Gel gör ne halde Ehl-i Beyt\'in...
İslam; Arap yarım adasına inmeden yeni doğan kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerdi. Kadınları pazarlarda bir eşya gibi satarlardı. İşte böyle bir dönemde Cenab-ı Allah ümmetini uyarsın diye bir elçi gönderdi. Bu elçinin adı Muhammed Mustafa idi. Hakk’ın kelamını ev halkına yani Hz. Hatice ve amcasının oğlu Hz. Ali’ye ilk başta söyler. Bu iki kutlu insan hiç tereddüt etmeden Hz. Peygamber’in dediklerine iman ettiler. Kısa sürede ev ev oturup Hakk’ın ayetlerini okurlardı. Artık evlerin dışına çıkma zamanı gelmişti, La ilahe illallah sesleri yükselmeye başlamıştı. O zamanın önde gelenleri başta Ebu Süfyan ailesi Peygamber’in dediklerinin yalan olduğunu “Bizim putlarımız var, biz görmediğimiz bir tanrıya inanmayız” dediler. Hz. Muhammed’e bu söylemlerinden vazgeçmesini söylediler. Her geçen gün İslamiyet; yeryüzüne yayılıyordu. Bunu gören Mekke önde gelenleri Hz. Peygamber’in öldürülmesi için karar alırlar. Evine geceleyin baskın yaparlar, yatakta yatanı tam kılıç darbesiyle katledecekken yorganı çekerler, yatakta yatan Hz. Ali’dir. O müşrikler şaşırırlar, bu nasıl sevgi bile bile ölümü beklemek, o zalimler bunu anlayamazlardı. Hz. Peygamber Medine’ye geldiğinde büyük sevgi gösterisiyle karşılanır. Bedir ve Uhud savaşları arkasında Hendek savaşı, Hayber savaşı ve Hudeybiye antlaşması. Bu savaşlardan İslam, güçlenerek çıkmıştı. Mekke müşrikleri de bizde İslam olduk dediler. Hucurad suresi ayet 14. Bedeviler, “Biz İslam olduk” dediler. De ki; “Siz iman etmediniz. Ancak Müslüman olduk” deyin. Ebu Süfyan ve çevresinin ayetin bize bildirdiği gibi İslam olmadığı, Müslüman olduğudur. Hz. Peygamber’imiz vefat ettiğinde cenaze hizmetlerini Hz. Ali yerine getirmiştir. Cenaze namazına sadece ev halkı, yani Ehl-i Beyt’i katılır. Diğer muhterem zatlar, İslam başsız kalmasın diye, Peygamber’in naşı toprağa verilmeden Ebu Bekir’i halife seçerler. Derler ki; “Peygamber’in cenazesini çıkartıp namazını kılalım”. Hz. Ali buna kesinlikle müsaade etmeyeceğini söyler. Peygamber ailesine zulüm, bundan sonra iyice artar. Peygamber’in mallarını Hz. Fatma’ya Peygamber’lerin malı olmazmış diye vermezler.
Felek Hurmalığı’na el konulur. Hz. Fatma buna şiddetle “Babamın malını nasıl bana vermezsiniz” diye karşı çıkar. Peygamber’in vefatından kısa bir süre sonra (6 veya 7 ay kadar) Hz. Fatma hamileyken bir zalim kapıyı çalar, Hz. Fatma açmaz; o zalim kapıyı zorlar ve kapı Hz. Fatma’nın üzerine düşer. Hz. Fatma’nın kaburgaları kırılır ve çocuğuyla beraber şehit olur. Ömer ve Osman dönemleri de böyle geçer. Peygamber efendimizin; “Ali’yi seven beni sever, beni seven Allah’ı sever; Ali’yi üzen beni üzer, beni üzen Allah’ı üzer. Harun, Musa’ya ne mesafedeyse Ali’de o mesafededir.”sözlerini hiçe saydılar. Hz. Ali zorlu bir dönemde halifeydi. Hz. Ali yeni valiler atar, fakat bu valiler, görev yerlerine gittiklerinde bin bir zorluklarla karşılaşırlar. Bir taraftan Muaviye Şam’da ayaklanır, diğer tarafta başka gruplar ayaklanır. Cemel Savaşı başlar.(deve savaşı

Ayşe savaşa deveyle katıldığından bu adı almıştır. Ayşe ve tarafları yenilirler. Tarafları kimlerdi?
