittifak içinde gelişti.
İlk kez bu Deylemi ve Selçuk akınları sırasında ve Malazgirt Savaşında Kureyş, Saltuk, ve Mengücek (Dersim geleneğinde Seyit Mencek, Ağuçan) gibi adları duyarız.
Bu adlarla ilişkili ocakların ve aşiretlerin gelişi hakkında bir fikir verir bu.
Malazgirtte Bizans savunmasının çökmesi ile birlikte Ermenistan istila edildi.
Dersim ve çevresinde Çubuk, Artuk, Saltuk ve Mengücekin adlarıyla bilinen beylikler ortaya çıktı.
Çubukoğullarının başkentleri Harput ve Çemişgezekti. Bizanstan ele geçirilen Bingöl, Palu, Genç, Eğin, Arapkir, Malatya ve Adıyaman kaleleri de bu beyliğe dahildi. Bazı kaynaklarda Dersim Beyliği, bir bölümünde ise Khanzit olarak tanımlanan bu emirlik Çubukoğullarından sonra Artukluların (Balak ve Sukmanın) yönetimi altına girdi.
11inci yüzyılda Dersim ve çevresinde karşılaştığımız emirliklerden biri de Mengüceklerdir. Başkentleri Erzincan olan Mengüceklerin Kemah (Erzincan) ve Divriği olmak üzere iki dalından sözedilir. Kuzey Dersim ve Divriği, Karahisar (Colonia), Gümüşhane ve Giresun bu beyliğe dahildi. Mengüceklerin Kemah koluna Selçuklular, Divriği koluna ise Moğollar son verdi.
Dersimin Pülümür, Nazımiye ve Kiğı tarafları 1071 sonrasında Saltukluların nüfuzu altındadır. Sonraları Selçuk baskısı altında merkezlerini Erzurum'dan Çemişgezeke taşıyan Saltuklular, burada Çemişgezek Krallığını kurdular.
13. ve 16. yüzyıllar arasında Dersim coğrafyasında Çemişgezek Krallığı vardır. Şerefnamenin kaydına göre bu krallık 32 kale 16 nahiyeden oluşuyordu.
Bu beyliğe dahil yerleşmeler arasında bugün Erzurum (Mıcıngerd), Harput ve Malatyaya bağlı yerleşmeler de vardı.
11. ve 16. yüzyıllar arasındaki Dersim sınırları, Dersim Beyliği ile Çemişgezek Kırallığının hudutlarıdır. 1938 soykırımından hemen önceki Dersim sınırları ise Tunceli Kanununda bu kanunun geçerlilik sahası olarak, başka deyişle Kızılbaşlığın hudutları olarak tarif edilmiştir.
1243 sonrasında Ermenistan Moğol egemenliği altınadır.
Ardından Timuriler (1370-1405), Kara Koyunlular (1375-1468) ve Ak Koyunlular (1401/2 sonrası) görünür.
İlkin Erciş ve Diyarbakır çevresinde Moğol imparatorluğu dağıldıktan sonra beliren Karakoyunlular ve Akkoyunlular iki rakip ve göçebe aşiret federasyonudur. Berani ve Bayındır adlarıyla bilinen yönetici evleri Mamakan-Part (Khalmem-Khal Ferat) orijinlidir. Karakoyunluların en ünlü yöneticileri Kara Yusuf ve Cihan Şah, Akkoyunluların ise Kara Osman ve Uzun Hasandır. Karakoyunlular Deylemilerle akraba olan Goranların dini Ehl-i Hakkı benimserken, Akkoyunlular en ünlü yöneticileri Uzun Hasan zamanında Safeviler (Kızılbaşlar) ile ittifaka girmiştir.
Geç Dersim geleneklerinde Karakoyunlulara Miya Qerê, Akkoyunlulara Miya Qewrê, Safevilere ise Yesevi diye referans verilir.
