Alevilik Öğretisi
Nefes Tazelemek - Hasan Harmancı
İnanç ve felsefe bir araya geldiğinde yaşamımızı beraber sürdürdüğümüz, biz dahil her şeyin nasıl yaratıldığı ve ya doğuşunun nasıl olduğu üzerine alevlenir tartışmalar. Bunun önemli gerekçesi, her inanç ve felsefe nereye yakın olduğunu veya tarihini, mitolojisini, inancını nelere göre kurduğunu baştan ortaya koyar. İşte Aleviliğin felsefesinin temeline koyduğu bu yöndeki sorunun yanıtları nasıl aranmalı ve Aleviliğin içinde nasıl boyutlandığının bulanıklaştığı bir süreçteyiz. Bu bir başlangıç sadece.
Bu inancın felsefi olarak kurumsallaşıp kurumsallaşmadığını da gösterir bize. İşte son dönemlerde Aleviliğin sırrını arayanlar ve ona vakıf olanlar bu kapıları aralıyorlar yolu. Binlerce yılın birikimi felsefe ve inanç örgüsünü bir kalemde çözmek öyle kolay olmasa gerek. Artık kolaylıklar üzerine değil de birbirimizin birikimi üzerine yola çıkıyoruz. Bazen de sözün bir sınırı oluyor. Yani her söz her mecliste dillendirilmez. İşte bu haliyle üç yüz yıllık süreç içinde kurumsallaşması sindirilmeye çalışılan Alevilik kendini yeniden yaratırken, dağılmış olan belleğini, sırlarını, kitabe ve sözlü gelenekten süzüle süzüle meydanda güçlenen hikmet ve şiir geleneğiyle bu yaratıcılığını konuşturuyor. Sır kitapları Alevilik açısından korku ve kutsallığın eli yakması değildir. Ona korku ve kaygı ile yaklaşılmaz. Bilim, bilgi ve aşk açlığı ile yaklaşılır.
Alevilik şöyle çıkıyor yola; “Varlık kendini yoktan var edemez, yokluk hiçlik demektir.” İşte bu cümle bir yaratıcıcılara ve ona bağlı kurgulara karşı her ne demek istiyorsa, Haşim Kutlu’nun son çalışması olan “Kızılbaş Alevilikte Yol- Erkân-Meydan”da onu diyor. Bu kitap tartışmaları politik arenadan felsefe alanına çeken nadir çalışmalardan biridir. Daha önceki çalışmaların içinde politik yanıtlamalardan kaynaklanan bir çıkış ve kurgu içerirken, bu çalışmada buna gerek kalmadan belli bir birikim ve felsefi alan dikkate alınarak ve hiç karşılaştırmaya gerek bırakmadan doğrudan Aleviliğin felsefi kollarının üretiminin yansımalarını paylaşıyor bizimle.
İnsanlığın başlangıcına ait ve felsefenin de temel sorularını oluşturan noktalardan yola çıkılarak, Alevilik felsefi kurgusunu bilimle ve genel felsefe ile nasıl atbaşı sürdüğünü ve anlaşılır bir temele, dayanağa sahip olunduğunu gözler önüne seriliyor bu çalışma. Kendini Nokta-i Vahit (nur) ile başlatan bir inancın nasıl bir yol izleyeceği tartışma konusu ve bunun kitaplı dinlere bulaşılmadan verilebilmesi bu bilgi kirliliği içinde ne yazık ki en zor şey. İşte bu kitap bunlara bulaşmadan –yanlış kanı ve felsefi kurguları tartışmak hariç doğal olarak- bu felsefe ve inançları örneklemeye gerek duymadan bir felsefenin kendisini anlatıyor.
