ölümsüz insan : Türkan Saylan
“Bütün randevularımı tamamladım, tüm görevlerimi yaptım artık ölüme hazırım.” diyebilmek ve bu iç huzuru ile ölümle kucaklaşmak, acaba dünyada kaç ölümlüye nasip olabilir ki?...
İnsanoğlu çağlar boyu hep ölümsüzlüğü aradı. Fakat Yunus Emre gibiler onu gene insanın özünde buldular ve “her ne arar isen kendinde ara” diyerek, gerçek ölümsüzlüğün kaynağını tarif ettiler.
Gerçek ölümsüzlük ise, insanın kendini keşfetmesi ve ondan alınacak verimin alınabilmesi ile ona verilen bir ödül gibi orada bizleri bekliyor. Ama,onu kaç kişi idrak edip,ona kaç kişi ulaşabiliyor ki?...
O ödülün orada olduğunu bilmek.
Asıl sorun burada…
Yani insanın içine ne yerleştirilmişse önce onu keşfetmek. Ama bu keşif Amerika’yı, Yerin yedi kat altını, yedi kat üstünü keşfetmekten daha zor…
Ama imkânsız değil.
Dünyanın karşısında dik durabilmek ve her olayın çözümü için milyonlarca yıldır birikmiş temel insani değerlerin kılavuzluğunda hareket etmek ve bunlar için savaşmak bu keşif için vazgeçilmez ön koşuldur.
Ölümlü dünyada doymayan bir göz, gemlenemeyen bir hırs, azgın bir hükmetme duygusu insanoğlunu eşref-i mahlûkat yerine, hayvanların en alt kategorisine indirebiliyor.
Çünkü öyle olaylar ve onu gerçekleştiren öyle insanlar veya topluluklar görüyoruz ki, dünyanın en vahşi yaratıkları onların yanında melek kalırlar.
Türkân Saylan kendisini keşfetmiş, içindeki cevheri harekete geçirebilmiş ve toplumlara verebileceği ne varsa tamamını verebilmiş bir insan olarak, sadece yaşamın bir evresinden ayrılarak burada kalanlara veda etti.
Hem de ne veda…
“Bütün randevularımı tamamladım” diyebilerek…
Belki de, bugüne kadar yaptıklarının en öğreticisi ve bizler için ders niteliği taşıyan tavırların en kalıcısı buydu…
Randevularınızı ciddiye alın,
İnsanlığa borcunuzu ciddiye alın,
İnsanı ciddiye alın ve hizmet etmeyi murat edin diyerek…
Bahsedilen randevu, tüm insani değerlerin toplamı ile sözleşilen bir randevu değil mi?
Bu sözleşmeyi bize birileri zorla imza ettiremez. O sözleşme gönüllü bir sözleşmedir ve aramayı bilmek aracılığı ile yapılabilecek bir akit olarak bizlerin randevusunu beklemektedir.
Kaçımız biliyor ki, onun orada durduğunu?
Bir el uzatımı mesafede yakın, başka galaksiler kadar uzak…
Bilene yakın, arayana yakın, bilmeyene uzak…
Saylan gibileri zaten bizlerin aciz satırlarına sığamaz. Ama kalem erbabının da bu türden insanlar karşı olan görevinin ifası için kalemini sağmalı. Sütün ağırlığına okuyan karar verir.
Güle güle büyük anne…
Sana çeteci muamelesi yapanları bağışlayan ve balkondan itidal öneren görüntülerin bu ülkenin halkının kahir çoğunluğunun kafasına kazıldı.
Müsterih ol. Çağdaş yaşam için verdiğin kavga boşuna gitmemiş ve gitmeyecektir.
Güle güle, Allah seni yanına almıştır bile.
Sen ölümsüzlüğe ulaşanlarda oldun.
Ölüm senin için sade bir ayrıntı artık.
Yaşıyorsun hem de adam gibi…
saygılar..
Mustafa Coşkun
'' CESARETİN BİTTİĞİ YERDE ESARET BAŞLAR ! ''