Geç Dersimlilerin kendi orijinlerine ilişkin geleneğinde eksendeki adlar Şeyh Ahmet Dede, Şeyh Hasan ve Seyittir. Bu geleneğinin bir versiyonuna göre, bu gruptaki Dersim aşiretleri cedleri Ahmet Dede ile birlikte 13üncü yüzyılın ilk çeyreğinde (1225) Moğolların önünden Bağdata, buradan da Karaman/Kırman Eyaletinin başkenti Konyaya gelip Alaeddin Kaykubata sığınmışlardır. Şeyh Ahmet Dede, burada Alaaddin Keykubatın akrabası Gevher Sultan ile evlenmiş ve beraberindeki aşiretlerle birlikte Malatyada Hasan Dede köyüne yerleştirilmiştir. Yavuz Selimin Kızılbaş kırımı sırasında (1514), Şeyh Ahmetin çocukları Seyit ve Hasan, Malatyayı terkedip Dersim dağlarına iltica etmek zorunda kalmışlardır.
Burada bahsi geçen aşiretlerin bir bölümünün Dersime 10./11. yüzyıl kadar erken bir tarihten itibaren yerleştikleri kesindir. Buna rağmen bu gelenekte gerçek payı büyüktür.
Rum Selçuk devletindeki iktidar mücadeleleri, Babai isyanı ve sonrasındaki gelişmeler bilinmeden bu geleneğin içerdiği gerçek, Geç Dersimlilerin Alevi tarihindeki merkezi yeri ve rolü anlaşılamaz kalır.
Tarihin Babailer dedikleri Dersimli Babalardır.
Bunlardan ikisi Mahmut Hayrani (Kureyş, Haci Bektaş?, ölm. 1268/1269) ve Sarı Saltıktır. Babai isyanına (1239-40) öncülük edenler onlardır. 1261 ve 1277 Karaman isyanları Babai ayaklanmaları serisinin devamıdır.
Babai olayları ve sonrası bilinmezse Geç Dersimlilerin öyküsü yarım kalır.
1243 Kösedağ bozgunundan itibaren Rum Selçuk Devleti Moğolların hakimiyeti altındadır. 1254-1261 yılları arasında Babai sempatizanı II. İzzeddin Keykavus ile Moğol yanlısı kardeşi IV. Kılıç Arslan arasında Selçuk tahtı üzerinde bir iç savaş vardır.
1255te ordusuyla Anadoluya gelen Baycu Noyan, Selçuk yöneticilerinden kışlayacak yer ister. Bu olay yönetici sınıfı ikiye böler. Bir kısmı direnmeyi önerirken, geri kalanı buna karşı çıkar. Direnişten yana olan kesimde Rum asıllı öğe (daha eski yerleşikler), öteki tarafta ise İran orijinli yöneticiler ağırlıktadır. Direniş yanlısı kesimin taht adayı Babailerle işbirliği içindeki II. İzzeddin Keykavus, öteki tarafın tercihi ise onun kardeşi IV. Kılıç Arslandır. Böylece bu iki kardeş arasında taht üzerinde uzun süren bir iç savaş yaşanır. 1256da İzzeddin Keykavus Aksarayda Moğol ordusuna yenilir. Ardından Bizans topraklarına sığınır. 1257de Bizanstan aldığı takviye kuvvetler ile tekrar Konyaya dönüp tahtı kardeşinden geri alır. Çok geçmeden kardeşi Kılıç Arslan Hülagunun yolladığı birliklerin desteğiyle ülkenin yarısında kontrolü ele geçirir. Böylece Selçuk devleti iki kardeş arasında bölünür. Keykavusun başkenti Konya, Kılıç Arslanınki ise Tokattır. Bir aralık (1260) iki kardeş uzlaştırılıp yönetim birleştirilir.
Ama uzun sürmez bu. Keykavusun Moğollar'a (İlhaniler) vergi ödemeyişi Alıncak Noyanın 1261de Konya üzerine yürümesine sebep olur.
Moğol kumandan Alıncak Noyan, kendisine kışlak olarak Hacı Bektaş tekkesinin bulunduğu Karahöyük köyünü seçer. Karahöyük, bu tarihlerde Kırşehire değil, Babai önderleri Sarı Saltık ve Mahmut Hayrani'nin yaşadıkları Akşehire dahildir. 1261de Hacı Bektaş Tekkesinin bulunduğu Karahöyükün Moğol kuvvetleri tarafından kışlak seçilerek işgal edilmesi, Babailerin Selçuk devletindeki iç savaşta II. Keykavusu desteklemeleri ile ilişkilidir. Keykavus, Sarı Saltıka Selçuklu tahtına geçmesini dahi teklif etmiş, ama bu teklifi Saltukun kendisi tarafından reddedilmiştir.