Haşim Kutlu’yu birçoğunuz gibi yıllardır okuyan izleyen biri olarak, onun Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda çocukluğunu ve gençliğini babası Kurban Baba ile hizmetli olarak geçirmiş olduğunu öğrenmek ise apayrı bir sürpriz oldu. Benim için sır ancak burada saklı olabilir. Bilgeliğin içinde yaşananı özümsemiş olmaktır bu da. İşte bu felsefenin el değmemiş veya bozulmasına imkan olmayan yanıdır. Biz, yıllardır bu kapıları aramıyor muyuz. Bu birikimi dinlemek ve öğrenmek için köy köy dolaşmıyor muyuz. Bu birikimi ne kadarını paylaşıldığının bu kitapta tüm detaylarıyla görmek mümkün mü bilmiyorum, ancak dergahta edinilenin ne kadar yaratıcı ve Aleviliği güçlendirici, umutlandırıcı olduğunu görmek mümkün.
Aleviliğin en çok ihtiyaç duyduğu durumlardan biri de felsefesini kendi dili ve kavramları ile açıklamasıdır. Bu Aleviliğin kaybedilmeye, yozlaştırılmaya çalışılan yanı üstelik. Kutlu’nun ilk verimi burada faş ediyor. O kendi felsefesinin dilini ve kavramlarını hem iyi kullanıyor, hem de gerek duyduğunda çözümlüyor. Bir çalışmanın özgünlüğünü ve gücünü en çok buradan alabiliriz. Kendi dilini kullanan Alevilik ne küçümsenebilir, ne de köleleştirilebilir. Bu özgünlük halinde Aleviliğin dalları, ana damarla kendine dışarıdan şırıngalanmaya çalışılanı kolayca reddeder.
Zoru Aşan Konular
Bu kitapla sadece genel okuma amaçlı yola çıkılmadığı, aynı zamanda Pirlere, Dedelere, Babalara yönelik olduğunu söylemek gerek. Kutlu’nun bu noktadaki iddiası ve anlatımları ile kurguları uyuşmaktadır. Kitabın heyecanlandıran önemli yanlarından biri de bu özelliğidir. Yani bu çalışmayı okumak amaçlı değil öğrenmek ve uygulamak amaçlı ele almak gerek. Toplumumuzun kirlenmiş olar birçok soru/yanıtını burada görmek, üzerimizdeki Alevilik gömleğinin teorik kalmasını engelliyor.
Kitap, Aleviliği bilmek için öncelikle dört kapı kırk makamı felsefi olarak değerlendiren, bu kavramları Aleviliğin varlığa geliş felsefesi ile yoğuran ve boyutlarının nasıl oluştuğu üzerinde tartışan bir içeriğe sahip. Fırka-i Naciye evlatlarının felsefi kurgularının ne olduğunu ve bu anlamda Başköylü Hasan Efendi (Pir Hasan)’nin nasıl anlaşılması gerektiğini, Hak- Muhammed- Ali üçlemesinin Aleviliği kullanmaya kalkanlar tarafından nasıl çarpıtıldığını ayrıntılı olarak dile getiriyor.
Her okuyanın kolayca anlayabileceği bir dilin varlığına karşın, yoğun bir felsefi düzlemden bakan Kutlu, Alevilik açısından ölümün ne anlama geldiği, ne olarak anlaşıldığı, yeniden doğuşun nasıl kurgulandığı, bunun diğer felsefeler ile ilişkisinin ne olduğu, Alevi şiir geleneğinden nasıl beslenildiğine dair açıklamalı örnekler veriyor. Musahip kardeşliği için ikrarın nasıl alındığı, bu ikrarın nasıl korunduğu ve bir Alevilik kimliğinin bu kural üzerinden nasıl işlediğini, felsefi ve pratik düsturları ile anlaşılabilmesini nasıl sağlayabileceğimizi nesnelleştiriyor. Musahiplikte kadının rolü ile önemi ve kadın kimliğinin genel olarak Alevilikte neden öne çıktığını ikrar töreninin ilksel özelliklerine atıflarıyla biçimlendiriyor.