Sıffın savaşı başlar, büyük bir çarpışmadan sonra Muaviye’nin tarafı tam yenilecekken Amr; bir kurnazlık yapar Kur’an-ı Kerim’in yapraklarını yırtıp mızrakların başına takarak, “Aramızda Kur’an arabulucu olsun” der. Hz. Ali’nin tarafları bu oyuna gelmişlerdir. Hz. Ali’yi dinlememişler ve o meşhur hakem olayı gerçekleşmiştir. Lanet Muaviye halife seçilir. Hz. Ali tarafları yapılanın hile olduğunu söylenmeye başlarlar. Hz. Ali “ben sizlere söyledim savaşalım diye, bu insanların Kuran’a inançları olsaydı, yapraklarını yırtıp mızraklarına takmazlardı ama siz beni dinlemediniz.”der. Hariceler denilen grup Hz. Ali’yle savaşırlar ve yenilirler. Bu yenilgiden Hz. Ali’ye kin ve nefret duymaya başlarlar. Bir sabah Hz. Ali evinden çıkarken mülcem laneti arkadan saldırır ve yaralar. Hz. Ali 3 gün yaralı yattıktan sonra şehit olur. Bu kabustan sonra İmam Hasan halife seçilir. Muaviye rahat durmaz büyük bir ordu hazırlar. İmam Hasan, Basra’ya Kufe’ye elçiler gönderir. Herkes Ehl-i Beyt için canını seve seve vereceğini söyler. Kısa zaman sonra herkes sözünden döner. İmam Hasan lanet Muaviye’yle mecburen antlaşma yapar.
Muaviye “Ey Hasan, babana senin olmadığın mescitlerde küfür ettireyim” der İmam Hasan buna şiddetle karşı çıkar..İmam Hasan karşı çıksa da bu taslak üzerinde anlaşırlar. Muaviye İmam Hasan’ı öldürmek için; eşi Cude’ye der ki; Hasan’ı öldür seni oğlum Yezit’e alacağım der. Lanet kadın İmam Hasan’ın suyuna çok etkili bir zehir koyar, İmam Hasan suyu içtiğinde içinde büyük bir acı hisseder. İmam Hasan, İmam Hüseyin’i çağırır ve vasiyet eder; “Beni dedemin yanına defnet, eğer müsaade etmezlerse, büyük annemin yanına (Hz. Ali’nin annesi) defnet” der ve gözlerini yumar, şehit olur. Hz. Hüseyin o mübarek naşı alır, atasının yanına götürür. Ayşe, bir katıra binip, ümeyye oğullarıyla buna izin vermezler. O mübarek cenazeyi oklamaya başlarlar. Hz. Hüseyin ve İbn-i Abbas “Ey Ayşe dün bir deveye bindin karşımıza çıktın, bugünde bir katıra binmiş, o cenazeyi buraya bırakmam diyorsun. İmam Hasan Peygamber’in torunu” der. Hz. Hasan’ın vasiyetine uyularak Hz. Ali’nin annesinin yanına defnedilir. Lanet Muaviye ölmeden, herkesi oğlu Yezide biat ettirdi. Şah Hüseyin ise, Yezide biat etmedi. Kufe halkı; “Gel bize İmamlık et” diye mektup üstüne mektup gönderiyordu. Şah Hüseyin Müslim Akil’i Kufe’ye yollar. Herkes İmam adına Müslim Akil’e biat eder. Şah Hüseyin de yola çıkar. Kufe halkı, verdikleri sözden dönerler, hatta Müslim Akil’in başına konulan altınları almak için her yerde Müslim Akil’i ararlar, bulurlar. Korkunç bir şekilde çocuklarıyla (iki oğluyla biri 3, diğeri 6 yaşında) başlarını keserler. Başsız bedenlerini Kufe sokaklarında dolandırır dururlar. Bu haber Şah’a ulaşır. Şah Hüseyin artık bu yoldan dönüş olmayacağını yanında gelen insanlara söyler. “Bizi sonu belli olan bir yolculuk bekliyor, bu yolculuğun sonunda ölüm var. Evlerine gitmek isteyen gidebilir, hiçbir hakkım üzerlerinde yoktur” der. Çevresinde gelen insanlar birer birer uzaklaşırlar, sadece ev halkı kalır. Kerbela denilen yere varmışlardır. Çevreleri Yezid’in askerleri tarafından sarılır. Şah Hüseyin’e “Ya Yezit’e biat edersin yada bu yerden çıkmana müsaade etmeyiz.” derler. Oysaki Kur’an-ı Kerim’in bize şu emri vardı. Şura suresi 23. ayet “Ben sizden Ehl-i Beyt’imi sevmeniz dışında bir şey istemiyorum.” der. Bu zalimliği yapan, güya Müslüman, Peygamber’den şefaat dileyen hainler topluluğudur. Allah’ın bize sevmeyi emrettiği Ehl-i Beyt’ine su verilmiyor, Hz. Hüseyin’in yüreği yanıyordu. Peygamber’in öpmeye kıyamadığı sevgili torununa, yeryüzünün en acı işkenceleri hazırlanıyordu. İlk meydana Hür çıkar, Hür adı gibi Hürdür. Yezit’in komutanı olmasına rağmen Ehl-i Beyt ailesine yapılanlara gönlü razı olmayıp, Şah Hüseyin’in tarafına geçip adı gibi Hür bir şekilde çarpışarak şehit olur. Kerbela artık