Moğolların gelişi üzerine Sarı Saltık (ölm. 1296/1300), 30-40 kadar aşiretten bileşen geniş bir yandaş kitlesinin başında Bizansa sığınmak zorunda kalır. Bu aşiretlerin pek çoğu Dersimlidir. Dersim aşiretlerinin Karaman eyaleti de dahil Anadolu ve Balkanlar sathında genişçe yayıldıkları Osmanlı arşiv kayıtlarında belgelenmiştir. Bu yayılışın ardında 8.-10. yüzyıllar arasındaki Pavlaki sürgünleri ile 1261de ilkin Bizansa, oradan da Rumeli (Dobruca) ve Kırıma dek uzanan büyük Babai göçü vardır.
Bu sırada Bizansa sığınan Dersim aşiretleri ilkin Babai olaylarına, daha sonra da bir Babai sempatizanı olan II. İzzeddin Keykavustan yana 1254-1261 yılları arasında iç savaşlara katılmışlardır. Birinci Alaeddin Keykubatın oğlu olan II. Keykavus (1238-1278)un ordusu esas olarak bahsi geçen Dersim aşiretlerinden oluşmaktadır.
İran asıllı tarihçi İbn-i Bibinin 1281de bitirdiği Rum Selçukluları Tarihi (Selçuk-Name, Oğuzname) adlı Farsça esere 15. yüzyılda Yazıcıoğlu Ali, 16. yüzyıl sonlarında ise Seyit Lokman tarafından yapılan ekler burada söylenenleri doğrularlar.
Bu ek kısımlarda Sarı Saltık, İzzettin Keykavus ve yandaşlarının Bizansa sığınma olayı, bunların Dobrucaya yerleştirilişi ve bu göçmenlerin sonraları Sarı Saltıkın halifelerinden Halil Ece liderliğinde Gelibolu (Çanakkale) yoluyla geri döndüklerini söyleyen Karesi sözlü geleneği anlatılmaktadır.
14. yüzyılda (1308-1311 ve sonrasında) yeralan bu geri dönüşün anıları bazı Dersim aşiretlerinin (Balaban, vd) geleneklerinde hâlâ yaşamaktadır.
Osmanlıların Avrupa macerası bu geri dönüşlerden bir kuşak kadar sonraya rastlar. Osmanlı sultanı Orhanın oğlu Şehzade Süleymana Gelibolunun karşıya nasıl geçileceğini gösteren Babailerle ilişkili Karesili Alevi liderlerdir. Bunlardan biri Sarı Saltıkın halifesi Ece Beydir. Bir diğeri yine bir Dersimli olan Seyit Ali (Kızıl Deli)dir. Bu olay Veli Baba Menakıbında anlatılmaktadır. Tamda bu nedenledir ki, Osmanlı tarihinde yaşlı ve yorgun eski savaşçıları temsil eden bir Ece Bey (Halil Ece, Yakup Ece) efsanesi görünür. Evrenos adı da bu türdendir. İlk Osmanlı padişahlarının kendi fetihlerinde tecrübeli Alevi liderlerinden ve aşiretlerinden yararlandıkları açıktır. Karamanlı Kara Rüstem ve diğer isimlere bakıldığında Yeniçeri Ocağının kuruluşunda da benzer bir yararlanma olduğu görülür. Yavuz Selime kadarki erken Osmanlı padişahlarının Alevi veya Bektaşi görünmeleri sebepsiz değildir.
Babai isyanından sonraki en büyük Kızılbaş isyanının önderi ünlü Şeyh Bedrettin (1358-1416) Rumeline yerleşen Babailerin soyundan gelmedir. Geri dönmeyip Dobrucada kalan Babai sığınmacılar Paul Wittekin de işaret ettiği gibi Bedreddin hareketinin içindedir. Bu harekette ideolojik ve politik bakımdan en önemli rolü oynayanlar Babai sığınmacılardır.
Bu kısa özet, Geç Dersimlilerin ve Alevilerin Babai olayından Çaldırana kadarki tarihine hayli ışık tutmaktadır.