On iki hizmet ve on iki erkanın gülbengler, uygulanış ve yaşanış sırasıyla dile getirilmesi ve bu cem unsurlarının Alevilikteki toplumsal karşılığının ne olduğu, Alevi felsefesinde kullanılan ancak kirlenme ile karşı karşıya kalan bazı hizmetlerin yeniden yapılandırılmasının zorunluluğu, Alevilikte suç ve ceza ilişkisinin ne üzerine kurulduğunu tartışmak açısından çözümlemeler sunmaktadır Kutlu. Aşure’nin Aleviliğe nasıl girdiği ve değerinin ne olduğu, Nuh Tufan’ının Alevilikteki anlamının ne olduğunun görülmesi ve Hakk’a yürüyen can için yol-erkânın nasıl gerçekleştirileceğini pratik bir diyaloğ biçiminde tartışmaktadır. İşte bu nedenle bu çalışma taliplerin kendini bilmesi kadar, pirlik makamının da yozlaşmış felsefi kurgulardan kendini soyutlamasına bir uyarıcıdır.
Kirli Suyu Durdurmak
Alevi dedelerinin, babalarının gittikçe besinsiz ve ‘el’siz kaldığı bu süreçte düştükleri yanlışları nasıl yeniden ele alabilecekleri ve bunun için felsefeyi nasıl okumaları gerektiğine yönelik açık tartışmadır bu çalışma. Kutlu bu cesareti göstermektedir.
Son yıllarda Aleviliğin kimlik ve ‘öz’lük sorunları yaşamasının getirdiği sorunlara yanıtı felsefe ile vermek ve bu tartışmaların düzeyini belirlemek ne yazık ki hep ayakları basmayan bir formasyon ile gerçekleşti. Alevi kimdir ve nasıl düşünür, ne ile düşünür, ruh tasarımı nasıldır soruları sürekli olarak ilahi bir deformasyonla tek tipleştirilmeye ve gittikçe yok sayılmaya itilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle İslami kurum ve kuruluşların müdahale ve zorlamaları ile karşılaşılmaya kapı aralanmıştır. Cem unsurlarının kitabi olarak kuranileştirilmesi ve asli unsur olarak manifestosunun peygamber kişiliği ile Muhammed’e yüklenilmesinin neleri aksattığını bu çalışmanın felsefi gücüyle görmek mümkün. Aleviliğin yaralanmış yüzünün yanında özellikle yol dilini kaybeden veya sindirememiş dedeler ve gençler tarafından nasıl da karmaşaya ve önlenemez asimilasyona çığır açtığını bu çalışmayı okuyunca anlamak daha bir kolaylaşıyor.
Bu çalışma bu nedenle toplumsallaşmanın dil ve felsefe ile yaratılabileceğini bize göstermektedir. Aleviliğin içinde yaşayan olmanın getirdiği pratik gücü ise Kutlu’nun meydanı boş bulanlara tokat gibi yanıtları öne çıkıyor. Bu çalışma delil yaratmıyor, Aleviliğin ‘delil’ini yeniden uyarıyor ve yolu açanlara hikmeti bir güç katıyor. Okudukça heyecanınızı saklayamayacağınız birçok bilgi ve belge ile karşılaşacaksınız. Bazı anlatımlarında Kurban Baba’nın öngörü ve öğretisinin talip üzerindeki etkisini, bazı yerlerde Pir Hasan’ın öğretisinin şiirsel dilini soluyacaksınız. Hele hele Pir Kurban Baba’nın kendi darını kendisinin görmesini, Aleviliğin nasıl bir ruhsal sezgi ve idealize içinde olduğunu anlamak açısından çok yaratıcı.
Felsefe okullarında okunmayı hak eden Alevilik, yol eksikliklerini kapatmaya başladıkça toplumsal düzenlenime giden yolunu çağdaş dünya ile daha bir kuracak ve ayakları üzerinde söyleyecek sözü çoğalacaktır. Kutlu, yaşamını adadığı Alevilik felsefesinin yol eri olarak bir bellek tazeleme özeleştirisi ile bize sunduğu çalışması Alevi yoluna, terminolojisine, hukukuna bir dil sunmaktadır, binlerce yılın nefesiyle hem de. İşte şimdi bir söz daha da değerleniyor; “aşk ile erenler” diyenlerin dillerine nasıl ve ne ile sahip olmaları gerektiği.