kan ağlıyordu. İmam Hasan’ın kutlu çocukları birer birer şehit oluyorlardı. Hz. Ali çocukları, Ehl-i Beyt dostları şehitlik şerbetini içiyorlardı. Celal Abbas’ın yürek yakan şehitliği, Ali Ekber henüz 18 yaşında gencecik bir fidandı. Ali Asgar henüz 6 aylıktı, Şah Hüseyin, o masumu Yezit’in askerlerine gösterip, “Var sayalım biz bir yanlış yaptık, bize su vermiyorsunuz,” Ali Asgar’ı havaya kaldırıp, “bari bu masuma su verin.” der. Lanetlerden biri, bir ok atar, o masumun boğazına saplanır. Bir kuş gibi çırpına çırpına can verir. Çadırlarda artık kadınların gözyaşları kurumuş, sesleri haykırmaktan kısılmıştı. Şah Hüseyin’de artık gözyaşlarına hakim olamaz, ev halkını toplar vasiyetini İmam Zeynel Abidin’e söyler. “Senin buradan sağ çıkman lazım bizim soyumuzun devam etmesi için” kadınlara, “ben şehit olduğumda üst başınızı yırtmayın, feryat etmeyin.” der. Sevgili ciğer paresi Zeynel Abidin’e öyle bir sarılır ki; yer, gök feryat eder. Hepsiyle helalleşir, atına binip meydana çıkar, karşısına çıkan savaşçıların teker teker canlarını cehenneme gönderir. İmam Hüseyin “Ey kafirler topluluğu, yarın ulu divan kurulduğunda, bizi uyarmadın demeyin. Ben Muhammed Mustafa’nın torunuyum, Ali’yül Mürteza’nın oğluyum gelin bu zalimlikten vazgeçin” der. Yezit’in komutanı, “ya Yezit’e biat edersin yada buradan senin başını alıp Yezit’e götürürüm” der. Şah Hüseyin “Ben Yezit’e biat etmem” der. Atını lanetlerin üzerine sürer, yüzlerce kişi Şah’a saldırır. Artık Şah Hüseyin’in bedeni daha fazla dayanamaz, her yanından su gibi kanlar akar ve atından düşer. Lanet Şimir gelip Şah Hüseyin’in mübarek başını keser. Bunu gören İmam Zeynel Abidin, Hz. Zeynep ve diğer kadınlar feryat ederler. O başsız bedenleri atlara çiğnetirler. Şah Hüseyin’in mübarek başını mızraklara takıp, zılgıtlar çekerler. Ehl-i Beyt kadınlarını ve çocuklarını çıplak develere bindirip Kufe’ye götürürler.
Kufe’ye girdiklerinde halk, Yezit’in askerlerini alkışlar, bazıarıda Ehl-i Beyt’in o halini görünce ağlaşırlar. Şah Hüseyin’in mübarek başı bir tepsi üzerinde Yezit’in önüne getirilir. Lanet Yezit bir çubukla Şah Hüseyin’in dişleriyle oynar. Bu durumu gören bir hak dostu “Ey Yezit Muhammed Mustafa o dudakları öpmeye kıyamazdı, nasıl böyle bir zalimlik yaparsın” der. İmam Zeynel Abidin Yezit’in yanına getirilir. Bu yapılanları cezalandıracağını söyler. Lanet Yezit “Ne istersin benden” der. Zeynel Abidin “Babamın başını kesenin başını isterim, çadırlarımızda emanetlerimiz talan edildi bunları isterim ve bir mescide çıkıp Hutbe okuyacağım” der. Yezit; “Babanın başını kesenin başını vereyim sana, emanetlerinizi binlerce asker talan etti kimin ne aldığını bilemem, Hutbe okuduğunda da bize rahmet okuyacaksın” der. İmam Zeynel Abidin mimbere çıkar, Ehl-i Beyt soyuna rahmet, Muaviye’nin soyuna lanet okur. Öyle bir konuşma yapar ki; Yezit ağzını açamaz. İmam Zeynel Abidin ve ailesinin oradan ayrılıp gitmesine izin verirler. Zeynel Abidin Hazretleri de zehirlenerek şehit edilir. Onbir İmamımızda aynı kaderi paylaşır, sadece Muhammed Mehdi sır olur.
Evet sevgili dostlar, aynı acıyı ata dedelerimizde yaşar. Hallacı Mansur, Pir Sultan Abdal, Şah Hatayi ve ismini yazamadığım nice ulularımız bedel verirler ve hala da veriyoruz. Suçumuz Hak Muhammed Ali’yi mi sevmek yoksa Ehl-i Beyt’i mi sevmek? Cem evlerimiz ibadet olarak kabul görmüyor. Cem evlerimizde ne yapıyoruz? Hak, Muhammed Ali’nin ve Ehl-i Beyt’inin bize bıraktıkları emanetlere sahip çıkıyoruz. Bizi tanımayan ve tanımak isteyen herkese gönül kapıız açık. Bizim yolumuz sevgi yolu, muhabbet yoludur. Otman baba ne güzel söyler; “Şükür minnet ki, ey kadim şah ki, sensin her kulun halinden haberdar..''
--------------------------------------------------------------------------
saygılar..
mustafa coşkun
exuberant2008@hotmail.com
'' CESARETİN BİTTİĞİ YERDE ESARET BAŞLAR ! ''