Osmanlı kayıtlarında Dersimliler kolektif adıyla referans verilen aşiretlerimizin Balkanlar ve Anadolu sathında genişçe dağılmış olmaları bu dönemin olaylarıyla bağlantılıdır.
Dersim ve Kızılbaş aşiretlerinin erken Osmanlılarla ilişkileri bu dönemde saklıdır.
Bu ilişkiler Osmanlıların orijini ve erken tarihlerini yeniden tartıştıracak kadar önemlidir.
Kızılbaşlığın Küçük Asya ve Balkanlar sathındaki yayılmasında Geç Dersimlilerin öncü bir rol oynadıkları yeterince açıktır.
Belirtmek gerekir ki Geç Dersimlilerin hepsi Dersim içine bir defada ve hep birlikte gelmediler. Tümü bir ve aynı göçe ait değildirler. Bunlar 10uncu ve 16ıncı yüzyıllar arasında yeralan farklı göç dalgalarına aittirler. Başka deyişle, uzunca bir sürece yayılan gelişler sözkonusudur.
Bu gelişlerin hemen tümü Şeyh Ahmetin oğulları olarak tanıtılan Şeyh Hasan-Seyit geleneneğinde tekleştirilerek anlatılmaktadır. Bu tekleştirme yüzünden kronoloji ve isimler karışmaktadır.
Ayrıntıları çalışılınca bu gelenekte gerçekte en az iki Şeyh Ahmet, iki Şeyh Hasan ve iki adet de Seyitten sözedildiği anlaşılmaktadır.
Hasan ve Seyit kardeşlerin babaları olarak anılan Şeyh Ahmetten bazen Ahmet Yesevi, bazen de Ahmet Basri olarak sözedilir. Bu satırların yazarına göre, gelenekteki Ahmet Yesevi adı, Erdebil Ocağından birine, büyük olasılıkla Kızılbaşlığın kurucusu olarak bilinen Şah Haydara, bir ihtimal babası Şah Cüneyte karşılık düşmektedir. Ahmet Basri adı ise Basra doğumlu olduğu için Basri nisbesiyle de anılan Rıfai tarikatının kurucusu Büyük Ahmet Rıfai (1118-1182) ve Karaca Ahmete (Küçük Ahmet Rıfai) referanstır. Kendi çağının Kureyşi olan Mahmut Hayraninin adı sandukası üzerinde Mahmut el-Rıfai olarak kayd edilmiştir. Kureyşanlılar, Ukayliler (Ukayli önderi Kureyş) ve Rıfailerle ilşkili görünürler. Geç Dersim geleneğindeki Şeyh Hasan adları, Akkoyunlu Uzun Hasan (1425-1478) ile Çemişgezek Emiri Saltuklu Şah Hasana (1514-1543/4), Seyit adları da Seyit Ali (Derviş Gewr, belki Kızıl Deli) ile kendisinden Khalemamsor (Kırmızı Elbiseli, Bava Sur, Bamasur) diye sözedilen Şah Haydar Safeviye referans olmalıdırlar. Asıl adının Şah Haydar olduğu söylenen Düzgün Baba, Safevi Şah Haydar veya bir yakınıdır. Kızılbaş geleneğinin Pir Sultanı da büyük olasılıkla Safevi Şah Haydardır.
Dersim geleneğinde Zaza kökenli oldukları söylenen Suran, Ciban, Yusufan ve Çarekan aşiretleri de kronolojik bakış açısından Geç Dersimlilere dahil edilebilir.
Zaza adı, Sasanilerle ilişkili görünür. Partlar, Sasan Evi (Sasaniler) tarafından devrilmişti. Bizans tarihçileri Sasanileri iktidara getiren bu harekete Magiler adıyla bilinen Zerdüşt din adamları sınıfının öncülük ettiğini kayddederler.
Modern Dersimliler; Eski Dersimliler ve Geç Dersimliler olarak tanımladığımız katmanların bir sentezidirler.
Onların tarihi de bu iki tabakanın ortak tarihidir.
Kaynak:
http://www.desmalasure.de
© By Seyfi Cengiz
(devam edecek)
ZONÊ MA ZONÊ XIZIRO
THONÊ MA THONÊ XIZIRO
RAA MA RAA XIZIRA