HASAN HARMANCI
Antropolog-yazar
Bu inancın felsefi olarak kurumsallaşıp kurumsallaşmadığını da gösterir bize. İşte son dönemlerde Aleviliğin sırrını arayanlar ve ona vakıf olanlar bu kapıları aralıyorlar yolu. Binlerce yılın birikimi felsefe ve inanç örgüsünü bir kalemde çözmek öyle kolay olmasa gerek. Artık kolaylıklar üzerine değil de birbirimizin birikimi üzerine yola çıkıyoruz. Bazen de sözün bir sınırı oluyor. Yani her söz her mecliste dillendirilmez. İşte bu haliyle üç yüz yıllık süreç içinde kurumsallaşması sindirilmeye çalışılan Alevilik kendini yeniden yaratırken, dağılmış olan belleğini, sırlarını, kitabe ve sözlü gelenekten süzüle süzüle meydanda güçlenen hikmet ve şiir geleneğiyle bu yaratıcılığını konuşturuyor. Sır kitapları Alevilik açısından korku ve kutsallığın eli yakması değildir. Ona korku ve kaygı ile yaklaşılmaz. Bilim, bilgi ve aşk açlığı ile yaklaşılır.
Alevilik şöyle çıkıyor yola; “Varlık kendini yoktan var edemez, yokluk hiçlik demektir.” İşte bu cümle bir yaratıcıcılara ve ona bağlı kurgulara karşı her ne demek istiyorsa, Haşim Kutlu’nun son çalışması olan “Kızılbaş Alevilikte Yol- Erkân-Meydan”da onu diyor. Bu kitap tartışmaları politik arenadan felsefe alanına çeken nadir çalışmalardan biridir. Daha önceki çalışmaların içinde politik yanıtlamalardan kaynaklanan bir çıkış ve kurgu içerirken, bu çalışmada buna gerek kalmadan belli bir birikim ve felsefi alan dikkate alınarak ve hiç karşılaştırmaya gerek bırakmadan doğrudan Aleviliğin felsefi kollarının üretiminin yansımalarını paylaşıyor bizimle.
İnsanlığın başlangıcına ait ve felsefenin de temel sorularını oluşturan noktalardan yola çıkılarak, Alevilik felsefi kurgusunu bilimle ve genel felsefe ile nasıl atbaşı sürdüğünü ve anlaşılır bir temele, dayanağa sahip olunduğunu gözler önüne seriliyor bu çalışma. Kendini Nokta-i Vahit (nur) ile başlatan bir inancın nasıl bir yol izleyeceği tartışma konusu ve bunun kitaplı dinlere bulaşılmadan verilebilmesi bu bilgi kirliliği içinde ne yazık ki en zor şey. İşte bu kitap bunlara bulaşmadan –yanlış kanı ve felsefi kurguları tartışmak hariç doğal olarak- bu felsefe ve inançları örneklemeye gerek duymadan bir felsefenin kendisini anlatıyor.
Haşim Kutlu’yu birçoğunuz gibi yıllardır okuyan izleyen biri olarak, onun Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda çocukluğunu ve gençliğini babası Kurban Baba ile hizmetli olarak geçirmiş olduğunu öğrenmek ise apayrı bir sürpriz oldu. Benim için sır ancak burada saklı olabilir. Bilgeliğin içinde yaşananı özümsemiş olmaktır bu da. İşte bu felsefenin el değmemiş veya bozulmasına imkan olmayan yanıdır. Biz, yıllardır bu kapıları aramıyor muyuz. Bu birikimi dinlemek ve öğrenmek için köy köy dolaşmıyor muyuz. Bu birikimi ne kadarını paylaşıldığının bu kitapta tüm detaylarıyla görmek mümkün mü bilmiyorum, ancak dergahta edinilenin ne kadar yaratıcı ve Aleviliği güçlendirici, umutlandırıcı olduğunu görmek mümkün.
