Tarih 17.12.09, 18:46
Yazan huseyin corlu Yer: izmir
ALEVİ ÇALIŞTAYI
M. Seyfi OKTAY
Adalet Eski Bakanı
ARALIK 2009
ANKARASayın Bakan,
Değerli Kamu Görevlileri,
Değerli Katılımcılar,
Sizleri saygıyla selamlıyorum.
Bu çalışmaların ülkemize ve demokrasimize
hayırlı sonuçlar getirmesini diliyorum.
Görüşmekte olduğumuz sorun, kökleri tarihin
derinliklerinde olan bir sorun olup, Ülkemizin demokratik lâik
hukuk devleti sistemiyle doğrudan ilişkili olan bir sorundur.
Konuyu önyargılardan uzak, aklın ve bilimin
ışığı ve objektifliği
çerçevesinde, gerçekleri görüp ve anlama
gayreti içerisinde incelemeliyiz.
Artık konunun üstünün kapatılamayacağı
bir sürece girilmiştir.
Tarih bu konuda çok acı ve utanılacak gerçeklerle
doludur. Ancak bütün bunları güncelleştirmenin bir
yararı yoktur. Zaten Alevilerde hep geleceğe bakmışlar
gelecek için imkanlar ölçüsünde
çözümler üretme ve sentezler oluşturma gayreti
içerisinde olmuşlar, hep sabretmişler, deyim yerinde ise
hep “acıyı bal eyleme” çabasında
olmuşlardır.
Ancak şunları ifade etmeyi de konu üzerinde daha derin
düşünme acısından uygun görmekteyim:
Aleviler asırlarca dışlanmışlar,
aşağılanmış ve yok sayılmışlar, yok
edilmek için her türlü zulüm ve baskıya maruz
bırakılmışlardır. Katliamlar
yapılmış, zaman olmuş kütüphanelerde kitaplar
yakılmış, Alevi inançlı insanların ve bu
inanç öğelerinin tafsiyesi için hayale
sığmayacak suçlamalara maruz
bırakılmışlardır.
Osmanlı belgeleri adeta birer canlı organizma gibi
arşivlerde durmaktadır. Kitlesel katliamlar için verilen
fetvalar, padişah buyrukları geçmişin ne kadar
karanlık olduğunu tartışmasız biçimde
ortaya koymaktadır.
Kuşkusuz Cumhuriyetle birlikte devlet yapısında
köklü bir değişim ve dönüşüm
yaşanmıştır. Cumhuriyet Aleviler için bir
yaşam güvencesi getirmiştir. Ama ne yazık ki;
Cumhuriyetin öngördüğü temel
doğrultuların yaşam biçimine dönüşmesi
sağlanamamıştır. Cumhuriyet ilkeleri doğrultusunda
sistemin, kafaların ve vicdanların dönüşmesi,
öyle görülüyor ki daha çok zaman alacaktır
diye düşünüyorum.
Toplumun belli kesimlerinde de olsa, tarihsel süreçteki
anlayışın kalıntıları
varlığını sürdürmektedir. Cumhuriyet
döneminde gerçekleşen Kahramanmaraş, Çorum,
Malatya, Sivas ve Gazi olayları bunun açık bir
göstergesidir.
Kahramanmaraş, Çorum, Malatya, İstanbul Gazi
katliamlarında suçlular cezalandırılamamış,
katliamların gerçek nedeni ortaya konulamamış, bu
olaylar adeta mahalle kavgası oluyormuş gibi işlem
yapılmıştır.
Bunlardan yalnız Sivas katliamında olayın fiili failleri
cezalandırılmışlardır. Bilindiği gibi
yargı 33 kişiye idam cezası ve onlarca kişiye hapis
cezaları vermiştir. Daha da önemlisi mahkeme kararında
bu katliamın adi bir suç niteliğinde olmayıp, aynen
Kubilay olayında olduğu gibi, demokratik, laik hukuk sistemine
karşı bir gerici ayaklanma olarak nitelendirilmiştir. Bu
tür olayların nedeni ilk defa bu kararla gün
ışığına çıkmıştır.
Bütün bunlara ve Devlet yapısındaki olumsuz
anlayış ve uygulamalara karşın, iktidarın konuyu
ülkenin ve siyasetin gündemine taşımasını,
Alevilik gerçeğiyle yüzleşmek istemesini, onu
anlamaya çalışmasını tarihsel bir gelişme
olarak not etmek gerekir diye düşünüyorum.
İktidarın konuyu gündeme getirmekteki amacı ne olursa
olsun, niyeti içtenlikli olsun veya olmasın, isterse
yurtdışından gelen etkiler nedeniyle olsun, bizlere
düşen görevler konuyla ilgili gerçekleri, talepleri
sunmanın devlete, iktidara, ulusal kamuoyumuza yansıtmanın
son derece yararlı olduğuna inanıyorum.
Avrupa Birliğinin gündemine aldığı bu konuyu
aydınlarımızın, demokratik laik sosyal hukuk devleti
yandaşlarının sistemin noksanlıklarını,
yanlışlarını saptama, bunların giderilmesinin
yollarını açmaya çalışmalarının
yanlış olan tarafı ne olabilir.