Aleviliğin en çok ihtiyaç duyduğu durumlardan biri de felsefesini kendi dili ve kavramları ile açıklamasıdır. Bu Aleviliğin kaybedilmeye, yozlaştırılmaya çalışılan yanı üstelik. Kutlu’nun ilk verimi burada faş ediyor. O kendi felsefesinin dilini ve kavramlarını hem iyi kullanıyor, hem de gerek duyduğunda çözümlüyor. Bir çalışmanın özgünlüğünü ve gücünü en çok buradan alabiliriz. Kendi dilini kullanan Alevilik ne küçümsenebilir, ne de köleleştirilebilir. Bu özgünlük halinde Aleviliğin dalları, ana damarla kendine dışarıdan şırıngalanmaya çalışılanı kolayca reddeder.
Zoru Aşan Konular
Bu kitapla sadece genel okuma amaçlı yola çıkılmadığı, aynı zamanda Pirlere, Dedelere, Babalara yönelik olduğunu söylemek gerek. Kutlu’nun bu noktadaki iddiası ve anlatımları ile kurguları uyuşmaktadır. Kitabın heyecanlandıran önemli yanlarından biri de bu özelliğidir. Yani bu çalışmayı okumak amaçlı değil öğrenmek ve uygulamak amaçlı ele almak gerek. Toplumumuzun kirlenmiş olar birçok soru/yanıtını burada görmek, üzerimizdeki Alevilik gömleğinin teorik kalmasını engelliyor.
Kitap, Aleviliği bilmek için öncelikle dört kapı kırk makamı felsefi olarak değerlendiren, bu kavramları Aleviliğin varlığa geliş felsefesi ile yoğuran ve boyutlarının nasıl oluştuğu üzerinde tartışan bir içeriğe sahip. Fırka-i Naciye evlatlarının felsefi kurgularının ne olduğunu ve bu anlamda Başköylü Hasan Efendi (Pir Hasan)’nin nasıl anlaşılması gerektiğini, Hak- Muhammed- Ali üçlemesinin Aleviliği kullanmaya kalkanlar tarafından nasıl çarpıtıldığını ayrıntılı olarak dile getiriyor.
Her okuyanın kolayca anlayabileceği bir dilin varlığına karşın, yoğun bir felsefi düzlemden bakan Kutlu, Alevilik açısından ölümün ne anlama geldiği, ne olarak anlaşıldığı, yeniden doğuşun nasıl kurgulandığı, bunun diğer felsefeler ile ilişkisinin ne olduğu, Alevi şiir geleneğinden nasıl beslenildiğine dair açıklamalı örnekler veriyor. Musahip kardeşliği için ikrarın nasıl alındığı, bu ikrarın nasıl korunduğu ve bir Alevilik kimliğinin bu kural üzerinden nasıl işlediğini, felsefi ve pratik düsturları ile anlaşılabilmesini nasıl sağlayabileceğimizi nesnelleştiriyor. Musahiplikte kadının rolü ile önemi ve kadın kimliğinin genel olarak Alevilikte neden öne çıktığını ikrar töreninin ilksel özelliklerine atıflarıyla biçimlendiriyor.
On iki hizmet ve on iki erkanın gülbengler, uygulanış ve yaşanış sırasıyla dile getirilmesi ve bu cem unsurlarının Alevilikteki toplumsal karşılığının ne olduğu, Alevi felsefesinde kullanılan ancak kirlenme ile karşı karşıya kalan bazı hizmetlerin yeniden yapılandırılmasının zorunluluğu, Alevilikte suç ve ceza ilişkisinin ne üzerine kurulduğunu tartışmak açısından çözümlemeler sunmaktadır Kutlu. Aşure’nin Aleviliğe nasıl girdiği ve değerinin ne olduğu, Nuh Tufan’ının Alevilikteki anlamının ne olduğunun görülmesi ve Hakk’a yürüyen can için yol-erkânın nasıl gerçekleştirileceğini pratik bir diyaloğ biçiminde tartışmaktadır. İşte bu nedenle bu çalışma taliplerin kendini bilmesi kadar, pirlik makamının da yozlaşmış felsefi kurgulardan kendini soyutlamasına bir uyarıcıdır.
Kirli Suyu Durdurmak
Alevi dedelerinin, babalarının gittikçe besinsiz ve ‘el’siz kaldığı bu süreçte düştükleri yanlışları nasıl yeniden ele alabilecekleri ve bunun için felsefeyi nasıl okumaları gerektiğine yönelik açık tartışmadır bu çalışma. Kutlu bu cesareti göstermektedir.
Son yıllarda Aleviliğin kimlik ve ‘öz’lük sorunları yaşamasının getirdiği sorunlara yanıtı felsefe ile vermek ve bu tartışmaların düzeyini belirlemek ne yazık ki hep ayakları basmayan bir formasyon ile gerçekleşti. Alevi kimdir ve nasıl düşünür, ne ile düşünür, ruh tasarımı nasıldır soruları sürekli olarak ilahi bir deformasyonla tek tipleştirilmeye ve gittikçe yok sayılmaya itilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle İslami kurum ve kuruluşların müdahale ve zorlamaları ile karşılaşılmaya kapı aralanmıştır. Cem unsurlarının kitabi olarak kuranileştirilmesi ve asli unsur olarak manifestosunun peygamber kişiliği ile Muhammed’e yüklenilmesinin neleri aksattığını bu çalışmanın felsefi gücüyle görmek mümkün. Aleviliğin yaralanmış yüzünün yanında özellikle yol dilini kaybeden veya sindirememiş dedeler ve gençler tarafından nasıl da karmaşaya ve önlenemez asimilasyona çığır açtığını bu çalışmayı okuyunca anlamak daha bir kolaylaşıyor.
Bu çalışma bu nedenle toplumsallaşmanın dil ve felsefe ile yaratılabileceğini bize göstermektedir. Aleviliğin içinde yaşayan olmanın getirdiği pratik gücü ise Kutlu’nun meydanı boş bulanlara tokat gibi yanıtları öne çıkıyor. Bu çalışma delil yaratmıyor, Aleviliğin ‘delil’ini yeniden uyarıyor ve yolu açanlara hikmeti bir güç katıyor. Okudukça heyecanınızı saklayamayacağınız birçok bilgi ve belge ile karşılaşacaksınız. Bazı anlatımlarında Kurban Baba’nın öngörü ve öğretisinin talip üzerindeki etkisini, bazı yerlerde Pir Hasan’ın öğretisinin şiirsel dilini soluyacaksınız. Hele hele Pir Kurban Baba’nın kendi darını kendisinin görmesini, Aleviliğin nasıl bir ruhsal sezgi ve idealize içinde olduğunu anlamak açısından çok yaratıcı.
Felsefe okullarında okunmayı hak eden Alevilik, yol eksikliklerini kapatmaya başladıkça toplumsal düzenlenime giden yolunu çağdaş dünya ile daha bir kuracak ve ayakları üzerinde söyleyecek sözü çoğalacaktır. Kutlu, yaşamını adadığı Alevilik felsefesinin yol eri olarak bir bellek tazeleme özeleştirisi ile bize sunduğu çalışması Alevi yoluna, terminolojisine, hukukuna bir dil sunmaktadır, binlerce yılın nefesiyle hem de. İşte şimdi bir söz daha da değerleniyor; “aşk ile erenler” diyenlerin dillerine nasıl ve ne ile sahip olmaları gerektiği.
HASAN HARMANCI
Antropolog-yazar
Değerlendir



