AR
FUAF - Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu | Yazdır
ALEVİ ÇALIŞTAYI
M. Seyfi OKTAY
Adalet Eski Bakanı
ARALIK 2009
ANKARASayın Bakan,
Değerli Kamu Görevlileri,
Değerli Katılımcılar,
Sizleri saygıyla selamlıyorum.
Bu çalışmaların ülkemize ve demokrasimize hayırlı sonuçlar getirmesini diliyorum.
Görüşmekte olduğumuz sorun, kökleri tarihin derinliklerinde olan bir sorun olup, Ülkemizin demokratik lâik hukuk devleti sistemiyle doğrudan ilişkili olan bir sorundur.
Konuyu önyargılardan uzak, aklın ve bilimin ışığı ve objektifliği çerçevesinde, gerçekleri görüp ve anlama gayreti içerisinde incelemeliyiz.
Artık konunun üstünün kapatılamayacağı bir sürece girilmiştir.
Tarih bu konuda çok acı ve utanılacak gerçeklerle doludur. Ancak bütün bunları güncelleştirmenin bir yararı yoktur. Zaten Alevilerde hep geleceğe bakmışlar gelecek için imkanlar ölçüsünde çözümler üretme ve sentezler oluşturma gayreti içerisinde olmuşlar, hep sabretmişler, deyim yerinde ise hep “acıyı bal eyleme” çabasında olmuşlardır.
Ancak şunları ifade etmeyi de konu üzerinde daha derin düşünme acısından uygun görmekteyim:
Aleviler asırlarca dışlanmışlar, aşağılanmış ve yok sayılmışlar, yok edilmek için her türlü zulüm ve baskıya maruz bırakılmışlardır. Katliamlar yapılmış, zaman olmuş kütüphanelerde kitaplar yakılmış, Alevi inançlı insanların ve bu inanç öğelerinin tafsiyesi için hayale sığmayacak suçlamalara maruz bırakılmışlardır.
Osmanlı belgeleri adeta birer canlı organizma gibi arşivlerde durmaktadır. Kitlesel katliamlar için verilen fetvalar, padişah buyrukları geçmişin ne kadar karanlık olduğunu tartışmasız biçimde ortaya koymaktadır.
Kuşkusuz Cumhuriyetle birlikte devlet yapısında köklü bir değişim ve dönüşüm yaşanmıştır. Cumhuriyet Aleviler için bir yaşam güvencesi getirmiştir. Ama ne yazık ki; Cumhuriyetin öngördüğü temel doğrultuların yaşam biçimine dönüşmesi sağlanamamıştır. Cumhuriyet ilkeleri doğrultusunda sistemin, kafaların ve vicdanların dönüşmesi, öyle görülüyor ki daha çok zaman alacaktır diye düşünüyorum.
Toplumun belli kesimlerinde de olsa, tarihsel süreçteki anlayışın kalıntıları varlığını sürdürmektedir. Cumhuriyet döneminde gerçekleşen Kahramanmaraş, Çorum, Malatya, Sivas ve Gazi olayları bunun açık bir göstergesidir.
Kahramanmaraş, Çorum, Malatya, İstanbul Gazi katliamlarında suçlular cezalandırılamamış, katliamların gerçek nedeni ortaya konulamamış, bu olaylar adeta mahalle kavgası oluyormuş gibi işlem yapılmıştır.
Bunlardan yalnız Sivas katliamında olayın fiili failleri cezalandırılmışlardır. Bilindiği gibi yargı 33 kişiye idam cezası ve onlarca kişiye hapis cezaları vermiştir. Daha da önemlisi mahkeme kararında bu katliamın adi bir suç niteliğinde olmayıp, aynen Kubilay olayında olduğu gibi, demokratik, laik hukuk sistemine karşı bir gerici ayaklanma olarak nitelendirilmiştir. Bu tür olayların nedeni ilk defa bu kararla gün ışığına çıkmıştır.
Bütün bunlara ve Devlet yapısındaki olumsuz anlayış ve uygulamalara karşın, iktidarın konuyu ülkenin ve siyasetin gündemine taşımasını, Alevilik gerçeğiyle yüzleşmek istemesini, onu anlamaya çalışmasını tarihsel bir gelişme olarak not etmek gerekir diye düşünüyorum.
İktidarın konuyu gündeme getirmekteki amacı ne olursa olsun, niyeti içtenlikli olsun veya olmasın, isterse yurtdışından gelen etkiler nedeniyle olsun, bizlere düşen görevler konuyla ilgili gerçekleri, talepleri sunmanın devlete, iktidara, ulusal kamuoyumuza yansıtmanın son derece yararlı olduğuna inanıyorum.
Avrupa Birliğinin gündemine aldığı bu konuyu aydınlarımızın, demokratik laik sosyal hukuk devleti yandaşlarının sistemin noksanlıklarını, yanlışlarını saptama, bunların giderilmesinin yollarını açmaya çalışmalarının yanlış olan tarafı ne olabilir.
AR